Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

KALPAZANLAR’I BİLİYOR MUSUNUZ?



Toplam oy: 1344
Andre Gide
Can Yayınları

Edebiyat dergilerinin en önemli işlevlerinden biri bildirmek, hatırlatmak olsa gerek... Kitap-lık dergisi de Şubat 2010 sayısında böyle bir hatırlatma yaptı, Andre Gide’e tekrar dikkatimizi çekti. Andre Gide modern klasiklerden. Tam adıyla André Paul Guillaume Gide, 1869’da Paris’te doğmuş.1951’de yine Paris’te ölmüş. Bir yanıyla 19. yüzyıla, edebiyatın temelini atan büyük yazarlara Balzac’a, Zola’ya bağlı, diğer yanıyla edebiyatın ilk öncülerinin kuşağından, Proust’un çağdaşı. Yaşam öyküsünde de benzer bir durum var. Dindar, kurallara bağlı, ahlakçı, evli barklı bir görünümde ama sapkın sayılan ilişkilere de açık. Yaşadığı dönem için oldukça cesur sayılabilecek bir tavırla eşcinselliğini de beyan etmekten sakınmıyor. Zamanla toplumun özgürlüğünün bireyin kendini tanımasına ve özgürlüğünü sakınmadan yaşamasına bağlı olduğunu savunan görüşler ileri sürüyor. Genel ahlaka karşı çıkıyor. Bu nedenle de Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında yasak kitaplar listesine koymuş.

Kitap-lık Gide için neredeyse özel bir sayı hazırlamış. Derginin yarısı Gide ile ilgili yazılara ayrılmış. Yerli ve yabancı yazarlardan on üç yazıda Gide’in edebi hayatı değerlendirilmiş. 1947’de kazandığı Nobel Ödülü ile yazarlığını taçlandıran Gide bizde daha çok Pastoral Senfoni, Dünya Nimetleri gibi eserleriyle tanınıyor. Sanıyorum kitaplarının Türkçeye çevrilmesinde Nobel Ödülü’nün büyük etkisi olmuş. Hikaye, roman, anı, deneme, inceleme, günlük, gezi yazısı, tiyatro gibi hemen tüm edebiyat alanlarında elliden fazla eser veren Gide’in sanatsal ilgi alanının ne kadar geniş olduğunu belirtmek için Türkçede yayınlanan son eserinin Chopin Üzerine Notlar (Can yay.) olduğunu belirtmek yeterli sanırım. 

Kitap-lık’taki yazıları okuyunca hem bu önemli yazarı birçok okur gibi unutulmaya terk ettiğimi hem de en önemli iki eserini okumadığımı fark ettim. Türkçeye henüz tam olarak çevrilmemiş ve tüm eserlerine kaynaklık eden Günlük’ünün dışında 1925’de yayınladığı Kalpazanlar ve 1914 tarihli Vatikan Zindanları sanıyorum kendi onayıyla da en önemli eserleri sayılıyor. Birçok eseri roman başlığıyla yayınlanmış olmasına rağmen Gide, sadece Kalpazanlar’ı roman olarak nitelemiş. "Bach'ın füg sanatıyla müzikte gerçekleştirdiğini, edebiyatta gerçekleştirmeyi amaçladığını" söylemiş.

Kalpazanlar dönemi için oldukça modern bir eser. Tanıtım yazılarında da belirtildiği gibi aynı zamanda hem roman, hem roman üstüne düşünce, hem öyküler anlatan bir yapıt, hem de yapıtın öyküsü. Gide bir yandan romanı anlatırken diğer yandan romanın başkahramanlarından Edouard’ın anlattıkları ile yazılma sürecine de bizi şahit ediyor. Yine Edouard’ın günlüğünden aktarılan sayfalarla romanın bir anlamda anlatılmayan yüzünü de bize gösteriyor. Kahramanlarının kendi aralarındaki tartışmalarla da roman sanatına nasıl baktığını bize anlatmış oluyor.
Kalpazanlar’ın 1925’de yayınlanmış olduğunu göz önüne alırsak alışılmış klasik roman anlayışına tamamen aykırı bir yapıdır bu. Bir eseri yaratma sürecinin anlatılmasının da bir eser olabileceği düşüncesi kuşkusuz daha sonra eser verecek olan Robbe-Grillet  gibi Yeni Romancılar için ufuk açıcı olmuştur. Gide’in bu eseri ile postmodern edebiyatın öncülerinden olduğunu da ayrıca belirtmek gerek. Kalpazanlar yapı itibariyle, kullanılan teknikleriyle “postmodern roman nedir?” diyenlere örnek verilebilecek bir yapıt. 

Tabii Kalpazanlar sadece yazılış biçimi ile, yapısı ile öncü değil, konusuyla da oldukça ileri görüşlü ve sarsıcı. Gide, Kalpazanlar’da yasak aşklar, zina, eşcinsel ilişkiler gibi olguları ele alarak aile hayatını ve aileyi dayatan ahlak görüşlerini sorgulamakla kalmaz, derinden eleştirir de. Kalpazanlar bize bu ahlakı dayatanlar ve onu uygulayanlardır.

Roman Bernard’ın gayrı meşru bir çocuk, bir piç olduğunu öğrenmesi ile başlar. Annesinin gizli bir aşkının ürünü olduğunu öğrenen Bernard evi terk eder ve arkadaşı Olivier’in yanına sığınır. Olivier, ağabeyi Vincent’in evli bir kadınla aşk hayatı yaşadığını ve kadının hamile olduğunu anlatır. Duygusal olarak yakınlık hissettiği üvey dayısı, Edouard’ın geleceğinden söz eder. Edouard, Vincent’in beş parasız terk ettiği Laura’ya yardımcı olmak için gelmektedir. Bu arada Olivier’i göreceği için de sevinçlidir. Edouard, Olivier’le yakınlık kurmayı başaramaz ama Bernard’la aralarında bir ilişki başlar. Çocuğu yakınında bulundurmak amacıyla sekreteri olarak göreve alır. Laura’yı da alıp İsviçre’ye giderler. Bu arada Bernard, Laura’ya aşık olur. Sayfalar ilerledikçe ilişkilerin iyice karmaşıklaştığını, hemen herkesin bir şekilde birbiri ile bağlantılı olduğunu görürüz. Ve hemen herkes bir şekilde birbirini aldatmakta, kalpazanlık yapmaktadır.

Kalpazanlar çok kahramanlı, çok fazla ayrıntılı bir roman. Hemen her satırının ince ince işlenmiş olduğu, kahramanlar arasında görünmez ağlar kurulduğu görülüyor. Bu çok kahramanlı hikaye bir de yenilikçi roman teknikleri ile işlenince ortaya oldukça ilginç bir yapıt çıkmış. Kalpazanlar’ın Türkçedeki son baskısının tükenmesi için 20 yıl gerekmiş. Önceki baskı 1989 tarihini taşıyor. Andre Gide’in birçok eserinin defalarca basıldığını göz önüne alırsak en önemli ve en keyifle okunan eserinin bu kadar gözden ırak kalması, az okunması şaşırtıcı. Sanıyorum birçok okur benim gibi bir hatırlatma bekliyordu, Kitap-lık’ın doyurucu hatırlatmasından sonra bir kez de ben hatırlatmış olayım.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.