Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dünden bugüne ne değişti?



Toplam oy: 419
John Wyndham // Çev. Niran Elçi
DeliDolu
Krizalitler, 1950'lerden bugüne hiçbir şeyin değişmediğini üzülerek görmemize yol açsa da, bize içimizdeki özü hatırlatan, umut dolu bir yapıt aynı zamanda.

Fantastik kurgu ve bilimkurgu gibi gerçeklik dışı türleri “prestijli” görmeyen, gerçeklikten bahsetmeyen metinlerin “boş iş” olduğunu düşünüp, bunları okumayı “vakit kaybı” olarak nitelendiren “yüksek” edebiyat tutkunu insanları bilirsiniz. Oysa yazarın okuru, yarattığı karaktere, olaya, mekana, zamana ikna edebildiği, anlattığı olaya bir şekilde inandırabildiği oranda iyi bir eser ortaya koyduğu düşünülürse, gerçek ötesi anlatılar üretmenin esasında daha zorlayıcı olduğuna ve bilimkurgu veya fantezi yazarlarının aslında daha prestijli olması gerektiğine dair bir iddia ortaya konulabilir. Bu yazının sebebi Krizalitler de başka bir bağlamda, bir türü diğerinden üstün görme konusunu odağa alan bir eser işte. 1955’te İngiltere’de yayımlanan, daha evvel Türkçede Yankı Yayınları aracılığıyla basılan kitabın bugün yeniden gündeme gelmesinin sebebiyse Delidolu’nun Niran Elçi çevirisiyle onu yeniden yayımlamış olması.

 

Krizalitler, arı bir ırkın tahakkümü ve tüm diğer sapkın türlerin dışlanmasıyla ürkütücü bir distopyanın atmosferini oluşturuyor. 

 

 

Krizalitler, ırkçılığın yıkıcı etkisiyle şekillenen 1950’ler dünyasının bir ürünü olarak farklılıklara tahammülsüzlüğü merkeze alan bir yapıt. Ana karakter David’in çocukluğunun ve gençliğinin aktarıldığı yapıtın daha ilk bölümünde, altı parmaklı Sophie’nin normal-dışı varlığına ve bu normallik dışı durumun yaratacağı muhtemel tehlikeye vurgu yapılıyor. Anlatı, yoğun bir Hıristiyanlık inancının hüküm sürdüğü ortamda, arı bir ırkın tahakkümü ve tüm diğer sapkın türlerin dışlanmasıyla ürkütücü bir distopyanın atmosferini oluşturuyor. Bunun ötesinde, özellikle tahammülsüzlük, itaat, boyun eğme, özgürlük, eşitlik kavramlarını yeniden ve yeniden sorgulatıyor. Kitabın çocukların gözünden aktarılması ise, hakiki saflık ve masumiyeti gözler önüne seriyor. David ile kızkardeşi Petra arasında geçen bir diyalogda, Petra’nın sorduğu “Neden bizden korksunlar ki? Biz onlara zarar vermiyoruz,” sorusuna karşıt duran zalimlik ve fakat Petra’nın inatla –ama samimiyetle- “Neden olduğunu anlamıyorum,” şeklinde diretmesi, katilin, tecavüzcünün, zalim politikacının veya faşistin bir zamanlar masum bir çocuk olduğunun hatırlatıcısı gibi... 

 

Dine, varoluşa, bireysel farklılıklara, toplum olmaya, topluma ait hissetmeye, kanuna, cezaya, işkenceye, düzene, hatta aşka, diyaloga, insanların derinine nüfuz etmeye, insanın kendisinden başkasına ne kadar açılabileceğine dair; belli bir grubun diğerini nasıl öteki kıldığına, herkesin ancak kendi durduğu yerden ve pek tabii taraflı olarak her şeyi algılayıp yorumlayabilmesine dair; geçmişi ve günümüzü yoğun eleştirilere tabi tutan ve insanlığımızı, insan olmayı, yaşamayı, değişimi, başka dünyaları sorgulayan muazzam bir kitap bu! 1950’lerden bugüne hiçbir şeyin değişmediğini üzülerek görmemize yol açsa da, bize içimizdeki özü hatırlatan, umut dolu bir yapıt aynı zamanda. Tekrar yayımlanmış ve erişilebilir olması, Türkiye yazını adına büyük bir nimet sayılabilir.

 

 

 


 

 

* Görsel: Mert Tugen

 

* DeliDolu'nun Krizalitler için hazırladığı internet sitesine ulaşmak için tıklayınız.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alberto Manguel, edebiyata, tarih boyunca yazılmış olanlara, dünyanın geneline, insanlık haline karşı derin ilgisiyle, kıvrımlı, oyuncu, zengin yazı diliyle çağımızın önemli denemecilerinden biri. Borges’le, ömrünün başında (Borges’e kitap okuyarak) ve sonunda (Arjantin Milli Kütüphanesinin başına geçerek) kurduğu ilişkiyle de, en azından biz meraklılar için, önemli bir geleneğin sürdürücüsü.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.