Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

DündenYarına // Bohem hayatın avare gençleri ve eğlenceleri



Toplam oy: 59
Sel Yayıncılık, Fikret Adil'in kitaplarını külliyat halinde yeniden yayımlıyor.

Fikret Adil, “bohem” kelimesiyle yan yana anılan bir isim. 1930'lu yıllardaki Türk bohem hayatının inceliklerini yazdığı Asmalımescit 74 adlı eseriyle bu döneme dair oldukça ilginç bilgiler veriyordu. Sel Yayıncılık yalnızca Asmalımescit 74’ü değil, Fikret Adil'in kitaplarını külliyat halinde yeniden yayımlıyor. Intermezzo’nun ardından, şimdi de yazarın Avâre Gençlik adlı eseriyle Gardenbar Geceleri adlı yazı dizisi bir arada tek bir kitap olarak okura sunulmuş.



İlk kez 1962 yılında yayımlanan Avâre Gençlik, bir roman. 1940-50'li yılların üst orta sınıf entelektüellerinin hayatına yönelen bu romanda, Amerikan filmlerini çağrıştıran birçok “sahne” var. Süratle giden otomobiller, film setlerinden fırlamışçasına güzel, endamlı ve alımlı kadınlar... (Nitekim dönemin meşhur 7 Gün dergisinde benzeri haberlere sıklıkla rastlamak mümkündür.) Türkiye'de Amerikan etkisinin yoğun bir şekilde gündelik hayata da sızdığı bu dönemde odaklanan romanda –zaten belki de bunları sembolize edercesine– Dan adlı, "dünya savaşından sonra kurulan alfabenin hemen bütün harflerini noktalarla ayıran sayısız ilim teşekküllerinden birinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen" bir Amerikalı da var. Dan, Nuri ve Nur arasındaki üçlü bir aşk hikayesi Nuri, Nur ve Kadri arasındaki bir başka üçlü aşk hikayesine dönüşüyor Avâre Gençlik’te; çoksesli ve çokkültürlü bir İstanbul hayatı da bize kapılarını açıyor. Erkek ve kadın cinselliklerinin açık bir şekilde konuşulabildiği, resim galerilerinin sinemaların bolca olduğu, mehtap gezileri ve meyhaneleriyle bir İstanbul tablosunun sergilendiği bu romanda, olaylar yaklaşık bir aylık bir süreyi kaplıyor. Bir tablo gibi sunulan İstanbul manzaralarından biri şöyle anlatılmış mesela: "İstanbul'un güzel günlerinden birinin akşamı idi. Güneş Kumkapı'nın sırtlarını aşmış, Moda burnundaki evlerin camlarını tutuşturuyordu. Hava camgöbeği gibi berraktı, Fenerbahçe, Adalar, daha arkadaki dağlar yaklaşmıştı, o kadar ki, insana mesafeler kaybolmuş ve elini uzatsa oralara dokunacakmış gibi geliyordu. İnip dönen balıkçı kayıkları mendirek arkasına sığınmaya gidiyorlardı, kıyıda yüzen çocuklar dişleri takırdayarak giyiniyorlardı, birbirlerine yaslanmış odun, kum kayıklarından yemek dumanları yükselmeye başlamıştı, Sultanahmet, Ayasofya minareleri birbirlerine karışıyor, erguvan bir fon üzerinde görünüyorlardı."



Romanda Amerikalı Dan Gallack'ın çok eski bir Türkçe konuşması, Türkiye'ye has kültürü, bulunduğu zaman diliminden değil de çok daha öncesinden keşfetmeye çalışması ilginç. Roman boyunca yaşadığı aşklar da onu çok daha ilginç bir karakter yapıyor. Dan aynı zamanda her zaman kibar, kültür üzerine konuşmaktan hoşlanan ve olayların gidişatına müdahale etmektense oluruna bırakmayı tercih eden biri. Yabancıların, gayrimüslimlerin, Türklerin farklı kesimden entelektüellerinin birliktelikleriyle roman, dönemin "bohem" hayatına ışık tutmak konusunda son derece renkli özellikler gösteriyor. Bir balıkçı hayatı süren meşhur ressamın, roman okuyup tartışan futbolcuların, trans terzilerin Karaköy'ün kuytu köşelerinde sosyeteye ve entelektüellere güzel elbiseler diktiği bir dünyanın romanı Avâre Gençlik. Fikret Adil'in tıpkı diğer eserlerinde olduğu gibi dönemin hem gündelik hayatına hem de entelektüellerine yönelik zevkle okunan bir roman.

 

 

“Yılanlı kadın” nasıl meşhur olmuştu



Kitabın ikinci bölümü, zamanında, Beyoğlu eğlence hayatının önemli mekanlarından biri olan Gardenbar'a ayrılmış. Gardenbar'ın yıkılması üzerine gösteri yapanların ve kendi yaşadıklarını bir yazı dizisi halinde anlatan Fikret Adil, Gardenbar üzerinden dönemin eğlence kültürü hakkında önemli bilgiler de aktarıyor. Eserin başlangıcı ve bitişinde yazarı meşgul eden temel bir kavram var: medeniyet.


Tamamen okurla bir konuşma şeklinde düzenlenmiş olan bu yazı dizisinde Fikret Adil, Beyaz Ruslar'ın İstanbul'a gelişiyle canlanan eğlence hayatından, cambazlardan, şarkıcılardan, şantözlerden, dansözlerden oluşan bir panorama ile aktarır bize gördüklerini. Dünyanın meşhur birçok şarkıcı, dansçı ve cambazının Gardenbar'da sahne almasından, cazband'la tanışan İstanbul'dan bahseder. “Yılanlı kadın”ın nasıl Gardenbar'da çıktıktan sonra bütün dünyayı dolaşarak meşhur olduğunu dile getirir örneğin.


Gardenbar'ın yıkılışı, aslında belirli bir dönemin de kapandığına işaret etmektedir. Bu durum, Fikret Adil'in pek de hoşuna gitmez: "Ünlü piyanist ve Polonya'nın eski başbakanı Paderewski ne zaman bir yeni ülkeye, şehre gitse, ilk iş olarak, oranın eğlence yerlerine ve 'genelev'lerine gidermiş. Sebebini soranlara: ‘Herhangi bir ülkenin toplumsal durumu, oranın bu gibi yerlerinden belli olur,’ dermiş. Tevekkeli, eskiden, görücülüğe gidenler, gittikleri evin halkı hakkında fikir edinmek için helayı incelemezlermiş."



Çokkültürlü, çokdilli romanların asırlık mekanlarda her daim okunması temennisiyle, bugünden bin selam Fikret Adil'e.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Yazar ve Cenneti kitabında bahsedilen 30 kütüphaneci yazarın hikayesi, bir cennet tasviri gibi gerçekten. Zaman zaman bir hapishane duygusu verse de, yazarların çoğu için bir özgürlük sığınağına dönüşüyor kütüphaneler.

Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.