Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İnsanı, bir okura dönüştüren o ilk kıvılcım



Toplam oy: 37
Damon Young // Çev. Esra Doğu
Maya Kitap
İhtimaller sonsuz olduğu için son okuma diye bir şey mümkün değildir, diye yazıyor Damon Young, elbette onun kitabı için de geçerli bu.

Bir kitapçı rafında veya yazarının onu kilitlediği çekmecede sabırla okurunu bekleyen her kitap bünyesinde farklı okumalara müsait, Babil Kütüphanesi’ni anımsatacak zengin bir olasılıklar ağı barındırır. Vasat bir okur bunu ayırt edemese bile, bilinçli bir okur ya da bir eleştirmen kitabın potansiyelini görmeye daha yatkındır. Öyle ki, deneyimli bir okur, yazarın neden diğerini değil de bu konuyu işlediğine, ele aldığı konuyu neden başka türlü değil de bu türlü ortaya döktüğüne kafa yorabilir. Yani metinden yola çıkarak yazarı analiz edebilir. Veyahut metnin sınırlarını aşmadan, karakterlerin analizini yapmayı yeğleyebilir. Okurun veya eleştirmenin bir kitabı neden başka yerinden değil de orasından tutarak ele aldığı ise üzerinde daha az düşünülen, daha nadir bir soru. Eğer kişi içselleştirdiği şablonlarla ve etrafını sarmış klişelerle yüzleşecek cesarete sahip değilse; neden şu konuyu değil de bu konuyu merak ettiğini düşünmüyor, kendisinden kaçmak isteyen insan için merakın elverişliliğini görmüyorsa; metnin cevherlerini ortaya dökmesini bekleyecek kadar sabırlı değilse; metne üstten bakacak kadar kibirli veya eksiklerini göremeyecek kadar alçakgönüllüyse; okuduklarını idrak edecek zamanı kendisine tanımadan aşırı okumaya, yani analiz aşamasına bir türlü geçemeden bilgi toplama aşamasında sıkışmaya meyilliyse; vardığı sonucun bir duygudan mı, yoksa bir kanıdan mı kaynaklandığını düşünecek vakti yoksa, metnin derinlerine inemeyecektir. Oldukça karmaşık, değil mi? Neyse ki, farkındalığı yüksek bir okura dönüşme yolunda bize rehberlik edecek kitaplar var; Okuma Sanatı ise bunlardan en günceli.



Bir okurun okuma sanatında ustalaşması için merak, sabır, cesaret, gurur, ölçülülük ve adalet gibi bazı “erdemlere” sahip olması gerektiğini belirten ve bu “erdemleri” yukarıda değindiğim katmanları da kapsayacak şekilde irdeleyen Damon Young, Okuma Sanatı’nın içinden akademik bir dilde kaybolmadan, Borges, Lovecraft gibi kültleşmiş yazarların pek dillendirilmeyen olumsuz yönleriyle tanıştıktan ve yerli yerinde bir Dan Brown analizi okuduktan sonra çıkmamıza imkan veriyor. Batman çizgi romanları ile Mrs. Dalloway’i bir araya getiren kendi okuma deneyiminden verdiği örnekler ise, akla Rebecca Solnit’in özelden genele ulaşan üslubunu getiriyor.

 

 

 

Okurun hırslı zihni


Okuma sanatında ustalaşmak bir şeydir, bir okura evrilmek ise başka şey. Young, kişiyi bir okura dönüştüren o ilk kıvılcımı da araştırıyor. Çocuğun kitap aşkının kendi edebi gücünü keşfettiği ölçüde büyüdüğünü öne sürdükten sonra şöyle devam ediyor: “Çoğu durumda olay, filozof Herbert Marcuse’un ‘tatil gerçekliği’ diye tanımladığı şeydir: Sıradanlıktan iltica etmek. Charles Dickens bu durumu gençliğinin ‘başka bir yer ve zaman umudu’ olarak betimlemişti. Ancak Dickens’ın ileri dönemdeki ünü gösteriyor ki gençlikteki bu kitap aşkı, gücün keşfiyle çakışıyor. Çocuk farkındalık kazanıyor. Hem de yalnızca dedektiflerle dolu dünyaların, Galyalıların ve boğaların değil, aynı zamanda kendisinin, yani yaratıcılığı sayesinde bu dünyaları var eden okurun da farkına varıyor. Okumak daha hırslı bir zihinle tanışmak anlamına geliyor.”



“İhtimaller sonsuz olduğu için son okuma diye bir şey mümkün değildir,” diye yazıyor Damon Young, elbette onun kitabı için de, elinizdeki dergi için de geçerli bu.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Elif Demir

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.