Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İnsan Ruhunu Sınayan Zamanlar: Maymun Yılı



Toplam oy: 12
Patti Smith, Sandy Pearlman ile konser sonrası için planladıkları Santa Cruz gezisine yalnız gider. Dostunun yokluğu ile anılara kaptırır kendini. Kaldığı Dream Motel’in tabelasıyla yaptığı konuşmalar, ikinci el eşya satan dükkânları tavaf etmeler, hayali arkadaşlarla yaptığı sohbetler... Kitap, Nerval’in “Rüyalarımız ikinci bir yaşamdır” cümlesini onaylar adeta.

Temellerini Orta Asya Türklerinin kullandığı On İki Hayvanlı Takvim’den alan Çin Takvimi, on iki yıllık döngülerden meydana geliyor ve her yıl ayrı bir hayvanın (fare, boğa, kaplan vb.) adıyla anılıyor. Patti Smith’in Türkçede yayımlanan beşinci kitabı Maymun Yılı da Çin Takvimi’ne göre Maymun Yılı olan 2016 yılını anlatıyor.

 

Rüyalara, aylaklığa ve edebiyata sığındı

 

İnanışa göre takvimdeki yılların her birinin belli özellikleri var. Örneğin Maymun Yılları Çin Takvimi’ndeki en şanssız yıllar. Tarihteki Maymun Yılları’na şöyle bir baktığımızda büyük dönüşümlerin, toplumsal olayların yaşandığını görüyoruz.

 

Aralarında 1944, 1968, 1980 gibi çalkantılı yıllar var. Savaş, ayaklanma, darbe sözcükleri ile etiketleyebileceğimiz Maymun Yılları, dünya tarihinde yer etmiş önemli kırılma anlarının tanığı. Kitaba konu olan 2016 yılı da Maymun Yılı olmanın verdiği makus talihten nasibini alır. Hem dünya hem de Türkiye için terör olaylarının ayyuka çıktığı, Türkiye’de darbe girişiminin yaşandığı uğursuz bir yıldır.

 

Amerikalı şarkıcı, müzisyen, yazar Patti Smith son kitabı Maymun Yılı ile kendi uğursuz yılını anlatmaya girişiyor. Kadim dostu Sandy Pearlman’ın 2015’in son günlerinde verecekleri bir dizi yılbaşı konseri öncesi beyin kanaması geçirmesiyle başlayan yıl, başka kayıplar ve olumsuzluklarla devam eder. Olanlar karşısında hayale, rüyalara, aylaklığa ve ille de edebiyata sığınan Patti Smith, kitap boyunca acılarını ve öfkesini dindirmenin yollarını arar. Kurtarılacak ne varsa toplamaya çalışır bu felaket yığınından.

 

Kitap Smith’in kadim yazarlarından Antonin Artaud’nun “Amansız bir deliliğe yakalanıyor dünya” epigramı ile açılır. Patti Smith, Sandy Pearlman ile konser sonrası için planladıkları Santa Cruz gezisine yalnız gider. Dostunun yokluğu ile anılara kaptırır kendini. Kaldığı Dream Motel’in tabelasıyla yaptığı konuşmalar, ikinci el eşya satan dükkânları tavaf etmeler, hayali arkadaşlarla yaptığı sohbetler... Kitap, Gerard de Nerval’in “Rüyalarımız ikinci bir yaşamdır” cümlesini onaylar adeta. Kimi yerde düş ile gerçek iç içe geçer. Wow Cafe’de tanıştığı Ernst ve arkadaşları ile Roberto Bolano’nun 2666 romanını kıyasıya tartışırlar örneğin. Ernst gerçek midir? Ya Üçüncü Reich üzerine söyledikleri? Sınır silinir, bir önemi de yoktur zaten.

 

 

Dünyanın çığlıklarına ufak bir ara

 

Maymun Yılı aynı zamanda Patti Smith’in yetmişinci yaşına girdiği yıldır. Mahzundur ama bir yandan da Marcus Aurelius’un sözünü kulağına küpe yapar: “Önünde daha yaşanacak on bin yıl varmış gibi yaşama.” Şöyle der Smith: “Kronolojik basamakları tırmanır, yetmişime yaklaşırken bu bana çok anlamlı geldi. ‘Dizginleri ele al’ dedim kendi kendime, kutsal Jimi Hendrix rakamının, altmış dokuzun son demlerinin, böyle bir nasihate yine onun verdiği cevapla, keyfine var: Hayatımı istediğim gibi yaşayacağım.”

 

Patti Smith sözüne sadık bir şekilde yıl boyunca gezer. Bir kitap turu için Avrupa’ya giderken eşlikçileri her zamanki gibi birkaç parça eşya ve kitaplarından ibarettir. “‘Hiçbir şey çözülmez ama ben yine de gidiyorum’ diyorum küçük bavulumu toplarken... Biraz pasif gezinme; yaygaraya, dünyanın çığlıklarına ufak bir ara. Robert Walser’in yürüdüğü sokaklar. Hemen tepede James Joyce’un mezarı. Oslo’daki boş bir galeride Joseph Beuys’un bir başına asılı duran gri keçe takım elbisesi”. Lizbon’da Pessoa’nın şahsi kütüphanesinde vakit geçirir. “Kütüphanede polisiye romanlar, William Blake ve Walt Whitman’ın toplu şiirleri, Kötülük Çiçekleri, Illuminations ve Oscar Wilde’ın masallarının değerli kopyaları yer alıyor. Kendi yazınından ziyade kitapları Pessoa’nın dünyasına açılan bir pencere sanki; nitekim onların adlarıyla yazdığı pek çok personası vardı ama bu kitapları edinen ve seven Pessoa’nın bizzat kendisiydi.” Yazarlar hep can yoldaşı olur bu uğursuz yılda.

Maymun Yılı birçok önemli ismi alır yaşamdan. Muhammed Ali, Fidel Castro, Sandy Pearlman... Smith’in bir başka yakın dostu Sam Shepard da amansız ALS hastalığı ile mücadele etmekte ve giderek yorgun düşmektedir. Bir de bunlara Amerikan başkanlık seçimleri ve Trump gerçeği eklenir. Smith öfkelidir, Amerikan halkına duyduğu umudu azalır. “Thomas Paine’in sözlerini düşündüm: İnsan ruhunu sınayan zamanlar bunlar. Yağmur dinmişti ama kuvvetli rüzgârlar devam ediyordu. Ve hakikat ne idiyse oydu hâlâ. Maymun Yılı’nın son günüydü, altın horoz ötüyordu, o çekilmez sarı saçlı dolandırıcı, hem de İncil’e el basarak, yeminini etmişti, Musa, İsa, Buda, Muhammed bambaşka bir yerdeydi belli ki.”
Yine de beterin beteri var. Kitabın Amerika’daki son baskısına eklediği sonsözde Patti Smith 2020’den dem vurur. Korona günlerinden, maskeli yeni normalden bahseder. Kabus Maymun Yılı’nın sona ermesiyle bitmemiştir. Hem zaten Maymun Yılı’nın ne günahı vardır? Doğa, insanın karşılıksız olana ettiğinin intikamını alır. Yaşanan, insanın özgür iradesiyle yaptığı açgözlü seçimlerin sonuçlarıdır. Smith yine de umutludur. Başka türlü yeni güne nasıl uyanılır? Amerika için iyi dileklerini sunar ve “Vote” kampanyasıyla 2020 başkanlık seçiminde halkın iradesini göstererek oy vermesini ister. Paris İklim Anlaşması’nın tekrar imzalanma ihtimali vardır, Korona aşısı da kapıdadır. O halde yeni yıl her şeye rağmen insanlığın yılı olacaktır. Bilinçli, empati sahibi insanlığın...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

Polisiye edebiyatın tekinsiz labirentlerinde gezerken korkudan heyecana, hüzünden şaşkınlığa pek çok duyguyu deneyimleyen okur, olayların ya da vahşetin dozu ne ölçüde artarsa artsın, kurgunun kendine ilişmeyeceğini bilmenin emniyetindedir. Bununla beraber, ilhamını gerçek hayattan alan hikâyelerin sunduğu okuma deneyimi, okuyucuda daha farklı tesirler bırakabilir.

10 Temmuz 2011… İstanbul/Balmumcu… Dünya Bülteni’ndeki ofisinde Akif Emre bir kitap uzattı… Kitap o dönem Klasik Yayınları’ndan çıkan İhsan hocanın Fuzûlî Ne Demek İstedi? kitabı... “Oku, konuşalım” dedi. Fuzûlî’nin bir şiirinin şerhini İslam düşünce geleneği içinde dolaşarak okuyordum adeta.

Avrupa’da tasavvufun varlığının, İslam’ın intişarıyla paralel bir seyir izlediği malumdur. Sanılanın aksine, tasavvuf teori ve pratiğinin Batıdaki serüveni modern dönemin çok öncesinde, belki de Endülüs’ten başlayarak ele alınmak durumundadır.

Türkçeye “yer siyaseti” şeklinde aktarılan bir terim jeopolitik. Bir ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel müktesebatını, özellikle de iç ve dış politikasını daha çok coğrafî konumunu merkeze alarak inceleyen bilim dalı.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.