Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İyicil sihir



Toplam oy: 388
Hasan Ali Toptaş
Everest Yayınları
Hasan Ali Toptaş karşılıksız sevginin, dikey ilişkilerin sızamadığı birlikteliklerin ve iyiliğin romanını yazmış.

Kuşlar Yasına Gider’in anlatıcısı bir oğul. Tüm çocuklar gibi babasının hikayelerini merak eden, ellili yaşlarında bir oğul. Hepimiz gibi bir baba hikayeleri toplayıcısı esasında o da. Babayla, baba otoritesiyle “meselesi” olan roman kahramanlarından birisi değil ama. Sakin, beklemeyi iyi bilen bir hikaye toplayıcısı. Kocayan ağacın nedense hâlâ serpilmemişlerine, narin meyvelerine doymaksızın saldırmayan, gölgesinde büyüdüğü o ağaca güven duymayı öğrenmiş, şanslı çocuklardan. Yalnızca toprağa bırakılan olgun hikayeleri alıp şükranla bohçasına atan, duyduğu her lokmanın hakkını veren bir çocuk.

Hikayelerin toparlanışındaki bu dinginlik kadar, bohçada birikenleri böylesine sessiz, bağırıp çağırmadan anlatabilmek de bir parça sihir işi. Bu sihir hali oğlun babaya duyabildiği derin ve yumuşak, yine de her baba-oğul ilişkisine bir parça musallat, o ölçülü sevme halinden ileri geliyor biraz da: “Ne diyeceğimi bilemeden, usulca yutkundum. İçimden kalkıp babama sarılmak geçti aslında ama yapamadım bunu, baktım sadece. O da bana baktı gözlerini hiç kırpmadan. O an, birbirimize bakışlarımızla sarıldık sanki.”

 

 

Kuşlar Yasına Gider, Toptaş’ın gerçekle düş arasında dolaştığı romanlarından birisi değil; aksine, kurmaca evrenin gündelik gerçekliğe belki de en çok yaklaştığı romanı. Buna rağmen yukarıda bahsi geçen, bakışlarla, sözünü etmeden yapıp etme halinin romanda önemli bir yer kapladığı söylenebilir. Kurmaca zamanının daha çok düşlerden örüldüğü Toptaş’ın o aşina olduğumuz gezgin evreni burada da bir ölçüde kendini hissettirmiş. Toptaş, düş mekanlarından uzak durmayı tercih ettiği bir romanda dahi gerçeklik-dışı kimi unsurları akışa yön veren “leitmotifler” olarak kullanmış. Yine de bu tercih kitabın akıcılığını sekteye uğratamamış. İster düşsel olsun ister gerçeklik zemininde, zaten bilgece yerli yerine işlenmiş öğelerin gücü anlatının sonuna gelindiğinde zirveye çıkıyor. Toptaş karşılıksız sevginin, dikey ilişkilerin sızamadığı birlikteliklerin ve iyiliğin romanını yazmış oluyor. Kısa süre önce verdiği röportajlardan birinde, yazar aksini beyan etmediği sürece hiçbir romanın otobiyografik olamayacağını söylüyordu Hasan Ali Toptaş. Kendini sıklıkla tekrar edecek, haliyle sevimsiz bir konu olsa, Toptaş’ın roman kahramanıyla arasındaki benzerlikler (toplu konutlarda yaşamak, memleket, türkü tutkusu, hatta anlatıcının kitapta, Toptaş’ın söyleşilerde anlatıcıyla yazarın farklı kişiler olmasına yaptığı vurgu gibi) otobiyografik bir okumanın önünü açabilir. Bu benzerliklere kapılmak romanın Toptaş’ın yaşam öyküsü olarak okunmasına yol açmamalı, buna şüphe yok. Yine de ben Toptaş’ın, Tristram Shandy’i de en yukarılara koyduğu “ödünç vermek istemediği kitaplar” listesini, Kuşlar Yasında Gider’in anlatıcısının Tristram Shandy’nin üçüncü baskısının peşinde düştüğü sıralarda yaptığını hayal etmekten kendimi alıkoyamıyorum.

 


 

 

Görsel: Tolga Tarhan

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.