Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Pastoral sevda



Toplam oy: 68
Longos // Çev. Zeynep Avcı
Helikopter
Yazar, mitlerde karşımıza çıkan veya yazılı kaynaklarda pek rastlamadığımız efsane aşkları çağrıştıracak, hiç âşık olmamışların rehberi niteliğinde ve geleceğe miras kalacak bir kitap yaratmayı arzular.

Yazarı Longos hakkında çok da fazla bir şey bilinmeyen Dafnis ile Hloi’nin Aşkı kitabına ilişkin, M. C. Howatson Oxford Antikçağ Sözlüğü’nde, “Serüvenlerin, duygu ve manzara betimlemelerinin arkasında kalan, çekicilik dolu pastoral bir aşk romanı,” diyor.

 

MÖ 3. yüzyılda kaleme alınmış, Yunan mitolojisi ve şiirinden izler taşıyan, Midilli (Lesbos) Adası’nda geçen ilk pastoral roman olan Dafnis ile Hloi’nin Aşkı -Shakespeare, Rousseau, George Sand, Yukio Mişima, Marc Chagall, Ravel, Jacques Offenbach ve özellikle Goethe gibi- birçok yazar ve sanatçıyı etkiledi.

 

Her ikisi de terk edilen ve keçiler tarafından emzirilirken bulup çobanlarca büyütülen Dafnis ve Hloi’nin bir tesadüf sonucu karşılaşmasıyla başlayan aşk, Nemflerin (Yunan mitolojisinde ırmakları, ağaçları, dağları kişileştiren dişi canlılar) mağaralarından eşsiz güzellikteki kırlara uzanıyor. Dafnis’e keçi, Hloi’ye ise koyun sürülerini emanet eden Tanrılar, ikisini de koruma altına alırken Longos’un, hem doğayı hem de gençleri kutsallaştırışı dikkat çekiyor.
Ancak Dafnis ve Hloi’nin işleri hiç kolay değil çünkü sürülerine dadanan kurtlar, koyunları ve keçileri bir arada tutma çabaları aşklarına vakit ayırmalarını engelliyor. Bu arada Longos; ağaçlardaki güvercinlerden yemyeşil arazilere, hayvanların seslerinden Pan’ın şarkılarına dek bir dolu betimlemeye girişiyor.

 

Daha sonra Dafnis ve Hloi’nin aşkının geçtiği sınavlara rastlıyoruz: Kötü niyetli çobanın Hloi’yi elde etme girişimleri, korsanların Dafnis’i kaçırışı, çıkan savaşta Hloi’nin esir düşmesi ve zengin çobanların, genç ve güzel Hloi’yle evlenmek istemesi gibi sahneler, Longos’un doğa tasvirlerinin arasına kattığı maceralar olarak karşımıza çıkıyor. Yaşanan bu badirelerin ardından gelen bağlılık yeminleri ise çiftin aşkının büyüklüğünün bir göstergesi: “Dafnis, Pitys’in heykeli yanında durup Hloi olmadan tek bir gün bile geçiremeyeceğine Pan üzerine yemin etti. Hloi ise Nemflerin mağarasına giderek ölse de yaşasa da sadece Defnis ile birlikte olma istediği üzerine ant içti.”

Dafnis ve Hloi, birbirine kavuşamama tehlikesi yüzünden Tanrılara başvuruyor, daha doğrusu yakarıyor. Bunun üzerine Nemfler, Pan ve diğer Tanrılar adeta yardıma koşuyor: Gösterdikleri rüyalar ve zenginliğin kapısını açmaları sayesinde Dafnis, Hloi’yle evlenme planları yapmaya başlıyor. Konu ciddileşirken onu büyüten çobanları ziyarete gelen mülk sahibinin, Dafnis’in babası çıkması Longos’un romana kattığı ilginç öğelerden biri.


Bunca olaydan sonra Dafnis ve Hloi evleniyor; ikili, bir süreliğine gittiği kentten doğaya tekrar dönüyor: “Kırsal hayatın keyfini (…) ömürleri boyunca sürdüler; Nemfler’i, Pan’ı ve Eros’u Tanrı olarak benimsediler, birçok koyun ve keçi sürüsüne sahip oldular ve meyvelerle sütün en iyi gıda olduğuna hep inandılar.”

Longos’un anlattığı bu hikayede, doğanın kollarında zorlu dönemeçlerden geçen, birbirine tutkuyla bağlanan, dinselleştirdikleri aşklarını bir tapınma haline getiren Dafnis ve Hloi, doğanın içine daha çok girdikçe Tanrılar tarafından ödüllendiriliyor. Longos, bütün bunları mitolojik öğelerle ve Antik Yunan’ın doğasına uygun şiirsel bir dille, kimi zaman ses ve rüya tasvirleriyle dile getirir. Yazar; mitlerde karşımıza çıkan veya yazılı kaynaklarda pek rastlamadığımız efsane aşkları çağrıştıracak, hiç âşık olmamışların rehberi niteliğinde ve geleceğe miras kalacak bir kitap yaratmayı arzular. Bunu da başarır.

 

 

 


 

 

Görsel: Mete Kaplan Eker

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.