Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Merhametsiz bir dert ortağı



Toplam oy: 114
Cheryl Strayed // Ceren Taştan
Martı Yayınları
Ne bir terapi ne de bir kişisel gelişim kitabı. Bir tür dertleşme ve evin büyüğüne akıl danışma metni bu...

Steve Almond Küçük Güzel Şeyler için yazdığı giriş yazısında Cherly Strayed’la tanışmalarını anlatmış. Bir web sitesinde, okurlara hayata dair tavsiyeler veren köşenin yazarı olarak parasız bir işe başlamış Almond, köşenin adı “Sevgili Şeker” olmuş. O kendince, hem nezaket kurallarını aşındıran hem de son derece dürüst bir köşe yaratmaya çalışmış. Ona göre “Şeker”, sorunlu bir geçmişi olan sivridilli bir kadınmış. İnsanların acılarıyla başa çıkamadığı yerlerde espriyle işi kotarmayı başarmış Almond. Köşeyi bir yıl boyunca yazdıktan sonra bırakmış ve ona Şeker için hayranlık mektubu yazan tek kişi olan Cherly Strayed’a bu işi yapmak isteyip istemeyeceğini sormuş. Sonra Cherly işi devralmış. İnsanların sorunlara kendi hayat hikayesinden parçalar sunarak cevap vermiş. “Şeker” bir köşe olmaktan çıkıp zaman içerisinde gizli saklı otobiyografik bilgiler veren bir esere doğru yönelmiş. Cherly Strayed, bu köşeden önceden de kendini kanıtlamış bir yazar, Pegasus Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Yaban adında çok satan bir romanı var.

Evet, Küçük Güzel Şeyler çoğumuzun eline almaya çekineceği kitaplardan biri ama size tavsiyem ilk iki mektubu ve cevaplarını okumadan kitabı öylece bir köşeye bırakmamanız. Hepimiz çoğu zaman anlaşılmadığımızdan, dinlenmediğimizden, duyulmadığımızdan, fark edilmediğimizden, sırtımıza çok fazla yük bindiğinden şikayet edip duruyoruz. Söylenerek yaşıyoruz. Kendimiz dışında çok az hikayenin gerçekten nasıl olduğunu biliyoruz. Bizi anlamayan, dinlemeyen, duymayan, fark etmeyenler olduğu gibi biz de başkalarına aynı şekilde davranıyoruz. Herkes kendi küçük fanuslarının içerisinde kalakaldı. O yüzden yalnızlık bu kadar “moda” oldu. Oysa yalnızlık çoğu zaman çıkmaz doğurur. İnsanın var olması aynada kendini görmesiyle değil bir başkasının aklında kalmasıyla olur.

 

 

 

Cherly Strayed’ın insana düşündürdüğü çok fazla şey var. İnsanların ona yazdığı mektuplarla ve onun cevaplarını okudukça küçük küçük aydınlanmalar yaşıyorsunuz. Hayatta başınıza gelmeyeceğini düşündüğünüz şeyleri yaşayan insanların nasıl ayakta kaldığına ve onları hiç tanımayan bir insanın onlara devam etmelerine yetecek umudu vermesine şahit oluyorsunuz. En önemlisi de mektup yazmayı, içinizi dökmeyi hatırlıyorsunuz. Steve Almond’un giriş yazısında bahsettiği üzere, Cherly Strayed insanların cevap aradıkları sorunlarına kendi hayatına bakarak cevap veriyor ve bu, ayakta kalmaya devam etmeye dair bir umut oluyor. Aynı zamanda kendisine ait, belki yıllardır konuşmadığı dertlerini de gün yüzüne çıkarıyor.

 

Bir yabancıdan duymak istediklerimiz...

 

Küçük Güzel Şeyler’i okurken insan bazen meseleden çok fazla uzağa atabiliyor kendisini. Bunun nedeni kendimizin sorunları dışında başkalarının sorunlarını duymak, okumak ya da konuşmak istememiz olabilir elbette ama bazen de Strayed’ın bilgiçliği okuru ondan uzaklaştırıyor. Biz insanlar, dertlerimizle diğer insanların da dertlenmesini isteriz kimi zaman. Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zamanlarda “sen haklısın, onlar kötü”yü duymak isteriz. Strayed, bunlardan hiçbirini yapmıyor. Ona dertlerini anlatan insanlara merhamet etmiyor ve anlattıklarına bakınca kendine de merhamet etmeyi pek tercih etmiyor.

İlk mektupta okuru ona, birine seni seviyorum demek için doğru zamanın ne zaman olduğunu ve “sevmek” meselesinin aslını astarını soruyor. “Şeker” ise ona uzun uzun sevmek kelimesinden korkmak ve onu kullanmak arasındaki ince çizginin aslında aynı olduğunu anlatmaya çaba sarfediyor. İlişkilerde stratejileri çöpe atmak gerektiğinden, bunun çirkin olduğundan bahsediyor, cesur ve özgün olmanın daha önemli olduğunu dile getiriyor. Seviyorum kelimesindeki iki taraf içinde iyileştirici olan yanı ortaya çıkarmaya çabalamanın bizzat kendisinin iyileştirici olduğunu anlatıyor.

Bu sadece bir örnek. Okudukça insan anlıyor ki aslında dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım temel sorunlarımızın başında sevmek, sevilmek, yalnızlık korkusu geliyor. Ve bir de olmak istedikleri şeye nasıl ulaşabileceğini sorup duruyor herkes. Açlık gibi işsizlik gibi bir dert kaybolmuşluk, arayış ve yalnızlık. Üstelik çoğumuzun aramaya mecali bile yok artık.

Kitabın sonunda Şeker’le yapılmış bir röportaj yer alıyor. Röportajda siteye yazılan mektuplardan ve onları nasıl cevapladığından bahsediyor. Muhabir ona “Yirmilerindeki gençlere bir tavsiye verecek olasaydın ne olurdu?” diye sorduğunda ise cevabı “Bir kitapçıya gidip on tane şiir kitabı alımalarını ve her birini beş kez okumalarını tavsiye ederdim. Çünkü gerçek orada,” diyor. Ve onlara bağışlayıcı olmalarını öneriyor.

Kimileri için asla elini sürmeyeceği bir kitap Küçük Güzel Şeyler. Ne bir terapi ne de bir kişisel gelişim kitabı. Bir tür dertleşme ve evin büyüğüne akıl danışma metni bu. Hepimiz kimi zaman çok akla ihtiyacımız olduğunu düşünür, başımızdan geçenleri yakınlarımıza anlatır ve onları dinleriz. Sonrasındaysa genelde aklımıza ilk geleni uygulamaya koyarız. Nedeni bilinmez. Ama bazen hiç tanımadığınız bir yabancıya meseleyi anlattığınızda nedense onun aklı size iyi gelir. Cherly Strayed işte pek çokları için o yabancı insan olmuş. 

 

 


 

 

Görsel:  Unsplash

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Bilinmeyene atılmak ve kendimizle yüzleşmek

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.