“Kendi cinsel hakikatini saklamakla geçen bir hayatın yavaş yavaş varacağı yer vazgeçiştir. Cinsel utanç başlı başına bir tür ölümdür.” (s.228)
Çoğunlukla (belki de zorlukları unutulduğu içindir) özlemle anılsa da, hangi coğrafi, maddi ortamda dünyaya atıldığımıza bağlı olarak değişse de, masumiyetle birlikte her koşulda en azından bir nebze de olsa varolan şenliklilik eşlik etse de, çocukluk yaşamın diğer aşamaları gibi aslında pek kolay bir süreç değildir. Çocukluğun kimi zorlukları, yoksulluk, sorunlu aile yapısı gibi, bizzat o anlarda yaşanırken, bazı boyutları yetişkinlikte ortaya çıkabilir. Çocukken, yaşanıldığı anda tüm boyutları ile farkedilmeyen travmalar, olaylar... Çocuk bir kaşif gibidir, keşfedecek o kadar çok şey vardır ki, koskoca bir dünya, başka insanlar, başka canlılar... Hepsinden önemlisi de ergenlikle birlikte çocuğun kendisi, kendisi için bir keşif alanıdır: cinsel kimliğinin kurulması, keşfedilmesi...
Sırları, gizemleri olmayan ailelere doğmuş çocuklara ne mutlu! Küçük ya da büyük sırları olmayan bir aile var mıdır? Çocuk olarak kimi zaman mutlulukla, kimi zaman mutsuzlukla deneyimlenen o sahnenin arkasında ne vardır? Ebeveynlerin geçmişlerinde gömülü olanlar nelerdir, ailenin diğer üyelerinin görünenin dışında kimlikleri var mıdır? Anne babanın daha önce başka evlilikleri olmuş olabilir, öz kardeş bildiğimiz kardeşimizin bir gün üvey kardeşimiz olduğunu öğrenebiliriz, saklanmış bir dinsel inanç; siyasi baskılar, katliamlar nedeniyle kimlik değiştirmiş aile büyükleri; ideal bir koca gibi görünen baba, müthiş bir ev hanımı gibi gözüken annenin sırları...Liste uzar gider. Bu gerçekleri keşfeden genç kaşif artık eskisi gibi olamayacak biçimde değişir. Ama bunların içerisinde belki en etkileyicisi aile bireylerinin cinsel kimlikleri konusundaki gizlerdir.
Alison Bechdel, “Dikkat Edilecek Ablacılar” (Dykes To Watch Out For, www.dykestowatchoutfor.com) adlı çizgi bant ile tanınmış bir çizer. 2006 yılında basılan , Türkçeye “Cenaze Evi, Şenlik Evi” olarak çevirilen özyaşam öyküsel çizgi romanı “Fun Home” bir çok satar olur. Prestijli bir çok gazete, dergi, web sitesi tarafından 2006'nın en önemli edebiyat olaylarından birisi olarak gösterilir. “Fun Home” adı, İngilizcede cenaze anlamına gelen “Funeral”den türetilmiş. Böylece “Fun”ın hem kendi başına “eğlence, şenlik” olan anlamı ile birlikte ikili bir çağırışım oluşturuyor. Türkçe çeviri de bunu vurgulamak amacı ile yerinde bir seçim ile “Cenaze Evi, Şenlik Evi” adını almış. Çevirmen Barış Gümüşbaş'ın özenli çevirisi kendisini belli ediyor. Gerekli noktalarda açıklayıcı dipnotları eklemiş, çizgi roman olduğuna bakmayın, metinlerarası dolaşan (James Joyce, Colette, F. Scott Fitzgerald, Marcel Proust, Kate Millet) ciddi bir edebiyat yapıtı ile karşı karşıyayız, Gümüşbaş hiç yadırgatmayan bir Türkçe yeniden yazım gerçekleştirmiş.
Bechdel'in kitabı için çizgi roman olarak okuduğum en muhteşem yapıtlardan birisi diyebilirim rahatlıkla. Nefis ve farklı bir kurgusu var. Bechdel kurguda merak ögesini bir kenara bırakmış. Nefes nefese değil, sindire sindire okunacak, okundukça üzerinde düşünülecek, belki hüzünlenilecek, okuyanı kendi geçmişinde bir yolculuğa çıkarabilecek bir metin var. Metin ile çizimler olağanüstü bir uyum içerisinde. Bechdel dönüp tekrar tekrar okunulacak bir yapı kurmuş. Yedi bölümün her birisi ayrı, bağımsız bir öykü gibi, ama öte yandan bütün bölümler bir araya gelip kusursuz bir bütün oluşturuyor. Parçalar ve bütünün kusursuz sentezi...
İlk bölümde ailesi, yaşantısı ile ilgili bir özet aktarıyor. Bir kaç sayfada hikâyesinin ana hatlarını serimliyor. Sonra yavaş yavaş, her bölümde 10 yaşından itibaren tuttuğu günlüğün eşliğinde kendisini, ailesini, 60'ların sonu 70'lerin başı Amerikan taşrasının atmosferini açımlamaya başlıyor. Sanırım kimse bu kitabı bir kez okuyarak yetinmeyecektir. Siz bıraksanız da sizin peşinizi bırakmayan kitaplardan. Çizgiler, çizimlerde anlatılan konuyla ilgili detaylar, markalar unutulmamış. Ancak, ne kadar “şen” olabilirsiniz okurken, emin değilim. Okurken ve son sayfayı çevirdiğinizde içinizde kalanın derin bir burukluk olması olasılığı daha yüksek.
Alison'un babası, babadan kalma, çocukların “Fun Home” adını taktıkları, kasabanın tek cenaze evini işletmekte aynı zamanda lisede edebiyat dersleri vermektedir. Cenaze evi, cesetler, mezarlar, çocuklar için birer oyun nesnesi haline gelmiştir. Anne amatör olarak müzik ve tiyatro ile ilgilenmektedir. Baba, aynı zamanda çok yetenekli amatör bir restoratördür. Bir harabe olarak aldıkları evlerini yıllar içinde içiyle dışıyla bir müzeye dönüştürmüştür. “Restorasyon onun sevdasıydı, hem de sözcüğün her anlamıyla. Şehvetle, çılgınca. Kendini kurban edercesine.” Ancak bu sevda çocukları ile ilişkisini etkileyecek, onlara olan sevgisinin önüne geçecek kadar baskındır. “Onunla ilgili eski anılarımda , babam kötücül ve somurtkan bir varlıktır. Babamın işten eve gelişi, annem, Christian ve benim günlerimizi geçirdiğimiz huzurlu krallığın tadını kaçırırdı.” Alison zamanla evlerindeki karakterlerin hepsinin kendi işlerine, “yaratıcı yalnızlıklarına” gömülmüş olduklarını, birbirleri ile ilişkilerinde bir şeylerin eksik olduğunu hissedecektir. Bu ortam Alison'u da şekillendirecektir: “Onlara yaratıcı yalnızlıklarını besledikleri için kin duymam belki de çocukçadır. Ama onları besleyen tek şey buydu ve bu nedenle de her şeyi yutuyordu. Onları örnek alarak, ben de çok geçmeden kendimi beslemeyi öğrendim. Ama bu bir kısır döngüydü. Kendi yeteneklerimizden aldığımız doyum arttıkça, yalnızlığımız da artıyordu.”
Bir kız çocuğu olarak Alison, süslerden, süslü giyinmekten hoşlanmazken, babasının aşırı bir süsleme ve kitsch merakı vardır. Alison, ergenlikle birlikte kadın olmak istemediğini idrak etmeye başlar. İlk adet kanaması bir kâbustur, göğüslerinin büyümesini istemez, bir erkek gibi giyinmek ve görünmek ister. Eşcinselliğini, lezbiyenliğini dönemin baskıcı, muhafazakar atmosferi içerisinde kitaplar, sözlükler aracılığı ile keşfedecektir. Kendi cinsel kimliğini adlandırdığı, keşfini tamamladığı dönem aynı zamanda babası ile ilgili gerçekleri de öğrendiği dönem olacaktır. Geçmişin önemli bir parametresi değişirse tüm o geçmiş yeniden yazılmak, okunmak durumunda olmaz mı? Ama “Fun Home”un hikâyesi bu bilgiyle de bitmez, hayat yeni sırlar yaratmaya gebedir. Bundan sonrasını kitaptan öğrenmenizde yarar var: “Ey koca baba, ey koca sanatkâr”. (James Joyce'un, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi'nin son cümlesi, kitabın ilk bölüm başlığı.)
Eleştiri

Eleştiri




Yorumlar

Yorum Gönder
Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca, Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.









Facebook
FriendFeed
Twitter
RSS
Yeni yorum gönder