Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Pastoral sevda



Toplam oy: 8
Longos // Çev. Zeynep Avcı
Helikopter
Yazar, mitlerde karşımıza çıkan veya yazılı kaynaklarda pek rastlamadığımız efsane aşkları çağrıştıracak, hiç âşık olmamışların rehberi niteliğinde ve geleceğe miras kalacak bir kitap yaratmayı arzular.

Yazarı Longos hakkında çok da fazla bir şey bilinmeyen Dafnis ile Hloi’nin Aşkı kitabına ilişkin, M. C. Howatson Oxford Antikçağ Sözlüğü’nde, “Serüvenlerin, duygu ve manzara betimlemelerinin arkasında kalan, çekicilik dolu pastoral bir aşk romanı,” diyor.

 

MÖ 3. yüzyılda kaleme alınmış, Yunan mitolojisi ve şiirinden izler taşıyan, Midilli (Lesbos) Adası’nda geçen ilk pastoral roman olan Dafnis ile Hloi’nin Aşkı -Shakespeare, Rousseau, George Sand, Yukio Mişima, Marc Chagall, Ravel, Jacques Offenbach ve özellikle Goethe gibi- birçok yazar ve sanatçıyı etkiledi.

 

Her ikisi de terk edilen ve keçiler tarafından emzirilirken bulup çobanlarca büyütülen Dafnis ve Hloi’nin bir tesadüf sonucu karşılaşmasıyla başlayan aşk, Nemflerin (Yunan mitolojisinde ırmakları, ağaçları, dağları kişileştiren dişi canlılar) mağaralarından eşsiz güzellikteki kırlara uzanıyor. Dafnis’e keçi, Hloi’ye ise koyun sürülerini emanet eden Tanrılar, ikisini de koruma altına alırken Longos’un, hem doğayı hem de gençleri kutsallaştırışı dikkat çekiyor.
Ancak Dafnis ve Hloi’nin işleri hiç kolay değil çünkü sürülerine dadanan kurtlar, koyunları ve keçileri bir arada tutma çabaları aşklarına vakit ayırmalarını engelliyor. Bu arada Longos; ağaçlardaki güvercinlerden yemyeşil arazilere, hayvanların seslerinden Pan’ın şarkılarına dek bir dolu betimlemeye girişiyor.

 

Daha sonra Dafnis ve Hloi’nin aşkının geçtiği sınavlara rastlıyoruz: Kötü niyetli çobanın Hloi’yi elde etme girişimleri, korsanların Dafnis’i kaçırışı, çıkan savaşta Hloi’nin esir düşmesi ve zengin çobanların, genç ve güzel Hloi’yle evlenmek istemesi gibi sahneler, Longos’un doğa tasvirlerinin arasına kattığı maceralar olarak karşımıza çıkıyor. Yaşanan bu badirelerin ardından gelen bağlılık yeminleri ise çiftin aşkının büyüklüğünün bir göstergesi: “Dafnis, Pitys’in heykeli yanında durup Hloi olmadan tek bir gün bile geçiremeyeceğine Pan üzerine yemin etti. Hloi ise Nemflerin mağarasına giderek ölse de yaşasa da sadece Defnis ile birlikte olma istediği üzerine ant içti.”

Dafnis ve Hloi, birbirine kavuşamama tehlikesi yüzünden Tanrılara başvuruyor, daha doğrusu yakarıyor. Bunun üzerine Nemfler, Pan ve diğer Tanrılar adeta yardıma koşuyor: Gösterdikleri rüyalar ve zenginliğin kapısını açmaları sayesinde Dafnis, Hloi’yle evlenme planları yapmaya başlıyor. Konu ciddileşirken onu büyüten çobanları ziyarete gelen mülk sahibinin, Dafnis’in babası çıkması Longos’un romana kattığı ilginç öğelerden biri.


Bunca olaydan sonra Dafnis ve Hloi evleniyor; ikili, bir süreliğine gittiği kentten doğaya tekrar dönüyor: “Kırsal hayatın keyfini (…) ömürleri boyunca sürdüler; Nemfler’i, Pan’ı ve Eros’u Tanrı olarak benimsediler, birçok koyun ve keçi sürüsüne sahip oldular ve meyvelerle sütün en iyi gıda olduğuna hep inandılar.”

Longos’un anlattığı bu hikayede, doğanın kollarında zorlu dönemeçlerden geçen, birbirine tutkuyla bağlanan, dinselleştirdikleri aşklarını bir tapınma haline getiren Dafnis ve Hloi, doğanın içine daha çok girdikçe Tanrılar tarafından ödüllendiriliyor. Longos, bütün bunları mitolojik öğelerle ve Antik Yunan’ın doğasına uygun şiirsel bir dille, kimi zaman ses ve rüya tasvirleriyle dile getirir. Yazar; mitlerde karşımıza çıkan veya yazılı kaynaklarda pek rastlamadığımız efsane aşkları çağrıştıracak, hiç âşık olmamışların rehberi niteliğinde ve geleceğe miras kalacak bir kitap yaratmayı arzular. Bunu da başarır.

 

 

 


 

 

Görsel: Mete Kaplan Eker

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.