Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

KİTAPLARIN KİTABI



Toplam oy: 1236
Yavuz Ekinci
Doğan Kitapçılık

Sanata, doğuşundan bugüne kadar yön vermiş kadim konular, sanıldığı kadar çok değildir. Birkaç başlık altında toplanabilecek bu temalar, her sanatçının elinde başka bir surete bürünüp, farklı eserlere kaynaklık etmiş olsa da,  en büyük yapıtlar yine bu kadim konuların etrafında dönen yazarların kaleminden çıkmıştır. (edebiyat açısından) Ölüm ve ölümsüzlük, şüphesiz bu vazgeçilmez konuların başında gelir; tıpkı ölümsüz aşk, suç ve ceza, temaları gibi. İnsanın kaçamayacağı en keskin gerçek ölüm olunca, ölümsüzlük uğruna harcanan çabadan geriye bize,  trajik metinler, unutulmaz dramlar, devasa yapılar, büyük eserler, nihayetinde hayat denilen kaosun ta kendisi kalmıştır. Birinin yıkarak, diğerinin yaparak, ötekinin yazarak baş etmeye çalıştığı bu bereketli tema; Gılgamış’tan başlayıp kutsal metinlere uzanıp, En Uzak Sahil’den Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’a varıp, sonrasında Yavuz Ekinci’nin ilk romanı Tene Yazılan Ayetler’de soluklanıyor. Ölümsüzlük arayışı içinde olanlarla  (Asvas, Berzah) ölme arzusu içinde kıvrananın (Utanapişti) arasında dünya kütüphanesini gezen bir ilk roman.

Asvas, birçok yazarı kıskandıracak güzellikte büyük eserler yazmış, birçok hayran edinmiş ve romanın diğer önemli kahramanı Utanapişti ile tanışmış, sonrasında faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş bir yazar. Utanapişti’nin uzun seyahatini bizzat kendisinden dinleyip kaleme alan Asvas’a hayran Berzah adlı pek de başarılı olmayan bir başka  yazar ise Asvas’ın hayatını ve karanlık cinayeti sorgulamak için bir iş adamı tarafından görevlendirilir. Romanın bu bölümü polisiye kıvamında, doksanlı yılların başında Güneydoğu’da geçer. Öte yandan tanrılar tarafından ölümsüzlük cezasına çarpıtılan Utanapişti ise;  bir ecelin peşinde, yaşamın ağırlığını sırtında taşımaktan yorgun düşmüş, tufandan bugüne kadar binlerce kimlik içinde hayatını sürdürüp günümüze kadar gelmiştir.

Roman kahramanı Utanapişti insanlığın tarih boyunca yaptığı yolculuğu tam bir yazara yakışır bir şekilde Borgesvari bir saikle kitaplar, yazılı metinler arasında yapmış, yaşamış birisidir. Kimi zaman Bin Bir Gece Masalları’na konuk olmuş, kimi zaman sarayda zalim Dehhak’ın aşçısı olarak terfi etmiş, yakın zamana uzanıp Calvino siluetinde yer altı şehirlerine dadanıp, Saramago olup körlerin dünyasına vakıf olduktan sonra başında geçen her şeyi Asvas’a anlatıp, ortadan kaybolmuştur.

Romanın metinler arası bu bariz ve yer yer dolaylı göndermeleri sayesinde yazarın bir nevi öncülü ve hatta -Asvas’ın şahsında-  varlık nedeni olarak gördüğü tüm sanatçıların resmi geçidine şahit oluyoruz.  Böylece Yavuz Ekinci’nin harflerden dokunan,  kitaplardan müteşekkil dünyasına daha yakından bakma fırsatı yakalıyoruz.

Utanapişti,  harflerin meydana getirdiği kitaplar,  seslerin hayat verdiği efsanelerden ibaret bir kahraman. Aynı zamanda sanatçının ürettikleriyle ölümsüzlüğe ulaşma çabasının fantezi dünyamızda karşılığına denk düşer. Eserleri başında canı çıkıp,  iyi şeyler yazmak uğruna ölümü dahi göze alan birçok yazarın arzuladığı ölümsüzlüğün olumsuz bir tezahürü olarak da yorumlanabilir Utanapişti’nin yaşadıkları. 

Hem romanın iki ayrı bölümü arasında hem de kahramanların arzu dünyalarında ölüm ve ölümsüzlük paradoksu sürekli sorgulanır. Bu paradoks bazı yerlerde bir adım daha öteye giderek yaşama ve sanat çelişkisine bürünüverir. Sınırların iyice kaybolup neyin gerçek neyin kurgu olduğunun flulaştığı yerlerde ise kitabın düalistlik yapısı iyice ortaya çıkar. Bu düalistlik düşüncenin Utanapişti’nin bilgeliği ve arzuları kisvesinde iyiye, Berzah ve Asvas’ın yaşadıkları ile kötülüğe denk geldiği bile söylenebilir.

Çok katmanlı ve birçok okumaya açık bir metinle karşı karşıyayız. Utanapişti sadece dünya kütüphanesinde değil Ekinci’nin önceki öyküleri arasında da dolaşıp soluklanmaktadır. “Sırtımdaki Ölüler” kitabının bitmemiş öyküsünün kahramanı Abdulsettar’ın yarım kalmışlığı bu romanda nihayet bulur. Ekinci, aynı zamanda Asvas’ı önceki öykü kitaplarının yazarı yaparak bir nevi kendi alter egosunu yaratmaktadır. Bu mevzu kanımca farklı bir yazının konusu olacak kadar ilginç ve eğlenceli bir konu.

Tene Yazılan Ayetler,  bir “kitapların kitabı” olarak da algılanabilir. Sinema dünyasında Tarantino’nun Soysuzlar Çetesi’ne bu paralelde bir benzerlik arz etmektedir. (bkz. Fırat Yücel, Altyazı dergisi sayı, 86) Tam da bu noktada Godard’ın söyleyip Jim Jarsmusch’un kendine rehber edindiği meşhur aforizmasını hatırlamakta fayda var: Bir şeyi nerden aldığınız değil,  onu nereye götürdüğünüz önemli. Ekinci, tüm kaynaklarını olduğu gibi sıralarken, tam da bu aforizmanın izinde gidiyor gibidir. Yeni olan bir şeyin olmadığı, yapılanın, eskilerin bir üst kurmaca ile birbirine zincirlemesi olduğunu gösteriyor. Böylece postmodern romanın kapısını aralıyor.

Yazarın edebiyata bir saygı duruşu ve iflah olmaz bir kitap tutkununun tezahürü niteliğinde olan bu roman, Ekinci’nin nasıl da metinlerarasında kurgusal bir dünya inşa ettiğinin ve sanatın gerçekten geri kalır bir tarafının olmadığının da açık bir göstergesi.

Bu romanda yazarın zihninin ve bedeninin âdeta metinler tarafından kuşatıldığına şahit oluyoruz. Kutsal kitaplar, söylenceler, günümüz meşhur yazarları... Tabi kaderinden memnun olma hali. Bu yargımızı daha da ileri bir noktaya taşırsak,  burada yazıya hakim olan yazarın değil; yazara hakim olan yazının ta kendisini olduğunu görüyoruz.

Evet; sanata, edebiyata ram olmuş bir yazar ve bir solukta okunabilecek bir ilk roman.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İslam’ın irfânî ve hikemî unsurları, yalnızca geçmişte değil günümüzde de dışarıdan ve içeriden muazzam bir teveccühün odağıdır. Kimileyin kütüphane raflarında görmeye alışık olduğumuz elyazması ya da matbu eserlerde böylesi unsurların varlığından haberdar olmamız, sırası geldiğinde müracaat edilsinler diye onları titizlikle gözden geçiren bazı iştiyaklı ilim adamları vesilesiyledir.

Bazı insanlar hayaletlerin varlığına inanır. Sadece geçmişte değil, bilimin ve teknolojinin epey yol katettiği günümüzde de hayaletlere inanan insan sayısı oldukça çok. Bu varlıkları gördüklerini yahut duyumsadıklarını iddia ederler. Bazısı daha ileri giderek parapsikolojiyle ilgilenir, ne kadar sahte bilim olarak görülse de hayaletleri bilimsel çerçeve içinde kanıtlama çabasına girer.

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.