Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Nedensiz İyilikle Kötülüğün Nedeni



Toplam oy: 6
Faruk Duman roman boyunca düşünüyor ve düşündürüyor. O yüzden romanda sık sık aforizmatik cümlelerle karşılaşıyoruz. Anlatıcının da düşündüğünü, hiç olmazsa karakterler üzerinden düşünmeye devam ettiğini gösteren cümlelerdir bunlar. Duman, ilginç cümleyi ortaya attıktan, okuyucunun dikkatlerini üzerine çektikten sonra, soğukkanlı, acelesiz, paniğe kapılmadan, sakin sakin anlatmaya devam ediyor.

Köpekler İçin Gece Müziği’nin ilk baskısı Can Yayınları arasından 2014’te çıkmış. Yeni baskısıysa, Ocak 2020’de Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Bu arada üç baskı yapmış kitap. Faruk Duman dikkat çeken bir romancı… Köpekler İçin Gece Müziği’nin okuyucu üzerinde negatif etkiye neden olduğu söylenebilir. Roman bitince okuyucu merak içinde kalıyor. Bu arada epey hırpalandığını da düşünüyor. Çünkü kasvetli hava roman boyunca hiç dağılmıyor. Karakterler sürekli şüpheli hareketlerde bulunuyorlar. Karakterlerin kendileri de tedirgin zaten. Romanda normal olanla anormal olan, “real”le “surreal” sürekli yer değiştiriyor, iç içe giriyor. O aradaki boşlukla uğraşmaktan okuyucu yoruluyor. Yorgunluktan ziyade geriliyor. Faruk Duman biraz da romanında bu gerginlikten, merak uyandırıcı yöntemden faydalanıyor. Roman bu şekilde sürükleyici, ilgi çekici bir hale geliyor.

 

Fantastiğe bir kala

 

Romanın ismi neden Köpekler İçin Gece Müziği’dir, bunu da romanın sonunda anlıyoruz. Bu yöntemi zaten Faruk Duman roman boyunca ustalıkla kullanmıştır. Yani önce ortaya bir şey atmak. İlgi çekici bir şey atmak: Köpekler için gece müziği. Sonra da bunun ne anlama geldiğini sorgulatmak. Nedir ki bu diye sordurduğunda okuyucuya, hedefi on ikiden vurmuş oluyorsun. Fakat sonrasında etkileyici bir açıklama sunmadığında, içi havayla dolu bir balonmuş bu, dedirtme tehlikesi de olan bir yöntem. Faruk Duman, içi havayla dolu olaylar anlatmıyor. Düşünüyor ve düşündürüyor. O yüzden romanda sık sık aforizmatik cümlelerle karşılaşıyoruz. Anlatıcının da düşündüğünü, hiç olmazsa karakterler üzerinden düşünmeye devam ettiğini gösteren cümlelerdir bunlar. Duman, ilginç cümleyi ortaya attıktan, okuyucunun dikkatlerini üzerine çektikten sonra, soğukkanlı, acelesiz, paniğe kapılmadan, sakin sakin anlatmaya devam ediyor.

 

Tarık’la Filiz, uçurum kenarından kurtulabilecekler mi? “Avcıatmaca” kimdir, gerçek ismi nedir, ne iş yapar, nasıl yaşar? O kartalı (Timsah), o atı (Kahve), o köpeği (Akçatopal) nasıl evcilleştirmişti? Peki, ağzından burnundan kan gelene kadar dövdüğü çocuk (Murat) kimdir? Neden sürekli dayak yemektedir? Kara Zühre, neden kocası “Avcıatmaca”nın yanında yaşamaz? Tarık’la Filiz’e ne olacak? Sorular daha da çoğaltılabilir. Soruların birçoğuna da, romancı ikna edici cevaplar veriyor. Romanın sonunda sadece “Bundan sonra ne olacak?” diye merak ediyoruz. Onun dışında kurguda bir sıkıntı yok. Olay ve kişiler birbirine sımsıkı bağlanıyor. Bundan sonra ne olacak sorusunu sordurarak, romancı, romanın başında kullandığı yöntemi sonunda da kullanmış oluyor. Diğer romanlarında bu olayların devamı var mıdır bilmiyorum.

 

Fakat olsa, bunların derinliğine kolay ulaşılamayacaktır. Duman’ın Köpekler İçin Gece Müziği’nde yaptığı tasvirler de ilgi çekicidir. Orman, yağmur, kan kokusu, karanlık, kartal, at, köpek, tavşan bir dekor değildir romanda. Adeta onlar da canlı, olayları etkileyen, olaylardan etkilenen romanın birer karakteridirler. Düşünürler, hissederler, vefa gösterirler, korkarlar, kaçarlar ve saldırırlar. Faruk Duman ormanı, tavşanı ve diğerlerini tabii romanın o koyu, karanlık, çamurla dolu, bitmek bilmeyen, gerilim dolu atmosferini oluşturmak için kullanır. Romanda düşünen kartalın, aldığı emri ne pahasına olursa olsun yerine getiren köpeğin, ayrıca masalsı, surreal dediğimiz atmosferin oluşturulmasında büyük etkisi vardır. Zaten her birinin bir isminin olması, yani kişileştirilmesi de bu yüzdendir. Mesela kartal yani “Timsal” yaralı halde “Sincabı gagasıyla tuttu, pençesinin altına aldı, çok geçmeden parçalara ayırdı. Kanı temizleyen yağmura söve söve yedi.” (s. 88). “Söve söve yemek” insana özgü bir hareketken, bunu kartal yaptığında, romanın atmosferi bir anda değişiyor. Karanlık, umutsuz ve gergin atmosferle birlikte fantastiğe doğru bir adım da atılıyor. Her ne kadar romancı, gayet realist düşünse, romanını realist bir anlayışla kurgulasa bile.


İnsan olmak böyle bir şey
“Nedensiz kötülük” kadar “nedensiz iyilik” de romanın konularından biridir. Murat’ın “Avcıatmaca”yı neden kurtardığını anlamayız. Oysa kendini nedensiz bir şekilde dövüp durmuştur. Haşim Bey, çok işkence etme diye uyarmasına rağmen. Kara Zühre’nin aynı şekilde Tarık’la Filiz’e neden yardım ettiğini de anlamayız. “Avcıatmaca”nın neden Murat’ı çok dövdüğünü ve köpeklerin hepsini neden topal ettiğini de. Kötülüğü, romancı kısmen de olsa “Avcıatmaca”yı konuşturarak açıklama gereği duyar. Tam bir nedene de dayandırmaz aslında. “İnsan olmak”la açıklar sadece: “Her zaman istemediği şeyler yapana, kırk yıl düşünse aklına gelmeyecek şeyleri akıl edene insan denir. Bu nedenle insan korkunçtur.” (s. 67). “Nedensiz iyilik”i ise, Hızır inancı üzerinden temellendirir, o da yine kısmen. Kara Zühre Hızır’ın kendisini alıp götürmesini beklemektedir. Deli Fahri hikâyesi üzerinden buna inanmıştır. Hızır’ı gördüğünü, ondan söz aldığını kimseye söylememesi gerektiği halde söyleyen Deli Fahri’nin hikâyesinden çok etkilenmiştir. Murat’ın “nedensiz iyiliği” ise, saf ve iyi bir adam olan babası Kadir’e bağlanabilir.
Dolayısıyla romancı bir nevi insan elinden ne geliyorsa onu yapar demeye getiriyor. Bu bazıları için kötülüktür, bazıları içinse iyilik. İnsan olmak böyle bir şeydir. Kötüysen istemesen de kötülük yaparsın. İyiysen aynı şekilde istemesen de iyilik yaparsın. Romanda temelde işlenmek istenen konu, bu yüzden kaderdir de denilebilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.