Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Hayat Denilen O Garip Şaka



Toplam oy: 7
Starnone biri çoktan büyümüş, hatta dede olmuş iki çocuğun hikâyesini anlatıyor bize Şaka’da: Daniele Mallarico yetmiş yaşını geride bırakmış, kitaplara çizimler yaparak yaşama tutunan bir çizer. Büyümüş de küçülmüş gibi duran torunu, dedesinin hayatını, geçmişini ve hatta geleceğini sorgulatır. Yoksa, her şey sadece bir şakadan mı ibaret gerçekten de?

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir. Zazie’nin en büyük isteği metroyu görmektir ama öyle garip olaylar yaşar, öyle acayip insanlarla ve dayısının pek farklı yönleriyle tanışır ki sıra hiçbir zaman metroya binmeye kadar gelmez. Okumayanlar için (günümüz tabiriyle) spoiler vereceğim ama kusura bakılmasın: Romanın sonunda, şu diyalog geçer Zazie ile annesi arasında:

 

 

“Nasıl, iyi eğlendin mi?

“Şöyle böyle.”

“Metroyu gördün mü?”

“Hayır.”

“Ne yaptın peki?”

“Yaşlandım.”

 

 

 

 

Edebiyat, bizi büyüten ayna

 

 

 

Aralık 2018 tarihinde, Bağlar isimli romanıyla (Yüz Kitap) ilk kez Türkçe okuma fırsatı bulduğumuz İtalyan romancı Domenico Starnone’nin, bu sefer Sahip Kitap etiketiyle ama yine usta çevirmen Meryem Mine Çayıroğlu’nun incelikli Türkçesiyle okuruyla buluşan Şaka romanı hatırlattı bana Zazie Metroda romanının muhteşem final cümlelerini. Çünkü edebiyat da hayat gibi bizi büyüten, olgunlaştıran, dünyayı altını çizmeden bizlere sezdiren, açık açık göstermeden birçok duyguyu derinden hissettiren, yaşamlarımıza tutulmuş en büyük aynalardandır. Bazen bir çocuğun gözünden geleceğe, bazen bir yaşlının gözünden geçmişe tutulur bu ayna…

 

 

 

Starnone de Zazie gibi bir çocuğun, aslında biri çoktan büyümüş, hatta dede olmuş iki çocuğun hikâyesini anlatıyor bize Şaka’da: Daniele Mallarico yetmiş yaşını geride bırakmış, dul, hayatını resme adamış ve halen de kitaplara çizimler yaparak yaşama tutunan bir çizer. Bir gün kızı, eşiyle birlikte yapacakları bir seyahat nedeniyle torununa bakması için yanına, bir zamanlar Daniele’nin de çocuk olduğu eve çağırıyor babasını. Daniele daha eve gelir gelmez kızının ve damadının arasının pek de iyi olmadığını görüyor. Ama onu asıl şaşırtan şey, henüz dört yaşındaki torunu Mario oluyor… Büyümüş de küçülmüş gibi duran bu çocuk, gerçekten de büyümüş dedesinin hayatını, geçmişini ve hatta geleceğini sorgulatır. Yoksa, her şey sadece bir “şaka”dan, bir “oyun”dan mı ibaret, gerçekten de?


Geçmişiyle hesaplaşan yaşlı çocuk
Bağlar romanında, bir aldatma hikâyesi üzerinden aile içi ruhsal gelgitleri, kıyımları, değişimleri ve trajedi ile komedi arasındaki gergin durumları oldukça usta bir şekilde, muhteşem bir üslupla ele alan yazarımız, Şaka romanında da ustalığını en üst düzeyde sergiliyor. Yine bir aile hikâyesiyle karşı karşıyayız; ama bu sefer torununda kendisini (tıpkı resimlemeye çalıştığı Henry James öyküsündeki gibi kendi hayaletini belki de) gören ve tüm geçmişiyle hesaplaşan bir büyüyememiş yaşlı çocuğun hikâyesi asıl bizi çarpan.
Nasıl da kırılgan olmuştum. Bir zamanlar yaptığım her bir harekete inanırdım, her iyi kalem darbesiyle bir dağı ikiye yarabileceğimi düşünürdüm… Rüzgârda kalmış, kara göğün altında ezilmiş, yoldan gelen gürültülerden asabı bozulmuş, titrek halimle kendimi gülünç buldum. Hırpalanmış, saçı başı dağılmış, üzerine hırpani bir pantolon geçirmiş yetmiş beş yaşında bir adamdım işte: Çocuğa bakması gerekirken, kendine bile bakamayan biriydim.
Çağdaş dünya edebiyatının en önemli isimlerinden, ödüllü yazar Domenico Starnone’nin Şaka romanı, ister dede olalım ister torun, hayatımıza tutacağımız bir ayna olarak, biz okurlarını bekliyor…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

Polisiye edebiyatın tekinsiz labirentlerinde gezerken korkudan heyecana, hüzünden şaşkınlığa pek çok duyguyu deneyimleyen okur, olayların ya da vahşetin dozu ne ölçüde artarsa artsın, kurgunun kendine ilişmeyeceğini bilmenin emniyetindedir. Bununla beraber, ilhamını gerçek hayattan alan hikâyelerin sunduğu okuma deneyimi, okuyucuda daha farklı tesirler bırakabilir.

10 Temmuz 2011… İstanbul/Balmumcu… Dünya Bülteni’ndeki ofisinde Akif Emre bir kitap uzattı… Kitap o dönem Klasik Yayınları’ndan çıkan İhsan hocanın Fuzûlî Ne Demek İstedi? kitabı... “Oku, konuşalım” dedi. Fuzûlî’nin bir şiirinin şerhini İslam düşünce geleneği içinde dolaşarak okuyordum adeta.

Avrupa’da tasavvufun varlığının, İslam’ın intişarıyla paralel bir seyir izlediği malumdur. Sanılanın aksine, tasavvuf teori ve pratiğinin Batıdaki serüveni modern dönemin çok öncesinde, belki de Endülüs’ten başlayarak ele alınmak durumundadır.

Türkçeye “yer siyaseti” şeklinde aktarılan bir terim jeopolitik. Bir ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel müktesebatını, özellikle de iç ve dış politikasını daha çok coğrafî konumunu merkeze alarak inceleyen bilim dalı.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.