Merhametsiz bir dert ortağı | www.sabitfikir.com
Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Merhametsiz bir dert ortağı



Toplam oy: 60
Cheryl Strayed // Ceren Taştan
Martı Yayınları
Ne bir terapi ne de bir kişisel gelişim kitabı. Bir tür dertleşme ve evin büyüğüne akıl danışma metni bu...

Steve Almond Küçük Güzel Şeyler için yazdığı giriş yazısında Cherly Strayed’la tanışmalarını anlatmış. Bir web sitesinde, okurlara hayata dair tavsiyeler veren köşenin yazarı olarak parasız bir işe başlamış Almond, köşenin adı “Sevgili Şeker” olmuş. O kendince, hem nezaket kurallarını aşındıran hem de son derece dürüst bir köşe yaratmaya çalışmış. Ona göre “Şeker”, sorunlu bir geçmişi olan sivridilli bir kadınmış. İnsanların acılarıyla başa çıkamadığı yerlerde espriyle işi kotarmayı başarmış Almond. Köşeyi bir yıl boyunca yazdıktan sonra bırakmış ve ona Şeker için hayranlık mektubu yazan tek kişi olan Cherly Strayed’a bu işi yapmak isteyip istemeyeceğini sormuş. Sonra Cherly işi devralmış. İnsanların sorunlara kendi hayat hikayesinden parçalar sunarak cevap vermiş. “Şeker” bir köşe olmaktan çıkıp zaman içerisinde gizli saklı otobiyografik bilgiler veren bir esere doğru yönelmiş. Cherly Strayed, bu köşeden önceden de kendini kanıtlamış bir yazar, Pegasus Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Yaban adında çok satan bir romanı var.

Evet, Küçük Güzel Şeyler çoğumuzun eline almaya çekineceği kitaplardan biri ama size tavsiyem ilk iki mektubu ve cevaplarını okumadan kitabı öylece bir köşeye bırakmamanız. Hepimiz çoğu zaman anlaşılmadığımızdan, dinlenmediğimizden, duyulmadığımızdan, fark edilmediğimizden, sırtımıza çok fazla yük bindiğinden şikayet edip duruyoruz. Söylenerek yaşıyoruz. Kendimiz dışında çok az hikayenin gerçekten nasıl olduğunu biliyoruz. Bizi anlamayan, dinlemeyen, duymayan, fark etmeyenler olduğu gibi biz de başkalarına aynı şekilde davranıyoruz. Herkes kendi küçük fanuslarının içerisinde kalakaldı. O yüzden yalnızlık bu kadar “moda” oldu. Oysa yalnızlık çoğu zaman çıkmaz doğurur. İnsanın var olması aynada kendini görmesiyle değil bir başkasının aklında kalmasıyla olur.

 

 

 

Cherly Strayed’ın insana düşündürdüğü çok fazla şey var. İnsanların ona yazdığı mektuplarla ve onun cevaplarını okudukça küçük küçük aydınlanmalar yaşıyorsunuz. Hayatta başınıza gelmeyeceğini düşündüğünüz şeyleri yaşayan insanların nasıl ayakta kaldığına ve onları hiç tanımayan bir insanın onlara devam etmelerine yetecek umudu vermesine şahit oluyorsunuz. En önemlisi de mektup yazmayı, içinizi dökmeyi hatırlıyorsunuz. Steve Almond’un giriş yazısında bahsettiği üzere, Cherly Strayed insanların cevap aradıkları sorunlarına kendi hayatına bakarak cevap veriyor ve bu, ayakta kalmaya devam etmeye dair bir umut oluyor. Aynı zamanda kendisine ait, belki yıllardır konuşmadığı dertlerini de gün yüzüne çıkarıyor.

 

Bir yabancıdan duymak istediklerimiz...

 

Küçük Güzel Şeyler’i okurken insan bazen meseleden çok fazla uzağa atabiliyor kendisini. Bunun nedeni kendimizin sorunları dışında başkalarının sorunlarını duymak, okumak ya da konuşmak istememiz olabilir elbette ama bazen de Strayed’ın bilgiçliği okuru ondan uzaklaştırıyor. Biz insanlar, dertlerimizle diğer insanların da dertlenmesini isteriz kimi zaman. Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zamanlarda “sen haklısın, onlar kötü”yü duymak isteriz. Strayed, bunlardan hiçbirini yapmıyor. Ona dertlerini anlatan insanlara merhamet etmiyor ve anlattıklarına bakınca kendine de merhamet etmeyi pek tercih etmiyor.

İlk mektupta okuru ona, birine seni seviyorum demek için doğru zamanın ne zaman olduğunu ve “sevmek” meselesinin aslını astarını soruyor. “Şeker” ise ona uzun uzun sevmek kelimesinden korkmak ve onu kullanmak arasındaki ince çizginin aslında aynı olduğunu anlatmaya çaba sarfediyor. İlişkilerde stratejileri çöpe atmak gerektiğinden, bunun çirkin olduğundan bahsediyor, cesur ve özgün olmanın daha önemli olduğunu dile getiriyor. Seviyorum kelimesindeki iki taraf içinde iyileştirici olan yanı ortaya çıkarmaya çabalamanın bizzat kendisinin iyileştirici olduğunu anlatıyor.

Bu sadece bir örnek. Okudukça insan anlıyor ki aslında dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım temel sorunlarımızın başında sevmek, sevilmek, yalnızlık korkusu geliyor. Ve bir de olmak istedikleri şeye nasıl ulaşabileceğini sorup duruyor herkes. Açlık gibi işsizlik gibi bir dert kaybolmuşluk, arayış ve yalnızlık. Üstelik çoğumuzun aramaya mecali bile yok artık.

Kitabın sonunda Şeker’le yapılmış bir röportaj yer alıyor. Röportajda siteye yazılan mektuplardan ve onları nasıl cevapladığından bahsediyor. Muhabir ona “Yirmilerindeki gençlere bir tavsiye verecek olasaydın ne olurdu?” diye sorduğunda ise cevabı “Bir kitapçıya gidip on tane şiir kitabı alımalarını ve her birini beş kez okumalarını tavsiye ederdim. Çünkü gerçek orada,” diyor. Ve onlara bağışlayıcı olmalarını öneriyor.

Kimileri için asla elini sürmeyeceği bir kitap Küçük Güzel Şeyler. Ne bir terapi ne de bir kişisel gelişim kitabı. Bir tür dertleşme ve evin büyüğüne akıl danışma metni bu. Hepimiz kimi zaman çok akla ihtiyacımız olduğunu düşünür, başımızdan geçenleri yakınlarımıza anlatır ve onları dinleriz. Sonrasındaysa genelde aklımıza ilk geleni uygulamaya koyarız. Nedeni bilinmez. Ama bazen hiç tanımadığınız bir yabancıya meseleyi anlattığınızda nedense onun aklı size iyi gelir. Cherly Strayed işte pek çokları için o yabancı insan olmuş. 

 

 


 

 

Görsel:  Unsplash

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Bilinmeyene atılmak ve kendimizle yüzleşmek

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Macar yazar Gábor T. Szántó’nun romanı Kafka’nın Kedileri, anlatıcımızın üniversitedeki ofisine beklenmedik bir ziyaretçinin, “80 yaşlarında, sakalları karmakarışık, siyah ceketli bir Yahudi”nin girmesiyle başlıyor.

Çok satma kaygısı taşıyan romanların bazı ortak özellikleri var; bunlardan ilki, en basmakalıp haliyle söylersek, okurunun keyifli zaman geçirmesine imkan tanıması. Keyif öznel bir kavram olduğundan, burada biraz duralım.

Aşk, bitimsiz sorularıyla çözülemeyen bir esrar gibi. Öte yandan hakkıyla da konuşulmaz. Ya abartılı bir şekilde kalpler, güller, nasihatler havada uçuşur ya da dudak bükülür, hasır altı edilir. Ama öyle ya da böyle, hep gündemdedir aşk; görmezden gelinmesi bile popülerliğindendir.

İnsanın doğadan gitgide uzaklaşarak mahkum olduğu modern yaşamı hedef alan, o modern yaşamın mağduru bireyi merkeze koyup onu yiyip bitiren sisteme hunharca saldıran ve nihayetinde kahramanımızı doğayla buluşturan neredeyse bütün hikayeleri seviyoruz.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.