Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Fotoğrafın Düşüncesi Veya Düşüncenin Fotoğrafı; Aynı Rüyanın İçinde



Toplam oy: 5
Ara Güler de Tanpınar gibi bir rüya yolcusu. Elinde fotoğraf makinesi ile görünenin arkasındaki görünmeyenin zuhura gelmesi için ânı kaydeden ve bu surette zamanı inşa eden bir usta gibi çalışmaktadır. Bazen Vefa’da mezar taşları arasında bir çocuğu, Eyüp sırtlarındaki bir gecekondu mahallesinde su taşıyan kızları, Haliç’te mavnalar ve kuşları, Karaköy sokaklarındaki seyyar satıcıları, Eski Galata Köprüsü'nde olta balıkçılarını yahut sabahın ilk ışıklarında limana dönen Kumkapılı balıkçıları, bazen akşam vakti Zeyrek’te evlerine giden karıkocayı, Kapalıçarşı İç Bedesten’de eski eşya satan kadını, erkeği, ırgatı, denizi, vapuru, köprüsü, tekkeleri, pantheonu ile rüya kenti olan İstanbul’un rüyasını inşa eder.

Ahmet Hamdi Tanpınar, eserlerinde hayatın saklı olan tarafını, görünenin ardındaki görünmeyeni okuyucuya görsel, duyusal bir şölen gibi anlatan yazarlarımızdan biridir. Bir başka ifadeyle görünenin yanında günlük hayatın koşuşturmaları arasında ıskalanan, esasında hayatın estetik yönünün saklı olduğu başka boyutlara götürür. Hayatın bu boyutlarında yer alan varlıklara dokunulduğunda, bunların başkalaşmış hale dönüşebildiği görülür. İşte bu noktada başkalaşım işinde rüya devreye girmektedir.

Varlık, sırlarını rüyalarla açıklar

Rüya, Tanpınar’ın şiir ve yazılarında estetiğinin önemli bir unsurudur. Nevin Önberk, Tanpınar’ın rüya olgusu için, ‘rüya, tıpkı akıl gibi, hatta ondan daha üstün ve daha derin bir bilme aracıdır. Varlık, sırlarını rüyalarla açıklar. Ayrıca sanatın kaynağı da rüyadır.’ der. Tanpınar, estetiğinin temel unsuru olan rüya fikrinin kaynağının keşfini “Antalyalı Genç Kıza Mektup’ isimli yazısında bahseder; “Güvercinlik denen deniz mağarasını gördüm. Bu mağara suyun hücumuyla açılıp kapanan aydınlığı ile benim için mühim bir şey oldu... Gördüklerimi henüz gerçek bir keşif haline getirecek seviyede değildim. Fakat estetiğimin temeli olan Rüya fikri, biraz da bu mağaraya bağlıdır.” “Asıl estetiğim Valery’yi tanıdıktan sonra teşekkül etti. Bu estetiği veya şiir anlayışımı, Rüya Kelimesi ve Şuurlu Çalışma fikirleri etrafında toplamak mümkündür. Yahutta Musikî ve Rüya. Valery’nin ‘velev ki rüyalarını yazmak isteyen adam bile azamî şekilde uyanık olmalıdır’ cümlesini, en uyanık bir gayret ve çalışma ile dilde rüya halini kurmak şeklinde değiştirin, benim şiir anlayışım çıkar’ der.
Ancak Tanpınar’da rüya, esere yansıtılan estetik formdur, bu bakımdan bilinen rüyadan farklıdır; “Zaten rüyanın kendisinden ziyâde benim şiir anlayışımda bazı rüyalara içimizde refakât eden duygu mühimdir. Asıl olan bu duygudur. Musikî burada işe girer... Çünki musikî durmadan değişerek içimizde âlemini kurar. Bunu yaşadığımızdan başka bir zamana gitmek diye tarif edebilirim. Başka türlü ritmi olan ve mekânla eşya ile içten kaynaşan bir zaman.”
Bu açıdan bakıldığında rüya, Tanpınar’ın nesrini şiirselleştiren, şiirini de nesre yaklaştıran metafiziki bağdır.
“Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil”
Freud, bilinçaltı kavramı ile insanın bastırılmış içgüdülerinin, kavuşulmamış isteklerinin birikim durumunu izah eder. Uyku haliyle, bilincin kontrolünü ortadan kaldırdığı hal olan rüyalarla bu istekler bilinç üstüne çıktığını vurgular. Oysa Tanpınar’da rüya, insanın hallerini terennüm eden diyarlara götüren bir vasıtadır; O’na göre; “Rüya, uykuya münhasır değildir... Şuurun duvarında açılan her gedikten rüyaların sırasına göre, sıkıntılı zalim yahut mesut diyarına gideriz.” Esasında rüya kısıtlanmadan kendini ifade etme aracıdır. Eserlerinde yer yer ifadesini bulan “ütopya”, “muhayyel belde” hatta “kızıl elma” gibi ülkü bildiren metafizikî âlemde, rüya sayesinde O, düşünce tepelerinde sergüzeşt olarak cevelan eder.
Ara Güler de Tanpınar gibi bir rüya yolcusu. Elinde fotoğraf makinesi ile görünenin arkasındaki görünmeyenin zuhura gelmesi için ânı kaydeden ve bu surette zamanı inşa eden bir usta gibi çalışmaktadır. Bazen Vefa’da mezar taşları arasında bir çocuğu, Eyüp sırtlarındaki bir gecekondu mahallesinde su taşıyan kızları, Haliç’te mavnalar ve kuşları, Karaköy sokaklarındaki seyyar satıcıları, Eski Galata Köprüsünde olta atan balıkçıları yahut sabahın ilk ışıklarında limana dönen Kumkapı balıkçıları bazen akşam vakti Zeyrek’te evlerine giden karıkocayı, Kapalıçarşı İç Bedesten’de eski eşya satan kadını, erkeği, ırgatı, denizi, vapuru, köprüsü, tekkeleri, pantheonu ile rüya kenti olan İstanbul’un rüyasını inşa eder.
İki büyük ustanın eliyle inşa edilen İstanbul rüyasının rikkatle işlendiği Aynı Rüyanın İçinde- Ara Güler ve Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı geçtiğimiz aylarda Ara Güler Müzesi Yayınları ve Dergâh Yayınları işbirliğiyle okurları ile buluşmak üzere piyasaya çıktı.
Eser, büyük bir entelektüel birikime sahip olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, İstanbul’a dair derunî düşüncelerine paralel olarak büyük Fotoğraf Sanatçısı Ara Güler’in bu rüya kenti dolayımında çektiği fotoğrafların aynı kitabın sahifelerinde buluşmasını bir ödev olarak gören Ali Sina Özüstün’ün çabaları üzerinde şekillenmiş. Ne yazık ki eserin tamamlanmasına ömrü vefa etmemiş. 2018 yılında vefatının ardından kitap projesi, Sakine Korkmaz’ın yoğun çabalarıyla hitama kavuşmuş oldu.
Yıkılan bir medeniyetin külleri arasında…
Eser, hayatta iken bir araya gelen, Özüstün’ün ifadesiyle, bu iki flanörün rüyasının fikir ve resimle estetize edilmesi için yeniden buluşması bakımından kayda değer bir çalışmadır. Bu rüya, Korkmaz’ın tabiriyle, birbiri yerine geçebilen öğeler olan metafor ile birbirlerini bütünleyen öğelerin oluşturduğu metanomi kavramları, ‘bu iki estet dehanın ortak rüyalarında eş zamanlı olarak birbirlerinin yerini almaktadır.’ Esasında iki usta, yıkılan bir medeniyetin külleri arasında kalan, Yahya Kemal’in tabiriyle ‘kör kazma’ ile son kalıntıları, yol medeniyettir, hülyasıyla yıkılmaya çalışılan bir devrin son şahitleridir. Bu bakımdan birisinin yazdığı ile diğerinin fotoğraf karesine aldığı unsurlar aynı duygu ve ızdırap yüklüdür. ’Zengin konaklar, köşkler, batmakta olan bir güneşin son ışığına şahit olabildiğimiz yalılar, kasırlar, saraylar, sonra tahta binaların yerini alan ‘Çin pagoduna veya Babil kulesine benzeyen, daha iyisi hiçbir şeye benzemeyen apartmanlar’ın geçiş sürecindeki açılan onulmaz yarayı Tanpınar anlatmakta, Güler ise fotoğraflamaktadır. Yanı sıra ağaçları, kuşları, mevsim mevsim açan çiçekleri, balıkları, sert yüzleri ve nasırlı elleriyle balıkçılar gibi yüzlerce nesne, renk, desen, ışık ve gölge oyunu ile şekillenen İstanbul peyzajı iki ustanın rüyasında metafora ve metanomiye dönüşmektedir.
KAYNAK
Önberk, N. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hikâyelerinde Rüya Motifi, dergipark.org.tr
Aynı Rüyanın İçinde- Ara Güler ve Ahmet Hamdi Tanpınar, Der.S.Korkmaz, Ara Güler Müzesi Yayınları ve Dergâh Yayınları, 2020

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.