Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ödül almak ya da reddetmek, işte bütün mesele bu!



Toplam oy: 40
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları

Ödüller bir yazar için eserlerinin değer bulması, takdir edilmek, beğenilmek, kıymet verilmek gibi bir çok iyi nitelikler taşır. Hele ödülün maddi bir yönü varsa, ödül şiltiyle birlikte bir de yüklüce para veriliyorsa yazara gelecek için güvence sağlayacağından daha da değer kazanır. Tüm iyi yanlarının yanında ödüllerin dezavantajları ve bolca tartışılacak bir sürü nitelikleri de vardır. Ödülü kabul etmekle yazar hem o ödüle hem de kendisini ödüllendiren jüriye değer vermiş olur. Ödülü koyanların da otoritesini bir anlamda onaylamıştır. Artık biyografisine o ödül de eklenecektir. Yani, karşılıklı bir alışveriş söz konusudur. O nedenle ödülleri alırken ince elemek sık dokumak bir yazar için önemlidir. 

Ödüllerden söz edildiğinde, Necatigil’in olduğunu sandığım şu öğüdü hatırlarım; bir ödülü alırken kimin adına verildiğini, kimlerin ödülü verdiğini ve daha önce kimler tarafından alındığına dikkat etmek gerekir.
20. Yüzyılın en önemli yazarlarından Thomas Bernhard, muhalif, ters kişiliği ile tanınır. Eserlerinde ülkesi Avusturya’nın tüm kurumlarını sert bir dille eleştirir. Avusturya’yı bir taşra olarak değerlendirir ve taşralıların dar görüşlülüğünü acı örneklerle dile getirir. Bernhard’ın eserlerinde sanat kurumlarının ayrı ve özel bir yeri vardır. Başta Avusturya Devlet Tiyatrosu olmak üzere tüm önemli sanat kurumları ve onların yöneticileri onun sert dilli, isim vereek yaptığı ağır eleştirilerine hedef olur. Belli başlı tüm eserleri Türkçede yayınlanan Thomas Bernhard’ın bu tavrını bildiğim için yeni yayınlanan eseri Ödüllerim’i de hemen satın aldım. 

Ödüllerim Almancada Thomas Bernhard’ın bütün kitaplarını yayımlayan Suhrkamp Verlag tarafından 2009 yılında yayınlanmış. Kitap Thomas Bernhard’ın ölümünden kısa süre önce editörüne sözünü ettiği, daha sonra da terekesinde tamamlanmış bir dosya olarak yayına hazır durumda bulunmuş bir eseri. Bernhard’ın tüm eserlerini başarıyla Türkçeye çeviren usta çevirmen Sezer Duru Ödüllerim’i hızla Türkçeye kazandırmış, Yapı Kredi Yayınları da aynı hızla yayınlamış. Sanırım Türkçe Ödüllerim’in yayınlandığı ilk yabancı dil oldu.

Ödüllerim’de Thomas Bernhard  kendi ifadesiyle aldığı “12 ya da 13 ödülün 9’u”nu yazmış. 90 sayfalık bu küçük kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Thomas Bernhard aldığı ödüllerin hikâyesini anlatıyor, ikinci bölümde de ödül törenlerinde yaptığı “Konuşmalar” var. Ödüllerin hikayeleri tam anlamıyla birer kara mizah öyküsü. Üstadın ince zekası ile başta kendi olmak üzere ödüllerle ilgili hemen her şeyle fütursuzca dalga geçtiğini görüyoruz. Ödüllerim, aynı zamanda Thomas Bernhard’ın en otobiyografik eserlerinden. Kendinden, annesini genç yaşta kaybettiği için hayatta en yakını olan teyzesi ile ilişkilerinden, yakın – uzak bir çok tanıdığından söz ediyor, hayat hikayesinden ilginç anekdotlar anlatıyor. Ödülü kabul etme evresinde neler düşündüğünü, ödülü almaya gidişini, törenlerde yaşananları, ödül sonrası kazandığı para ödüllerini nasıl harcadığını tatlı dille ve her zamanki kendine has üslubu ile anlatıyor.

İkinci bölümde yer alan ödül konuşmaları ise tam anlamıyla zehir zemberek. “Konuşmam için hiçbir konu bulamadım. Her zamanki gibi dünyanın berbat durumuna mı değinsem diye düşündüm. Yoksa azgelişmiş ülkelere mi? Yoksa ihmal edilen sağlık sigortasına mı? Yoksa okul çocuklarımızın kötü olan diş sağlığı sorununa mı? Yoksa devletin kendisine ya da sanatın kendisine ya da kültürün kendisine mi değinsem? Yoksa kendim hakkında mı bir şeyler söylesem? Hepsini de itici ve iğrenç buldum,” deyip sıradan konuşmalar yaptığını söylese de  ödül vermeye gelen Kültür Bakanı’nı çıldırtıp salonu terk ettirecek kadar ağır konuşmalar yapmış.   

Tabii sıkı Thomas Bernhard okurlarının en çok merak ettiği her şeye karşı olarak tanıdıkları büyük ustanın aralarında Alman Endüstrisi Birliği Kültür Dairesi Ödülü, Özgür Hansestadt Edebiyat Ödülü, Eyalet Ticaret Odası Edebiyat Ödülü gibi daha adlarından pek de önemli olmadıkları anlaşılan ödülleri niye aldığı. Hangi gerekçeyle olursa olsun üstadın bu ödülleri aldığını bilmek karizmasını gözümüzde biraz sarsıyor. Sanırım bu nedenle biyografilerinde hiç aldığı ödüllerden söz edilmiyor. Thomas Bernhard, bir ikisi dışında hemen hepsini alma gerekçesi olarak para ihtiyacını gösteriyor. En iyisi sözü Thomas Bernhard’ın Avusturya Devlet Edebiyat Ödülü’nü alması hakkında yazdıklarından bir paragraf ile noktalayalım.

“İnsanlar bana bu büyük devlet ödülü diye adlandırılan ödülü şimdiye kadar kimlerin aldığını sorduklarında her seferinde bir yığın götleğin aldığını söylüyordum, bu götleklerin kimler olduğunu sorduklarında da onlara bir yığın götleğin adını sayıyordum, hiçbiri de bunları tanımıyordu, ama ben bu götlekleri tanıyordum. Bu sanat senatosu da bir yığın götlekten oluşuyor diyorlardı, çünkü sen kültür senatosundakilerin hepsini götlek olarak niteliyorsun. Evet, diyordum, sanat senatosundakilerin hepsi de götlek, hem de Katolik ve rasyonal sosyalist götlek, ilaveten Yahudi olmak gibi bir özrü olan birkaç kişi. Bu sorular ve yanıtlar midemi bulandırıyordu. Ve bu götlekler diyordu insanlar, her yıl yeni götlekleri, büyük devlet ödülünü veren, kendini sanat senatosu diye adlandıran senatolarına, ki orası devletimizin içinde kökü kazınmayan, sapık bir saçmalıktır, seçiyorlar. En mankafaların ve itoğlu itlerin toplandığı yerdir, diyordum her seferinde. Ve küçük devlet ödülü nedir ki? diye soruyorlardı ve ben, küçük devlet ödülünün bir yetenek desteği olduğunu ve onu şimdiye kadar sayısız kişinin aldığını söylüyordum, işte ben de şimdi onların arasındayım diyordum, çünkü bana ceza olarak verildi küçük devlet ödülü. Neyin cezası olarak? diye soruyorlardı ve ben yanıt veremiyordum. Küçük devlet ödülü, diyordum, otuzundan sonra verildiğinde hainliktir ve ben de şimdi nerdeyse kırkıma geldiğime göre, daha büyük bir hainliktir. Ama bu akıl almaz hainlikle başa çıkacağıma yemin ettiğimi söylüyordum ve bu akıl almaz hainliği reddetmeyi düşünmediğimi. Yirmi beş bin şilini reddetmeye niyetim yok diyordum, para düşkünüyüm, karaktersizim, ben de bir domuzum.”

Thomas Bernhard’ın Türkçede başlıca yapıtları:

Wittgenstein’ın Yeğeni, Metis, 1989
Kahramanlar Alanı, Can, 1992
Neden. Bir Değini, Mitos, 1993;
Mahzen. Bir Vazgeçiş, Mitos, 1994
Soluk. Bir Karar, Mitos, 1997
Soğukluk. Bir Dışlanma, Mitos, 1997
Bir Çocuk, Mitos, 1997
Tiyatrocu, Mitos, 1999
Odun Kesmek, YKY, 1999
Bitik Adam, YKY, 2000
Eski Ustalar, YKY, 2002
Ses Taklitçisi, YKY, 2003
Yok Etme, YKY, 2005
Don, YKY, 2006
Beton, YKY, 2007
Yürümek - Evet, YKY, 2009

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Ben hizmetçilerle büyümedim ama hizmetçilerle büyüyen akrabalarla büyüdüm. Sıklıkla gittiğim bir evin sahiplerinin iki şoförü, bir aşçısı, üç temizlikçisi vardı; daha büyük evler, daha zengin ev sahipleri, daha geniş hizmetçi kadroları gördüm.

Ankara’da Öykü Günleri’nin ilki yapılıyordu. Özcan Karabulut’un öncülüğünde düzenlenen Öykü Günleri, o günlerde önce öykü ve öykücüler, sonra tüm edebiyat dünyamız için bulunmaz nimet olmuştu. Ki, o güne dek edebiyat dergilerinde bile tek tük yayınlanırdı öykü; yazılmadığından, okunmadığından mı? Sanmıyorum. Öykü Günleri, öykücülüğümüze büyük hareket getirmişti.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun