Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kitap İçin 2: Kendi izini süren keşşaf



Toplam oy: 1067
Selçuk Altun
Sel Yayıncılık

Aforizmaları, değinileri, polemikleri, anektodları içeren, yine bin maddeden oluşan Kitap İçin 2, birincisinden dört yıl sonra yayınlandı. Selçuk Altun bu  kitapta, keşif  çalışmalarını daha da derinleştirip genişleterek okurlarıyla paylaşıyor. Üçüncü bin ise, Cumhuriyet Kitap'ta çoktan başladı: Kendi izini süren bir keşşafın, araştırma ve buluntu sonuçlarını gün ışığına çıkarma eylemini bitirmesi zaten beklenmiyordu.

Hele o bir  romancıysa!

Dolayısıyla Altun'un birbirinden bağımsız- özgür; kimi zaman başına buyruk, kimi zaman da birbirleriyle kesişen maddelerden oluşturduğu continuum kendini çoğaltarak sürecektir.

                        *

Ben, Kitap İçin 2'yi okurken  şunu daha iyi anladım: Böyle bir  çalışma, olağanüstü bir edebiyat heyecanının yanı sıra, aynı şiddette yaşam sevinci ve coşkusu olmadan  kotarılamaz; ve böyle bir iş, ancak içtenlikle ve kendine de doğruları söyleyerek yapılabilir. Zira az önce belirttiğim gibi, yazar kendi kendinin keşşaflığına soyunmuş, kendi izini sürmektedir.  Daha açık ifade edersem: Altun, kaleme aldığı maddeleri – en az romanları kadar- kendini var etmenin bir yolu olarak görüyor; hem okuduğunu, öğrendiğini; hem de bildiğini itiraf ediyor; bunu  büyük bir samimiyetle ve doğrulukla yapıyor.  
    
Kitap İçin'leri çekici kılan da, okuru yazara yakınlaştıran da bu.  
    
Ancak bu tutumun okuru sorguladığı, köşeye sıkıştırıp itiraf etmeye zorladığı da söylenebilir. Bu konuyu  kendimden örnek vererek, açık yüreklilikle açıklayayım: Kimi buluntuları, keşifleri  okuduğumda, ben bunu bilmiyorum dediğim çok oldu. Bundan dolayıdır ki yazara sıkça gıpta ediyor, hatta onu kıskanıyorum.        

Gerçi daha çok bilgiye, daha çok kültürel  buluntuya sahip olma güdüsüyle, yazarın alttan alta mırıldandığı  hayıflanmalar hissedilmiyor değil. Fakat başta söylediğim gibi, bilgi edinme bağlamındaki continuum'un sonu yok. Eldekiler, süregelen keşifler ve daha sonra edinilecek olanlar, hiç kuşkusuz yazarın edebiyat ve yaşam sevincini artıracak, ama hiçbir zaman işba noktasına ulaştırmayacaktır...

 Bu - zaten- biz okurların arzu ettiği bir şey değil!      

                        *
Kitap İçin 2'de yalnızca aforizmalar, kıs(s)alar, ipuçları, iz'ler yok; polemikler ve bazen oldukça sertleşen kritikler de var. Ancak bunlar,  yazar, - - bir başkasının değil, doğrudan kendi izini sürdüğü, kendini var etmek için yazdığından - - karışık değil, açık ve samimi! Kısacası Selçuk Altun, bu tür değinilerinde, sözünü sakınmadan, sağa sola sapmadan, bazı anıştırmalar, göndermeler yapmadan dosdoğru söylüyor: Cepheden yaklaşan bir  polemikçi  o; oyundan oyuna geçmeden, arkadan dolanıp  puan almaya çalışmadan yapıyor eleştirisini. Böylece, bu maddeler de diğerleri gibi, önemli birer iz kaydı olarak muhteviyatta yer almış oluyor.

                        *

Kitap İçin'lerle ilk kez buluşacaklara bir önerim olacak: Bu kitaplarda sunulan maddeler küçük birer drajedir. Daha  kapsamlı, daha etkili dozlar için, keşşafın size verdiği ipuçlarının izini sürmelisiniz. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Nezihe Meriç’in Keklik Türküsü adlı öyküsünde çok beğendiğim iki cümlesi vardır: “İnsanın evi çok güzel olmayabilir diye düşünürdü. Ama evine giden yol, ille güzel bir yol olmalıdır.” Bu iki cümleyi, ebedi evinden çıkmış insanın yine oraya dönerken uğradığı bir ev olan dünya hayatı üzerinden bir metafor olarak düşünürüm.

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.