Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

DündenYarına // Bohem hayatın avare gençleri ve eğlenceleri



Toplam oy: 391
Sel Yayıncılık, Fikret Adil'in kitaplarını külliyat halinde yeniden yayımlıyor.

Fikret Adil, “bohem” kelimesiyle yan yana anılan bir isim. 1930'lu yıllardaki Türk bohem hayatının inceliklerini yazdığı Asmalımescit 74 adlı eseriyle bu döneme dair oldukça ilginç bilgiler veriyordu. Sel Yayıncılık yalnızca Asmalımescit 74’ü değil, Fikret Adil'in kitaplarını külliyat halinde yeniden yayımlıyor. Intermezzo’nun ardından, şimdi de yazarın Avâre Gençlik adlı eseriyle Gardenbar Geceleri adlı yazı dizisi bir arada tek bir kitap olarak okura sunulmuş.



İlk kez 1962 yılında yayımlanan Avâre Gençlik, bir roman. 1940-50'li yılların üst orta sınıf entelektüellerinin hayatına yönelen bu romanda, Amerikan filmlerini çağrıştıran birçok “sahne” var. Süratle giden otomobiller, film setlerinden fırlamışçasına güzel, endamlı ve alımlı kadınlar... (Nitekim dönemin meşhur 7 Gün dergisinde benzeri haberlere sıklıkla rastlamak mümkündür.) Türkiye'de Amerikan etkisinin yoğun bir şekilde gündelik hayata da sızdığı bu dönemde odaklanan romanda –zaten belki de bunları sembolize edercesine– Dan adlı, "dünya savaşından sonra kurulan alfabenin hemen bütün harflerini noktalarla ayıran sayısız ilim teşekküllerinden birinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen" bir Amerikalı da var. Dan, Nuri ve Nur arasındaki üçlü bir aşk hikayesi Nuri, Nur ve Kadri arasındaki bir başka üçlü aşk hikayesine dönüşüyor Avâre Gençlik’te; çoksesli ve çokkültürlü bir İstanbul hayatı da bize kapılarını açıyor. Erkek ve kadın cinselliklerinin açık bir şekilde konuşulabildiği, resim galerilerinin sinemaların bolca olduğu, mehtap gezileri ve meyhaneleriyle bir İstanbul tablosunun sergilendiği bu romanda, olaylar yaklaşık bir aylık bir süreyi kaplıyor. Bir tablo gibi sunulan İstanbul manzaralarından biri şöyle anlatılmış mesela: "İstanbul'un güzel günlerinden birinin akşamı idi. Güneş Kumkapı'nın sırtlarını aşmış, Moda burnundaki evlerin camlarını tutuşturuyordu. Hava camgöbeği gibi berraktı, Fenerbahçe, Adalar, daha arkadaki dağlar yaklaşmıştı, o kadar ki, insana mesafeler kaybolmuş ve elini uzatsa oralara dokunacakmış gibi geliyordu. İnip dönen balıkçı kayıkları mendirek arkasına sığınmaya gidiyorlardı, kıyıda yüzen çocuklar dişleri takırdayarak giyiniyorlardı, birbirlerine yaslanmış odun, kum kayıklarından yemek dumanları yükselmeye başlamıştı, Sultanahmet, Ayasofya minareleri birbirlerine karışıyor, erguvan bir fon üzerinde görünüyorlardı."



Romanda Amerikalı Dan Gallack'ın çok eski bir Türkçe konuşması, Türkiye'ye has kültürü, bulunduğu zaman diliminden değil de çok daha öncesinden keşfetmeye çalışması ilginç. Roman boyunca yaşadığı aşklar da onu çok daha ilginç bir karakter yapıyor. Dan aynı zamanda her zaman kibar, kültür üzerine konuşmaktan hoşlanan ve olayların gidişatına müdahale etmektense oluruna bırakmayı tercih eden biri. Yabancıların, gayrimüslimlerin, Türklerin farklı kesimden entelektüellerinin birliktelikleriyle roman, dönemin "bohem" hayatına ışık tutmak konusunda son derece renkli özellikler gösteriyor. Bir balıkçı hayatı süren meşhur ressamın, roman okuyup tartışan futbolcuların, trans terzilerin Karaköy'ün kuytu köşelerinde sosyeteye ve entelektüellere güzel elbiseler diktiği bir dünyanın romanı Avâre Gençlik. Fikret Adil'in tıpkı diğer eserlerinde olduğu gibi dönemin hem gündelik hayatına hem de entelektüellerine yönelik zevkle okunan bir roman.

 

 

“Yılanlı kadın” nasıl meşhur olmuştu



Kitabın ikinci bölümü, zamanında, Beyoğlu eğlence hayatının önemli mekanlarından biri olan Gardenbar'a ayrılmış. Gardenbar'ın yıkılması üzerine gösteri yapanların ve kendi yaşadıklarını bir yazı dizisi halinde anlatan Fikret Adil, Gardenbar üzerinden dönemin eğlence kültürü hakkında önemli bilgiler de aktarıyor. Eserin başlangıcı ve bitişinde yazarı meşgul eden temel bir kavram var: medeniyet.


Tamamen okurla bir konuşma şeklinde düzenlenmiş olan bu yazı dizisinde Fikret Adil, Beyaz Ruslar'ın İstanbul'a gelişiyle canlanan eğlence hayatından, cambazlardan, şarkıcılardan, şantözlerden, dansözlerden oluşan bir panorama ile aktarır bize gördüklerini. Dünyanın meşhur birçok şarkıcı, dansçı ve cambazının Gardenbar'da sahne almasından, cazband'la tanışan İstanbul'dan bahseder. “Yılanlı kadın”ın nasıl Gardenbar'da çıktıktan sonra bütün dünyayı dolaşarak meşhur olduğunu dile getirir örneğin.


Gardenbar'ın yıkılışı, aslında belirli bir dönemin de kapandığına işaret etmektedir. Bu durum, Fikret Adil'in pek de hoşuna gitmez: "Ünlü piyanist ve Polonya'nın eski başbakanı Paderewski ne zaman bir yeni ülkeye, şehre gitse, ilk iş olarak, oranın eğlence yerlerine ve 'genelev'lerine gidermiş. Sebebini soranlara: ‘Herhangi bir ülkenin toplumsal durumu, oranın bu gibi yerlerinden belli olur,’ dermiş. Tevekkeli, eskiden, görücülüğe gidenler, gittikleri evin halkı hakkında fikir edinmek için helayı incelemezlermiş."



Çokkültürlü, çokdilli romanların asırlık mekanlarda her daim okunması temennisiyle, bugünden bin selam Fikret Adil'e.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.