Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İmge: Meşhur Ve Meçhul



Toplam oy: 42
İmge, ben her kadar edebiyat bağlamında kullansam da daha baskın olarak sanatta kullanılan bir kavram. Kant’ın başını çektiği “idealist” estetikçilerin takipçisi olan Gaston Bachelard’a göre imge “düşkuran bilinç”in ürünüdür ve “imge, imgelemin dolaysız bir ürünü olması dışında başka bir şey değildir.”

Doksanlı yıllarda şiir hakkında yaptığım okumalarda “imge” kavramı farklı bağlamlarda o kadar çok karşıma çıkmıştı ki 2000’lerin başında bir arkadaşım bana “İmge nedir?” diye sorduğunda “Bilmiyorum” demekten başka çarem kalmamıştı. İmge, simge, eğretileme kavramlarının birbirleri yerlerine kullanımına çok şahit olmuştum mesela. Ayrıca herkes kendi poetikasını açacağı bir maymuncuğa çevirmişti imgeyi. Beni bu cevaba iten temel sebep söz konusu metinlerde imgenin üzerinde uzlaşılmış bir kavramdan ziyade şiirsel bir etiket gibi yer almasıydı. Eskilerin bir tanımlama için asgari geçerlilik şartı olarak ifade ettiği “etrafına mani ağyarına cami” cümlesi şiirdeki “imge” kavramı için devre dışı kalmıştı adeta. İmgenin ne olduğu ve ne olmadığı bilgisini kelimenin tam anlamıyla kaybetmiştim. Hatta o dönemden bir espriyi buraya aktarırsam söz konusu sıkıntıyı bir tek benim çekmediğim de anlaşılabilir. “Oy imgelem, imgelem. Sen gelmezsen ben gelem.”

 

Peki, imge nedir? En basitinden başlayalım. TDK sözlüğünden. İlk anlam “Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülyâ.” Doğan Büyük Türkçe Sözlükte ise kelimenin tarihine ilişkin önemli bir bilgi var. Bu tanımdan anlamıyla ilgili “kaosu” da okumak mümkün. “Hayâl”e karşılık olarak kullanılan ve Fransızca “image/imaj” kelimesine benzetilerek yapılan kelime.”

 

İmge, ben her kadar edebiyat bağlamında kullansam da daha baskın olarak sanatta kullanılan bir kavram. Kant’ın başını çektiği “idealist” estetikçilerin takipçisi olan Gaston Bachelard’a göre imge “düşkuran bilinç”in ürünüdür ve “imge, imgelemin dolaysız bir ürünü olması dışında başka bir şey değildir.” Buna karşılık Aristoteles’ten Marx’a uzanan karşıt fikir imgeyi içsel kaynaklı olarak kabul etmez. Nitekim Rus estetikçi Pospelov’a göre “İmgeler, her zaman, yaşamı tekil görüngüleriyle, yani gerçekliğin her görüngüsü için karakteristik olan o bireysel ve genel boyutların birliği ve karşılıklı girişimi içinde yansıtırlar.” (Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası, Çev: Aykut Derman)

 

Kavram Atölyesi başlığı altında kesin ve net bir tanım sunamadığımın farkındayım. Ancak “atölyede” olmak ümitvar olmaktır ve yolda olmak, yola devam etmek hedefe ulaşmak kadar ve belki de hedefe ulaşmaktan bile daha kıymetlidir diyebilirim. Bu noktada Melih Cevdet Anday’ın imge tanımı işimize yarayabilir: “Şiir, bilinen sözcüklerle bilinmedik sözler kurmaktır, demiştim bir yazımda. Bunu, bilinen sözcüklerle bilinmedik imgeler yaratmaktır biçiminde de yürütebiliriz.” (Akan Zaman Duran Zaman) Nitekim Melih Cevdet Anday da “nihai hedeften” değil yola devam etmekten dem vurmuş

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.