Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Derin devlet, güç, hırs, kadın, aşk, obsesyon...



Toplam oy: 38
Nazlı Eray
Doğan Kitapçılık

Nazlı Eray’ın Doğan Kitap tarafından yayınlanan Marilyn – Venüs’ün Son Gecesi adlı romanı, yıllardır magazin basınınca farklı neden ve içeriklerle gündemde tutulan Marilyn Monroe ve Kennedy kardeşler’in trajedilerini konu alıyor.

Nazlı Eray, Marilyn Monroe’nun ‘intihar’ının bilinenden öte bir anlam taşıdığına inanarak Brentwood’daki, Beşinci Helena Çıkmazı 12305 adresinde oturmuş Marilyn Monroe ile yardımcısı Bayan Murray’ı, yazı marifetiyle, benzerler olarak, Ankara’daki İvedik Caddesi, 7 numaraya, Huriye Hanım ve Meryem olarak yerleştiriyor.

ABD’de geçen olayları bulunduğumuz coğrafyada yeniden kurgulayarak, okurda hem kendi gerçekliğimize hem de bizzat anlatılan olayın kendisine karşı yabancılaştırma etkisi yaratıyor. En iyi şekilde korunacaklarını varsaydığımız kişilerin hayatlarına dahi rahatlıkla müdahale edilebildiğini zaten biliyoruz. Kitap, bilgimizi pekiştirmekle kalmıyor, karanlık ellerin coğrafyalar üstü niteliği üzerine de düşündürüyor.

Profesör Raif İzbırak, Muzaffer, Rüyalarını Satan Adam, Murat, Lemi Bey... gibi yan karakterlerin soruları ve edindikleri bilgilerin paylaşımlarıyla derinleşen, merak duygusunu tazeleyen bir tarihi yorum denemesine dönüşüyor, roman.

Derin devlet, güç, hırs, kadın, aşk, obsesyon...

Kurgunun bel kemiğini anlatıcının (hikâyeyi nakledenin) parçaları bir araya getirmedeki analitik tutumu oluşturuyor.
Hikaye öyle gizemli ki... Hatırlayalım:

Sinema dünyasındaki konumu duygusal bir yüke dönüşen Marilyn Monroe, altmışlı yılların başında, ‘borderline’ kişilik bozukluğu tanısıyla tedavi görmekteydi. Kaygılar ve korkularla boğuşuyor, uyuyabilmek için alkole, yatıştırıcılara gereksiniyordu. Bu yüzden psikiyatristi Dr. Ralph Greenson’la aralarında bağımlı bir ilişki gelişmişti. Hatta ona yakın olmak için Kaliforniya, Brentwood’daki bir eve taşındı.

Sosyal çevresi, onu, sayelerinde FBI ve Mafyanın hedefi haline geleceği Kennedy’lerle buluşturdu. Hollywood dedikodu çevresi Marilyn’in ismini 1962 yılı boyunca dilinden düşürmedi. Yıldız çeşitli özel partilere davet edildi. Başkan John Kennedy, Robert Kennedy ve yüksek düzeyde hükümet yetkilileriyle sohbetler etti. Yanlışlıkla aşırı dozda aldığı uyku haplarının yaşamını sona erdirmesine kadar hareketli zamanlar geçirdi. Her iki Kennedy ile de ilişkisi olduğu söylenir. Ama esas oğlan, John F. Kennedy idi.

Marilyn, Greenson’ın önerisiyle Eunice Murray adlı bir yardımcı edinmişti. Murray, üstlendiği tüm diğer işlerinin yanı sıra Marilyn’in günlük ruh halini Greenson’a rapor etmekle de görevlendirilmişti.

Marilyn John F. Kennedy'e karşı tutkulu bir bağlılık hissediyor, onun Jackie Kennedy’den ayrılarak kendisiyle evleneceğini sanıyordu. Başkanın doğum gününde söylediği "Happy Birthday" şarkısı istenmeyen bir açıklama gibiydi ve dedikoducuları coşturdu. 1962 yazında, Marilyn artık Kennedy kardeşler için bir güvenlik riskine dönüşmüştü.

Kennedyler’in Monroe ile ilişkilerini kesme girişimleri yıldızın ruhunda derin yaralar açtı. İntikam amacıyla gelip geçici ilişkiler kurdu. Depresyonla mücadele etti. Bununla birlikte, ölümünden hemen önceki dönemde kariyeri hiç fena durumda değildi: Yeni film projeleri, diziler, davetler... Derken Marilyn Brentwood’daki evinde ölü olarak bulundu. Olay pek çok gizem barındırıyordu.

5 Ağustos’ta sabaha karşı ancak gelen Batı Los Angeles Polis Departmanı’ndan Çavuş Jack Clemmons orada Marilyn’in özel doktoru Dr Hyman Engelberg, Eunice Murray ve psikiyatrisi Dr Ralph Greenson’u buldu. Öldüğü gün Marilyn yatağında yüzüstü yatıyordu. Bacakları düz bir şekilde uzatılmış idi. O an evde olanların iddiası, yüksek dozda ilaç alarak intihar etmiş olduğu yönündeydi.  Beklendiği gibi acı yüzünden çarpılmış olmaması kuşku uyandırıcıydı. Ön otopsiyi yapan Dr Thomas Noguchi, çeşitli test sonuçlarını incelendi ve aşırı dozda ilaç alarak öldüğünü kesinleştirdi.

Bu arada Domuzlar Körfezi, Küba Füze Krizi, İş ve Özgürlük Yürüyüşü, Ödemeler Dengesi Açığı derken… 63 yılında bir sonbahar günü, ABD Devlet Başkanı J.F.Kennedy eşiyle birlikte açık bir araba içinde ilerlediği konvoyun ortasında ensesinden ve başından iki kurşunla vurularak öldü.

Eski Adalet Bakanı Robert Kennedy ise 1964 yılında New York Senatörü seçildi. Robert Liberal Demokrattı ve o sırada ABD Başkanı olan Johnson’ın Vietnam politikasını eleştirdi. 68’de başkan adaylığını açıklamıştı ki Ambassador Oteli'nde yaptığı konuşmanın bitiminde suikasta kurban gitti.

Üçlünün hepsinin sonu kötü gelince Marilyn’in ölümü üzerine çeşitlenen spekülasyonlar Kennedy eliyle veya Kennedyler yüzünden denebilecek gerekçeler çoğaltılarak tartışıldı. Olay bu gizem örtüsüyle kırk yedi yıl sonra bile ilgi çekici gelmeye devam etti. Hem yalnız Amerikan halkına değil, anlaşılan bizlere de, Amerikan derin devlet senaryolarına çeşitli nedenlerle kafa yordurtarak.

Soruşturmalar,  imha edilmiş olduğu ya da kaybolduğu iddia edilen kanıtlar, tahrif edilmiş otopsi dosyaları... Birçok kaynaktan edinilen çelişkili ifadeler... Kırk küsur yıl boyunca yukarıda adı geçen kimseler hiç konuşmadılar, ya da konuştukları inandırıcı bir sonuca hizmet etmedi. Ta ki Nazlı Eray onları Türk Medyası’nın ‘Reality Show’larına konuk edene kadar.

Şimdi elinizde gizem marifeti kendisinden böyle bir konu fikri varsa ve siz de gerçeğe karşı tavrınızı ‘büyülü gerçekçilik’le koymaktan yanaysanız, Marilyn – Venüs’ün Son Gecesi’nin doğması şaşırtıcı olur mu? Nazlı Eray edebiyatına uygun düşen bir konu bu ve okurlarını büyük olasılıkla çok memnun edecek. Eray’ın, ‘büyülü gerçekçiliğin’ kodlarıyla yoğrulmuş bir yazar olduğunu kanıtlar nitelikte.

Geçmişteki bir zamanı şimdiki zamana aktaran Eray; mekânı çağdaş bilimsel teorilerin olasılıklarına açarak çoğaltmış. Gerçek hikâyenin gizemli uçlarını onu günümüze uzatmanın aracı olarak kullanmış.

Yerel unsurları ‘Reality Show’ merakı gibi sahicilik duygusunu ve merakı pekiştiren zemin olarak kullanmış, farklı kültürel alt yapıdaki kişileri bir araya getirerek (taksi şoförü, profesör, pavyon şarkıcısı, temizlikçi kadın, yaşlı entelektüel...) olayı tarih bilgisi vermekten çıkaran kurgusallık içinde anlatma yolunu bulmuş.
Yaşam ve ölüm, gerçek ve kurgu arasındaki duvarları yıkmış.

Yazar, yukarıdakilerin hepsini kendi edebiyatına özgü o ironik dille desteklemiş. Akıcı, sürükleyici...

Anlatının Ankara ayağında romana dâhil olan günümüz roman kişilerinin bazılarının neden tam olarak işlevsel kılınmadığını sormak ihtiyacı duyabiliriz. Buna rağmen romanın Türkiyeli kurgusu Amerikan tarihinin ülkemiz gerçekliğine ışık tutması bakımından etkileyici olmuş.

Kaçırmayalım...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Ben hizmetçilerle büyümedim ama hizmetçilerle büyüyen akrabalarla büyüdüm. Sıklıkla gittiğim bir evin sahiplerinin iki şoförü, bir aşçısı, üç temizlikçisi vardı; daha büyük evler, daha zengin ev sahipleri, daha geniş hizmetçi kadroları gördüm.

Ankara’da Öykü Günleri’nin ilki yapılıyordu. Özcan Karabulut’un öncülüğünde düzenlenen Öykü Günleri, o günlerde önce öykü ve öykücüler, sonra tüm edebiyat dünyamız için bulunmaz nimet olmuştu. Ki, o güne dek edebiyat dergilerinde bile tek tük yayınlanırdı öykü; yazılmadığından, okunmadığından mı? Sanmıyorum. Öykü Günleri, öykücülüğümüze büyük hareket getirmişti.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun