Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Geçmişin Yeniden Kuruluşu



Toplam oy: 1551
William Cuthbert Faulkner
Yapı Kredi Yayınları

Kitaplarla nasıl buluşuruz? Kimimiz şanslıyızdır çok okumuş, okuyan bir arkadaşımız vardır, tavsiyelerine uyarız ve adeta hayatımızı değiştiren kitaplarla tanışırız. Benim de artık geçmişimde kalmış böyle bir arkadaşım var. Sayesinde dünya edebiyatının köşe taşları ile gençliğimde tanışmıştım. Popüler kitapların reklam ve pazarlama bombardımanı ile adeta dayatılmasını bir yana bırakırsak, benim için en önemli kaynaklardan birisi yazarlar, ya da başka kitaplar. Sevdiğim yazarların referansları bazen bir okuma emri niteliğini kazanır. Jorge Semprun da sevdiğim yazarlar listesinde, başka bir yazıda değineceğimiz “Yazmak ve Yaşamak” Semprun'un “kendi ölümünü yaşamasının” yanı sıra entelektüel gelişiminin de anlatısı. Ve “Abşalom Abşalom”, Semprun'un hayranlıkla sözettiği kitaplardan birisi. Semprun'u okuyunca Abşalom'u da okumak farz olmuştu. Ama kitapların da bir zamanı vardır, hele de zorlu metinlerin. O metinleri popüler çok satar kitaplar gibi neredeyse her yerde her zaman okuyamazsınız. Zor metinler özel mesai talep ederler, kıskançtırlar, huysuzdurlar, başka bir kitapla beraber okuyamazsınız, 5-10 sayfa okuyup bırakayım diyemezsiniz. Abşalom da o metinlerden, belki de 20. yüzyıl edebiyatının en karmaşık metinlerinden birisi. Dolayısıyla zor metinlerle başı hoş olmayan okuyucu için bu nokta çıkış noktası, sonradan söylemedi demeyiniz.

Abşalom'a odaklanmam ve kitabın beni kabul etmesi bir kaç ayımı aldı. Kaç defa başladığımı anımsayamıyorum, her denememde beni geri tepti; adeta “daha beni okuma zamanın gelmemiş” dedi. Sonra bir gün, tesadüfen Semprun'un doğduğu topraklarda kabul töreni gerçekleşti ve ben o karmaşık labirentin içerisinde zevkle kayboldum. Gerçekten kayboldum, defalarca; kaç kez geri döndüm önceki sayfalara, kitabın sonuna eklenmiş soy kütüğüne, Yoknapatawha bölgesinin haritasına...Abşalom sizi kabul ederse artık onun bir parçası oluyor ve bütünleşiyorsunuz, Abşolom'u okuduktan sonra artık Abşalomsuz yaşamanız mümkün olmayabilir. Ben hâlâ Abşalom ile yaşıyor, özlüyor, düşünüyor ve zaman zaman sayfalarını karıştıyorum. Pek az roman adeta mistik bir güçle beni kendisine doğru sürekli çeker, Abşalom da onlardan birisi, yeniden okuyabileceğim bir Abşalom zamanını heyecanla bekliyorum.

Hiç 1287 sözcüklü bir cümle okudunuz mu? İşte bunun için ortalama 5 ile 10 sözcük arasında cümlelerle yazılmış romanları okumaya benzemiyor Abşalom. Thomas Sutpen isimli nereden geldiği bilinmeyen gizemli bir adamın 19. yüzyılın ikinci yarısında Amerika'nın güneyinde Mississipi'de geçen hikâyesi. Anlatıcılar artık geçmişte kalmış bir yaşamı, kişileri ve olaylar zincirini anımsamaya ve geçmişi anlatmaya çalışırlar. Thomas Sutpen bir takım alengirli yöntemlerle 100 kilometrekarelik bir toprağı sahiplenir ve yanına getirdiği zenci köleler ve bir Fransız mimar ile birlikte bu arazi üzerine bir konak inşa eder. Artık bu alan Sutpen'in 100 kilometrekaresi olarak anılacaktır. Bu gizemli adam yine tuhaf bir şekilde kasabanın bakkalının kızı ile evlenir ve çocukları olur. Yıllar geçer ve iç savaş çıkar. Baba ve oğul Sutpen de Güney'in saflarında savaştadırlar artık. Ve sonra tarih birden hızlı akmaya başlar. Tıpkı bir imparatorluğun kuruluş yükseliş ve çöküşü gibi Sutpen imparatorluğu da tarihsel döngüye teslim olacaktır. Hangi bellek olanı biteni yıllar sonra nesnel olarak ortaya dökebilecektir? Bayan Coldfield'inki mi? Quentin ile Shreve'in ortak çabası mı? Ya da hiçbiri mi?

Belki de bu romanın ana kahramanı ne Thomas Sutpen, ne Bayan Coldfield, ne de Quentin, fakat “bellek”tir. Bir bellekler labirenti, ya da sarmalı. Biteviye geçmişin kurcalanıp, bugünde sözcüklerle yeniden inşa çabası. Faulkner belleğin sınırlarını zorluyor, “bu kadar da olmaz” denecek düzeyde  her şeye yeniden ve yeni bir şekilde geri dönüyor. Bellek ve ben'in ilişkisi; ben'in, öznenin bellekle oynadığı hikâyeleştirme oyunu. Uzun gibi görünen bir yaşam, içerisinde zamansal olarak çok da fazla yer kaplamayan bir tek olayla baştan sona şekillenebilir. Bir çok insanın yaşamı aslında bir tek olayın yörüngesinde geçmiş olabilir. Bir aşk, bir suç, bir travma, siyasi bir eylemlilik süreci, düşünsel bir bağlılık... Bir tür çakılıp kalmadır yaşanan, zaman akıp gittiği, yaşam devam ediyor gibi gözüktüğü halde, takılıp kalan, takılıp kalır. Bayan Coldfield'de takılıp kalmıştır panjurları sıkı sıkı kapalı bir “büro”da. Açılış cümlelerinde tasvir edilen bu mekânsal kapanmanın ruhsal boyuttaki açılımı ise tüm bir kitabı kaplayacaktır. Anımsanan, belleğin içinden çıkartılıp sözcüklerle bugüne taşınan geçmiş hangi geçmiştir? Olgusal gerçeklik düzeyinde tekliğini kabullendiğimiz bir olayın, “geçmiş”in belleklerden süzülüp geçmiş hali, süzülüp geldiği bellekler adedince farklı mıdır?

“...tenin tene temasında öyle bir şey vardır ki incelikli dayatmaların dolambaçlı çetrefil kanallarını fesheder, kestirmeden hedefe ulaşır, âşıklar kadar düşmanların da bildiği bir şeydir bu, çünkü insanı hem âşık hem düşman eder: - temas, merkezi Ben'in şahsi mülkünün surlarıdır: ruh değil, can değil; akışkan ve bağlantısız zihin bu dünya malikânesinin her karanlık koridoruna sokulmaya müsaittir. Ama tene tenle dokunuldu mu sınıfın, hatta rengin yumurta kabuğu parolası dağılır gider.” (s.119)

Son notlar:

Okumadan önce veya sonra İncil'deki Abşalom hikâyesine bakılmalı ki, romanın adı anlaşılsın.

Edebi olarak zor ve ağır (kurgusal olarak değil) kitaplarla başı hoş olmayanlara kitaba başlamadan önceki son uyarı, lütfen ilk çıkıştan çıkınız.

Öncesinde ve sonrasında yine Faulkner'den “Ses ve Öfke” okunabilir. “Ses ve Öfke”yi daha önce okumuş olanlar için hem Quentin, hem de diğer kişiler daha anlaşılır olacaktır.

Aslı Biçen'e harika çevirisi için teşekkürler.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.