Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Hiçbir Şey Hakkında: Gariplikler



Toplam oy: 17
Reşat Çalışlar, Gariplikler’de Orhan Veli şiirleriyle Demet Akalın şarkılarını aynı potada eritmek gibi bir işe girişiyor. Daha tuhaf olansa, bunu başarıyor. Geoff Dyer’ın Bir Hışımla'daki karakterin peşine düştüğü ve ulaşması imkânsız hale gelen ‘Lawrence kitabı’ gibi var olan ama aslında olmayan bir proje için koşan onlarca benzemez karakter.

Seinfeld’in mizahının arkasında yatan büyük gücün, dizinin hiçbir şeyle ilgili bir dizi olmasından ileri geldiği rivayet edilir; kült televizyon dizisi, sezonlarından birinde bu tartışmaya da odaklanır. Karakterler Jerry ve George, bir televizyon programı yapmak istediklerinden bahsederler. Bu program, hiçbir şey hakkında olacaktır.

 

İçinde hiçbir şey olmayan bir program yapmak, o programın genel bir konusuzluğa dayanmasını gerektirmiyor. Şüphesiz dizinin birçok bölümünde belli bir konu bütünlüğü, bir akış vardı; yine de bu akış, birçok yerde karakterlerin önüne geçmiyordu. Hiçlik hakkında bir programla kastedilenin, aslında kendisinden önce yapılan işlere meydan okuyacak kadar konuyu arka plana atmak suretiyle belli kalıpları, dayatmaları “hiçe sayma”yı deneme olduğunu varsayabiliriz.

 

Bu türden bir meydan okumayı son dönemde İngiliz edebiyatının önemli –maalesef pek aşina olunmayan– ismi Geoff Dyer’da görebiliyoruz. Yazarın özellikle Bir Hışımla kitabı, türünün en iyi örneklerinden. Kitapta ana karakterimizin dile getirdiği “D. H. Lawrence hakkındaki kitabı yazıyor olmam gerek”, “Lawrence hakkında yazacağım kitapla ilgili herhangi bir gelişme kaydedeceksem” gibi tekrarlar ve yapılacak işten çok işin nasıl yapılacağına dair monologların ön planda olması, söz konusu başkaldırıya işaret ediyor.


Hayat ekseninde bir roman
Gelelim Reşat Çalışlar’ın Gariplikler’ine… “Bir Yapımcı, Bir Bozumcu, Bir Youtuber, Bir DJ, Bir Maske ve diğerlerinin Orhan Veli konulu bir film projesi etrafında gelişen tuhaf macerası” alt başlığını taşıyan romanda, ana eksene Orhan Veli konulu bir film projesi yerleşiyor. Karakterler bu film projesi için oradalar. Fakat Geoff Dyer’ın peşine düştüğü ve ulaşması imkânsız hale gelen Lawrence kitabı gibi bir proje bu. Orada var, ama aslında yok. Orhan Veli’nin hayaleti kitap boyunca karakterleri rahat bırakmıyor; çekilecek bir film var, evet, ama bu hiç önemli değil. Çalışlar’ın yapmak istediği biraz farklı gibi duruyor: Romanını biraz daha hayat eksenine çekiyor; günceli yakalama, olan bitene, hâlihazırda yaşananlara dair bir not çıkarma, bazen şerh düşme isteği içinde yazar.
Kitapta fazla karakter olması başlarken korkutsa da o keşmekeşin içinden bir gürültü yığını çıkmıyor. Takip etmesi yer yer güçleşse de, Çalışlar kendini geri planda tutmayı becerip sahneyi karakterlere bırakmayı ihmal etmemiş. Anlatacak çok şeyi olsa da yazar -Demet Akalın’dan Instagram ünlülerine, TikTok’a, geniş bir skala bu- tüm bunları karakterlerine ve olay örgüsüne yedirmeyi başarmış. Karakter yaratmada ve olay örgüsündeki ustalığına rağmen, bir noktada eleştirilebilir: Birçok karakterin iç dünyasında farklı şeyler dönse de, bu tuhaf karakterlerin arasında Miray Garibe, tastamam bir “aptal sarışın” olmaya mahkûm ediliyor, komplike bir karakter olmaya yer yer yaklaşıp yazarın birkaç hamlesiyle hemen blogger’lığa geri dönüyor, sadece ekran önünde var olan bir karaktere dönüşüyor. Başka bir deyişle, Çalışlar’ın Miray Garibe’ye hiç acımadığı da söylenebilir.
Bunun dışında, Gariplikler tuhaf bir kitap. Çağın timeline’larda akan ritmini yakalıyor. Afili Filintalar’la doğan o zıpır edebi çizgiden güç aldığı, ona benzediği de söylenebilir. Bense Çalışlar’ın zihnini çok daha berrak tutmayı başardığını; karakterleriyle, çok katmanlı olay örgüsüyle birçok yazarın üstesinden gelemeyeceği, hiçbir şey hakkında dolu dolu bir kitap yazdığını söylemek istiyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.