Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Diyar diyar dolaşan adressiz aşıkların kitabı



Toplam oy: 67
Bugün Türk sanatının hangi dalına bakarsak bakalım, ister modern, ister post modern olsun; ister resim, ister müzik, ister roman ve şiir olsun mutlaka halk edebiyatının izleri bulunacaktır.

 

“Âşıkların/ozanların şiirlerini okuyup müziklerini dinleyen herkes Türklerin zihniyetini, düşünceleri, hisleri ve tasavvurları, yaşam biçimleri, dinî inanışları, toplumsal yapıları ve tarihine dair değerli bir izlenim edinecektir.” Ursula Reinhard ve Tiago de Oliveria Pinto böyle yazmış Türk Âşıkları ve Ozanları kitabının önsözünde. Elif Damla Yavuz’un çevirdiği ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitabı ilk gördüğümde kitabı hazırlayanların Türk olmaması sebebiyle çok heyecanlandım. Dünya üzerinde başka hiçbir milletin bu kadar kuvvetli bir âşıklık kültürünün olmaması ve bu kültürden doğan eserlerin o milletin hayatıyla bu denli paralellik göstermemiş olması bizim için övünülecek bir şey. Yabancı araştırmacıların da bu konuyu araştırması, onların gözüyle nasıl göründüğünü öğrenmek ve tecrübe etmek açısından güzeldi. Mutlaka ki bizim doğduğumuz kültür bu olduğu için âşık edebiyatıyla asgari seviyede ilgilenenler bile onların yaptığı çalışmanın büyük bir kısmına hâkimdiler fakat iki araştırmacının yıllar süren araştırması gerçekten takdire şayan. Kitapta Kurt ve Ursula Reinhard’ın araştırmayı tatamamlamak için tam 33 yıl, Adana, Sivas, Malatya, Konya ve İzmir’de kayıt aldığını söylüyor. Bu gerçekten çok büyük bir özveri. Bugün bile bizim folklor araştırmacılarımız oldukça az iken yıllar önce böyle bir çalışmanın yapılması bizim adımıza bir zenginlik.

 

Bugün Türk sanatının hangi dalına bakarsak bakalım, ister modern, ister post modern olsun, ister resim, ister müzik, ister roman ve şiir olsun mutlaka halk edebiyatının izleri bulunacaktır. Bu izin bu denli kuvvetli olması bu edebiyatın hiçbir numara olmaksızın doğrudan halkın kendisinden neşet etmesi ve iki ayağını da ait olduğu topraklara basmasından başka bir şey değil. Bundan dolayı Türk folklorunu anlamak ve bütün yönleriyle tetkik etmek hayati önem taşıyor. Bugün ise birkaç araştırmacı akademisyen dışında bu konuyla pek ilgilenen yok ve hatta edebiyat fakültelerinin bildiğim birçoğuna Halk Edebiyatı dersleri ortalama yapma dersleri olarak değerlendiriliyor. Popüler kültürün geçtiğimiz on beş yılda klasik edebiyattan faydalanması klasik edebiyatın öne çıkmasını sağladı. Bu şekilde Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetiştirdiğimiz folklor araştırmacıları bugün oldukça sınırlı sayıda kaldı. Saim Sakaoğlu, Ali Berat Alptekin, Doğan Kaya son dönem folklor akademisyenlerinden ilk aklıma gelenler.

 

Kitaba dönecek olursak; ilk bölümde âşıkların sosyolojisi incelenmiş, mezhepsel ve tarihsel şartlar değerlendirilerek hangi şartlarda nasıl şiirlerin yazıldığı söylenmiş. Osmanlı döneminde Alevî âşıkların Osmanlı ile olan çatışmaları ve bunun neticesinde doğan Kalender Çelebi gibi Pir Sultan Abdal gibi şairlerin neler yazdıkları, bununla birlikte Cumhuriyet döneminden sonra bunun nereye evrildiği anlatılmış. Bu bölüm iki dönemde âşıkların devletle olan münasebetlerindeki değişimi ve dönüşümü göstermesi açısında sosyolojik olarak oldukça değerli. Ardından âşıkların meslekleri ve uğraştıkları işler konu ediliyor. Âşıklığı profesyonel olarak, yani maişetini buradan sağlayarak mı yapıyor yoksa zaten meslek sahibi olan âşıklar âşıklığı yalnızca bir ideal uğruna mı yapıyor bu değerlendirilmiş. İletişim ve ulaşım imkânlarının hayli kısıtlı olduğu çağda âşıklar köy köy gezerek destanlar, halk hikâyeleri okur, türküler çığırırlarmış. Âşık Sadık Zekeriya bu konuda şöyle der: “Benim adresim yoktur çünkü bir âşık o diyar senin, bu diyar benim dolaşır durur.”Kitap bu bölümden sonra âşıkların mezheplerini ve hangi dinî itikada bağlı olduklarını tasnif ederek Alevi-Bektaşi inançları arasındaki farkları da anlatarak teknik kısma geçiyor. Şiirlerin hece ve kafiye düzeni, notaların dizimi, kaçlık nota kullanıldığı, nasıl tarzda söylendiği gibi birçok konu anlatılıyor. Kitap Türk âşıklık geleneğinin temelini anlatması bakımından yeterli bir araştırma çalışması olmuş.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.