Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İmge: Meşhur Ve Meçhul



Toplam oy: 12
İmge, ben her kadar edebiyat bağlamında kullansam da daha baskın olarak sanatta kullanılan bir kavram. Kant’ın başını çektiği “idealist” estetikçilerin takipçisi olan Gaston Bachelard’a göre imge “düşkuran bilinç”in ürünüdür ve “imge, imgelemin dolaysız bir ürünü olması dışında başka bir şey değildir.”

Doksanlı yıllarda şiir hakkında yaptığım okumalarda “imge” kavramı farklı bağlamlarda o kadar çok karşıma çıkmıştı ki 2000’lerin başında bir arkadaşım bana “İmge nedir?” diye sorduğunda “Bilmiyorum” demekten başka çarem kalmamıştı. İmge, simge, eğretileme kavramlarının birbirleri yerlerine kullanımına çok şahit olmuştum mesela. Ayrıca herkes kendi poetikasını açacağı bir maymuncuğa çevirmişti imgeyi. Beni bu cevaba iten temel sebep söz konusu metinlerde imgenin üzerinde uzlaşılmış bir kavramdan ziyade şiirsel bir etiket gibi yer almasıydı. Eskilerin bir tanımlama için asgari geçerlilik şartı olarak ifade ettiği “etrafına mani ağyarına cami” cümlesi şiirdeki “imge” kavramı için devre dışı kalmıştı adeta. İmgenin ne olduğu ve ne olmadığı bilgisini kelimenin tam anlamıyla kaybetmiştim. Hatta o dönemden bir espriyi buraya aktarırsam söz konusu sıkıntıyı bir tek benim çekmediğim de anlaşılabilir. “Oy imgelem, imgelem. Sen gelmezsen ben gelem.”

 

Peki, imge nedir? En basitinden başlayalım. TDK sözlüğünden. İlk anlam “Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülyâ.” Doğan Büyük Türkçe Sözlükte ise kelimenin tarihine ilişkin önemli bir bilgi var. Bu tanımdan anlamıyla ilgili “kaosu” da okumak mümkün. “Hayâl”e karşılık olarak kullanılan ve Fransızca “image/imaj” kelimesine benzetilerek yapılan kelime.”

 

İmge, ben her kadar edebiyat bağlamında kullansam da daha baskın olarak sanatta kullanılan bir kavram. Kant’ın başını çektiği “idealist” estetikçilerin takipçisi olan Gaston Bachelard’a göre imge “düşkuran bilinç”in ürünüdür ve “imge, imgelemin dolaysız bir ürünü olması dışında başka bir şey değildir.” Buna karşılık Aristoteles’ten Marx’a uzanan karşıt fikir imgeyi içsel kaynaklı olarak kabul etmez. Nitekim Rus estetikçi Pospelov’a göre “İmgeler, her zaman, yaşamı tekil görüngüleriyle, yani gerçekliğin her görüngüsü için karakteristik olan o bireysel ve genel boyutların birliği ve karşılıklı girişimi içinde yansıtırlar.” (Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası, Çev: Aykut Derman)

 

Kavram Atölyesi başlığı altında kesin ve net bir tanım sunamadığımın farkındayım. Ancak “atölyede” olmak ümitvar olmaktır ve yolda olmak, yola devam etmek hedefe ulaşmak kadar ve belki de hedefe ulaşmaktan bile daha kıymetlidir diyebilirim. Bu noktada Melih Cevdet Anday’ın imge tanımı işimize yarayabilir: “Şiir, bilinen sözcüklerle bilinmedik sözler kurmaktır, demiştim bir yazımda. Bunu, bilinen sözcüklerle bilinmedik imgeler yaratmaktır biçiminde de yürütebiliriz.” (Akan Zaman Duran Zaman) Nitekim Melih Cevdet Anday da “nihai hedeften” değil yola devam etmekten dem vurmuş

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.