Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Nedensiz İyilikle Kötülüğün Nedeni



Toplam oy: 5
Faruk Duman roman boyunca düşünüyor ve düşündürüyor. O yüzden romanda sık sık aforizmatik cümlelerle karşılaşıyoruz. Anlatıcının da düşündüğünü, hiç olmazsa karakterler üzerinden düşünmeye devam ettiğini gösteren cümlelerdir bunlar. Duman, ilginç cümleyi ortaya attıktan, okuyucunun dikkatlerini üzerine çektikten sonra, soğukkanlı, acelesiz, paniğe kapılmadan, sakin sakin anlatmaya devam ediyor.

Köpekler İçin Gece Müziği’nin ilk baskısı Can Yayınları arasından 2014’te çıkmış. Yeni baskısıysa, Ocak 2020’de Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Bu arada üç baskı yapmış kitap. Faruk Duman dikkat çeken bir romancı… Köpekler İçin Gece Müziği’nin okuyucu üzerinde negatif etkiye neden olduğu söylenebilir. Roman bitince okuyucu merak içinde kalıyor. Bu arada epey hırpalandığını da düşünüyor. Çünkü kasvetli hava roman boyunca hiç dağılmıyor. Karakterler sürekli şüpheli hareketlerde bulunuyorlar. Karakterlerin kendileri de tedirgin zaten. Romanda normal olanla anormal olan, “real”le “surreal” sürekli yer değiştiriyor, iç içe giriyor. O aradaki boşlukla uğraşmaktan okuyucu yoruluyor. Yorgunluktan ziyade geriliyor. Faruk Duman biraz da romanında bu gerginlikten, merak uyandırıcı yöntemden faydalanıyor. Roman bu şekilde sürükleyici, ilgi çekici bir hale geliyor.

 

Fantastiğe bir kala

 

Romanın ismi neden Köpekler İçin Gece Müziği’dir, bunu da romanın sonunda anlıyoruz. Bu yöntemi zaten Faruk Duman roman boyunca ustalıkla kullanmıştır. Yani önce ortaya bir şey atmak. İlgi çekici bir şey atmak: Köpekler için gece müziği. Sonra da bunun ne anlama geldiğini sorgulatmak. Nedir ki bu diye sordurduğunda okuyucuya, hedefi on ikiden vurmuş oluyorsun. Fakat sonrasında etkileyici bir açıklama sunmadığında, içi havayla dolu bir balonmuş bu, dedirtme tehlikesi de olan bir yöntem. Faruk Duman, içi havayla dolu olaylar anlatmıyor. Düşünüyor ve düşündürüyor. O yüzden romanda sık sık aforizmatik cümlelerle karşılaşıyoruz. Anlatıcının da düşündüğünü, hiç olmazsa karakterler üzerinden düşünmeye devam ettiğini gösteren cümlelerdir bunlar. Duman, ilginç cümleyi ortaya attıktan, okuyucunun dikkatlerini üzerine çektikten sonra, soğukkanlı, acelesiz, paniğe kapılmadan, sakin sakin anlatmaya devam ediyor.

 

Tarık’la Filiz, uçurum kenarından kurtulabilecekler mi? “Avcıatmaca” kimdir, gerçek ismi nedir, ne iş yapar, nasıl yaşar? O kartalı (Timsah), o atı (Kahve), o köpeği (Akçatopal) nasıl evcilleştirmişti? Peki, ağzından burnundan kan gelene kadar dövdüğü çocuk (Murat) kimdir? Neden sürekli dayak yemektedir? Kara Zühre, neden kocası “Avcıatmaca”nın yanında yaşamaz? Tarık’la Filiz’e ne olacak? Sorular daha da çoğaltılabilir. Soruların birçoğuna da, romancı ikna edici cevaplar veriyor. Romanın sonunda sadece “Bundan sonra ne olacak?” diye merak ediyoruz. Onun dışında kurguda bir sıkıntı yok. Olay ve kişiler birbirine sımsıkı bağlanıyor. Bundan sonra ne olacak sorusunu sordurarak, romancı, romanın başında kullandığı yöntemi sonunda da kullanmış oluyor. Diğer romanlarında bu olayların devamı var mıdır bilmiyorum.

 

Fakat olsa, bunların derinliğine kolay ulaşılamayacaktır. Duman’ın Köpekler İçin Gece Müziği’nde yaptığı tasvirler de ilgi çekicidir. Orman, yağmur, kan kokusu, karanlık, kartal, at, köpek, tavşan bir dekor değildir romanda. Adeta onlar da canlı, olayları etkileyen, olaylardan etkilenen romanın birer karakteridirler. Düşünürler, hissederler, vefa gösterirler, korkarlar, kaçarlar ve saldırırlar. Faruk Duman ormanı, tavşanı ve diğerlerini tabii romanın o koyu, karanlık, çamurla dolu, bitmek bilmeyen, gerilim dolu atmosferini oluşturmak için kullanır. Romanda düşünen kartalın, aldığı emri ne pahasına olursa olsun yerine getiren köpeğin, ayrıca masalsı, surreal dediğimiz atmosferin oluşturulmasında büyük etkisi vardır. Zaten her birinin bir isminin olması, yani kişileştirilmesi de bu yüzdendir. Mesela kartal yani “Timsal” yaralı halde “Sincabı gagasıyla tuttu, pençesinin altına aldı, çok geçmeden parçalara ayırdı. Kanı temizleyen yağmura söve söve yedi.” (s. 88). “Söve söve yemek” insana özgü bir hareketken, bunu kartal yaptığında, romanın atmosferi bir anda değişiyor. Karanlık, umutsuz ve gergin atmosferle birlikte fantastiğe doğru bir adım da atılıyor. Her ne kadar romancı, gayet realist düşünse, romanını realist bir anlayışla kurgulasa bile.


İnsan olmak böyle bir şey
“Nedensiz kötülük” kadar “nedensiz iyilik” de romanın konularından biridir. Murat’ın “Avcıatmaca”yı neden kurtardığını anlamayız. Oysa kendini nedensiz bir şekilde dövüp durmuştur. Haşim Bey, çok işkence etme diye uyarmasına rağmen. Kara Zühre’nin aynı şekilde Tarık’la Filiz’e neden yardım ettiğini de anlamayız. “Avcıatmaca”nın neden Murat’ı çok dövdüğünü ve köpeklerin hepsini neden topal ettiğini de. Kötülüğü, romancı kısmen de olsa “Avcıatmaca”yı konuşturarak açıklama gereği duyar. Tam bir nedene de dayandırmaz aslında. “İnsan olmak”la açıklar sadece: “Her zaman istemediği şeyler yapana, kırk yıl düşünse aklına gelmeyecek şeyleri akıl edene insan denir. Bu nedenle insan korkunçtur.” (s. 67). “Nedensiz iyilik”i ise, Hızır inancı üzerinden temellendirir, o da yine kısmen. Kara Zühre Hızır’ın kendisini alıp götürmesini beklemektedir. Deli Fahri hikâyesi üzerinden buna inanmıştır. Hızır’ı gördüğünü, ondan söz aldığını kimseye söylememesi gerektiği halde söyleyen Deli Fahri’nin hikâyesinden çok etkilenmiştir. Murat’ın “nedensiz iyiliği” ise, saf ve iyi bir adam olan babası Kadir’e bağlanabilir.
Dolayısıyla romancı bir nevi insan elinden ne geliyorsa onu yapar demeye getiriyor. Bu bazıları için kötülüktür, bazıları içinse iyilik. İnsan olmak böyle bir şeydir. Kötüysen istemesen de kötülük yaparsın. İyiysen aynı şekilde istemesen de iyilik yaparsın. Romanda temelde işlenmek istenen konu, bu yüzden kaderdir de denilebilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ali Işık üçüncü öykü kitabını neşretti: Uzaklık Yaralar. Özellikle ikincisine göre bu kitabının postmodern uygulamalar anlamında daha “seyrelmiş” olduğunu gördüm. Görece daha serbest, daha sade bir anlatıma sahip Uzaklık Yaralar.

 

Yayın dünyasıyla ilişkiniz nasıl başladı?

 

İlk, orta, lise, üniversite eğitim hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır tarih. Zaten Türk olanın, Türkiye’de yaşayanın öyle ya da böyle tarih bahsi, tarih bilinci ya da tarih tartışması içermeyen bir hayatı olabilir mi?

Doksanlı yıllarda şiir hakkında yaptığım okumalarda “imge” kavramı farklı bağlamlarda o kadar çok karşıma çıkmıştı ki 2000’lerin başında bir arkadaşım bana “İmge nedir?” diye sorduğunda “Bilmiyorum” demekten başka çarem kalmamıştı. İmge, simge, eğretileme kavramlarının birbirleri yerlerine kullanımına çok şahit olmuştum mesela.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta