Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Düşler, Masallar, Semboller: Dino Buzzati



Toplam oy: 8
Dino Buzzati, O. Henry, Edgar Allan Poe, Franz Kafka çizgisindeki öyküleriyle modern öykünün en iyi örneklerini vermiştir. Onun öyküleri, insanı kendine çağıran hikâyeye yaslı bir hikmetler, öğütler kitabıdır. Ahlak, siyaset, devlet adamlığı, aşk, cesaret, eğitim, yaşlılık, yoksulluk gibi değişik konularda hikâyeler anlatır ve çağdaş insana bir konum belirlemeye çalışır. Bu yanıyla Doğu hikâyeleri ve masallarıyla bağları sıkıdır.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Dino Buzzati’nin (1906- 1972) Colombre’sidir. Dino Buzzati özellikle muhteşem eseri Tatar Çölü ile bilinir. Ama onun yeteneği öykülerinde daha da açığa çıkar. O. Henry, Edgar Allan Poe, Franz Kafka çizgisindeki öyküleri; modern öykünün en iyi örnekleri arasındadır. Buzzati, fantastik, gerçeküstü yaklaşımlarla öyküyü bol açılımlı bir mecraya taşımıştır. Öykülerinde insanlığın varoluş sorunlarına eğilir ve oradan fantastiğin gücünden yararlanarak kalıcı, sarsıcı sonuçlar çıkartır. Para, hırs, ölüm, gençlik gibi konuları işleyerek Doğu’daki kıssadan hisse olarak değerlendirilebilecek hikâyelere benzer hikâyeler devşirir. Güç elde etmenin sonuçlarını, paranın her şeyi çözen bir anahtar olmadığını, ölüm ve fanilik duygusu varken hiçbir şeyin gerçek olamayacağını anlatır. Rüyaların ölümünü, modern hayatın açmazlarını gündeme getirir. Çağdaş insanı kuşatan bütün tuzakları bir bir gözler önüne serer. Bütün bu yaklaşımlar da bizi öncelikle Kafka’ya götürür. Bu yüzden kendisine “İtalyan Kafkası” denmesi boşuna değildir. Ama bu tanımlama etki altındaki yazarlıktan çok bir yazınsal, içeriksel anlayışın tanımlanması olarak kullanılır: Kafkaesque tutum. Kıstırılmış insan karakteri, bozuk düzen, modern hayatın saçmalığı, çıkışsızlık temaları onu Kafka’ya yaklaştırır.

 

 


Öyküleri insanı kendine çağırır
Öykülerinin çoğunda dünyanın gidişatını, insanlığın temel sorunlarını tespit eden durumlar aktarılır ve “mesele”ye dikkat çekilir. Pek çok öyküde çarpıcılık, vuruculuk hedeflenir. Kıssadan hisse anlayışına yaslanan bir hikmet arayışı baskındır. İnsan hırslarının, egemenlik arayışlarının, şöhret ve zenginlik tutkularının peşine düşülür ve her birinin nasıl küçücük bir müdahale ile yerle bir olacağı hikâye edilir. Eşitlikçi, özgür, adil, merhametli bir dünyanın güzelliği anlatılır.
Yaşamdan, çatışmadan, ilişkilerden kaynaklanan hakikat yansımaları, estetik bir bütünlük içinde hikâyeleştirilir. Kuşkusuz sanatın kalıcılığının iki temel şartından biri evrensel insani yanları gündeme getirmekse diğeri de hakikatle bağlantısıdır. Biçimsel mükemmellikler elbette çok önemlidir. Ama yarınlara taşmada içinde taşıdıkları evrensel yanlar yanında hakikat parıltıları da önemlidir. Çünkü sanat ne sadece öz ne de sadece biçimdir. Bir sanat yapıtı değerini, yalnızca konunun iyi seçilişinden değil, iyi bir biçimde sunuluşundan, biçimlendirilişinden alır. Onun öyküleri, insanı kendine çağıran hikâyeye yaslı bir hikmetler, öğütler kitabıdır. Ahlak, siyaset, devlet adamlığı, aşk, cesaret, eğitim, yaşlılık, yoksulluk gibi değişik konularda hikâyeler anlatır ve çağdaş insana bir konum belirlemeye çalışır. Bu yanıyla Doğu hikâyeleri ve masallarıyla bağları sıkıdır.
Buzzati, kilise, din, metafizik dünyayı sıklıkla gündeme getirir ve bu dünya üzerinden pek çok mesajını aktarır. Azizler, ermişler önemli kahramanlarıdır. Bu anlamda mistik bir yazardır. Modern hayata ve dayatmalarına şiddetli itirazları vardır. Ancak çağını çok iyi yorumlamış ve açmazlarını bir bir tespit etmiştir. Buzzati öykülerinde şanın, şöhretin, kudretin bir gün yerle bir olacağını; bir diktatör, bir general, bir zengin, ünlü bir şair üzerinden örnekler. O mukadder gün gelince, şanlarından, şöhretlerinden, güçlerinden hiçbir şey kalmaz; zavallı, acınacak bir hâle gelirler. Yaşanan çiğ gerçekler hakikat karşısında yerle bir olur. Buzzati tüm bunları, çarpıcı bir olay, bir fotoğraf, bir anekdotla tam da öykünün çarpıcılık özelliği içerisinde verir. Çabuk, hızlı ve etkili son, muktedirin yüzüne vurulur. Sahte tanrıların, idollerin ve diktatörlerin bir şekilde çağdaş hayatı zindana çevirdiklerini anlatırken özellikle finallere odaklanarak hakikatin onlardan intikam almasını resmeder.
Modern hayata fantastik yaklaşır
Varoluşu, hayatın anlamını ve faniliği sorgulayan Buzzati’nin kahramanları bir anlamda ironik, başkaldıran, anti-kahramanlardır. Uyumsuzdurlar ve kendilerinden beklenilenin tersini yaparlar. Dalkavuk, alkışçı ve samimi olmayan topluma (çağa) başkaldırır ve içlerine dönerler. Ama bunun için bir ömür ödemeleri gerekir. Sonunda her şeyi bozan paradır. Paranın, sermayenin ağır, karşı konamaz hâkimiyeti sadece insanı insan olmaktan çıkarmamakta ruhani, kutsal olan her şeyi esir almakta, kullanmaktadır. Sermayenin işgal ettiği kutsal yerlerde imanlı ve hatırşinas tek kişi kalmamıştır.
Buzzati, bir dünya kurmada fantastiğin, düş gücünün ne kadar önemli bir imkân olduğunun benzersiz örneklerini sergiler. Kasvetli, çıkışsız modern hayatın açmazlarını fantastik yaklaşımla apaçık görünür kılar. Fantastiğin gücü ile çağı yorumlar, yargılar, yeni bir dünyanın mümkün olduğunu hikâyeleştirir. Bazı hakikatler gerçek ile değil, gerçeküstü ile açığa çıkar. Masalların, fantastik anlatımın gücü buradadır. O da buna başvurur. Masalsı, rüya anlatımla neler kaçırdığımıza dikkat çeker. “Bulanık Bir Sevda”da eve, “Parkta İntihar”da otomobile âşık olan bir kahraman anlatılır. Ev de otomobil de tipik bir sevgili tavrı gösterirler. Sonunda aşk bitince ev yanacak, otomobil ise kahramanımızı terk edecektir. “Düşen Kız”da fantastik bir anlatımla on dokuz yaşında gökdelenin en üst katından atlayan bir kızın hikâyesi anlatılır. Ancak bu düşüş bir hayat serüveni gibidir. Aşağı düştüğünde ihtiyar bir kadın olmuştur artık.
“Colombre” olağanüstü güzel bir fantastik, masalsı öyküdür. Melville’nin Mobydick’ini çağrıştıran öyküde, insanların kuruntularla, ön yargılarla, korkularla birbirlerine hayatı zindan etmelerini örnekleyen emsalsiz bir hikmet öyküsüdür. “Büyülü Ceket” onun güzel fantastik öykülerinden bir başkasıdır. Diktirdiği bir ceketin cebinden durmaksızın para çıkan adam sonunda zengin olmasına rağmen bu paralar bir başkasının cebinden çıktığı ve onların felaketine yol açtığı için mutluluğu bulamaz. Sonunda ceketten kurtulur ama bütün serveti de yok olur. Başkalarının felaketleri üzerine mutluluk inşa edilemeyeceği usta işi bir kurguyla gözler önüne serilir.
Ölüm olgusu onun öykülerinde sıklıkla işlediği temel insani gerçeklerden biridir. Ölüm olgusu varken insanların bu gerçek hiç yokmuş gibi davranmaları öykülerde eleştirilir. Oysa ölüm en temel insan gerçeğidir. Ölüm olayı iyi kavransa belki hayatın anlamı da kavranabilecek, insanlar böyle makam ve mevki hırsından, birbirlerine kötülük etmekten vazgeçeceklerdir. “Meçhul General” öyküsünün girişi aslında onun öyküde ne yapmak istediğini net bir şekilde ortaya koyar: “Bir savaş alanında, coğrafi keşif amaçlı kazı yapılırken bir general bulundu. Muhtemelen aradan geçen uzun yıllar boyunca rüzgârın taşımış olduğu kum tabakasının altında, büyük bir general olmasına karşın sıradan bir gariban, piyadelerin en sonuncusu, vatansız bir berduş, susuzluktan bitmiş deve, lanet olası bir hırpani gibi yatıyordu. Farkların varlıklarını sürdürmeleri bizlerin yaşamaya, konuşmaya, giyinmeye, üzerimize düşen komediyi oynamaya devam etmemize bağlıydı; sonra bitiyordu. Ölüm insanları sadeleştiriyor, sonsuzluğun arzularına gayet uyumlu olarak herkesi eşit kılıyordu.” Görüldüğü gibi, güç, hırs ve ölüm kavramları metinde işlenir. General ve asker ölüm karşısında eşittir. Hiç kimse bu dünyada general olarak ölümsüzleşemeyecektir. Sonunda insanda ne hırs ne güç kalacak hepsi yok olacaktır.
Gençlik, fanilik, ölüm
“Bahçedeki Tümsekler” hayatın geçiciliği, fanilik üzerine metaforik bir öyküdür. Bahçesinde birdenbire oluşan tümseğe takılan anlatıcı bunun ölen bir arkadaşı olduğunu öğrenir. Daha sonra bahçesindeki tümsekler bir bir artmaya başlar. Çünkü dostları bir bir ölmektedir. Sonunda kendisi de bir tümsek olacaktır. “İhtiyar Avcıları” yine hayat, fanilik ve gençlik üzerine sembolik bir öykü olarak kurgulanır.
Dino Buzzati’nin hayatın anlamını, yaşanan modern hayatın açmazlarını, insan ruhunun karmaşıklığını anlattığı öyküleri; düşlerin derinliğinden, fantastiğin gücünden ve masalın yumuşaklığından süzülüp hikmet incilerine dönüşür.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.