Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sözün İzzeti: Ali Emre’nin Şiirleri



Toplam oy: 21
Ali Emre’nin şiirlerinin hemen hemen geneline yansıyan tarih duygusu, geçmişin güzel anları ile şimdinin kötü yanlarının kıyasına imkân tanır. Bireysel anılarla örülen geçmişe bakışında Emre, kendini savunduğu değerlerin ve coğrafyanın bilincinden ayırt etmez.

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı. Bu kitabında da Emre önceki kitaplarında sık sık rast geldiğimiz gibi hırçın ama doğru kalmayı hep önemseyen ses tonuyla “onlar”ı, “secdeye varan neneleri vuran şerefsizler”i şiir yoluyla eleştirmeyi sürdürüyor.

 

Kitapta ayrıca “Şerefin Bin Kitabı” bölümünde yer alan ve hemen hepsi kaside-koçaklama tarzında yazılmış farklı uzunluklardaki şiirlerde Malazgirt zaferinden Selahaddin Eyyubi ve Nureddin Zengi’ye, Ömer Muhtar’dan Malcolm X’e, Türkistan’dan Mısır’da Napolyon’un ünlü generali Jean-Babtiste Kléber’i öldüren Süleyman Halebî’ye, cenk övgülerinden “hamase” müdafaasına dek tarihsel kişi, eylem ve olaylardan bahsediliyor, övülmesi gereken kahramanlar övülüyor, yerilmesi gerekli hainler ve ihanetler de yeriliyor. Emre’nin hayatları etrafında birer roman yazdığı Selahaddin Eyyubi ile Nureddin Zengi’ye ayrıca birer koçaklama adaması bu tarihsel şahsiyetlere dair taşıdığı ilginin sürekliliğine işaret ediyor.

Ali Emre şiirinde iki eksen var

Bana kalırsa, 1997’de yayınlanmış ilk kitabı Kıyamet Mevsimleri’nden bu yana Emre’nin şiirlerinde öz itibariyle iki temel eksen belirlemek mümkündür. Bu eksenlerden ilki, Emre’nin gündelik hayatın içinden müşahedelerini içerir; bu eksende Emre’nin geçmişinden bugüne taşıdığı çocukluk, aile, şehir hayatı gibi sahih tecrübelerle örülmüş hatırlayışlar son derece şefkatli, son derece yumuşak söyleyişlerle dile gelirken, ikinci eksen daha toplumsal, siyasi, mücadeleci bir ses tonuyla Müslüman coğrafyaların dertleriyle dertlenen; yer yer yas, mersiye ve ağıt tonuyla, yer yer epik bir tarzda bu coğrafyalarda yaşananları konu edinen; ama her seferinde sözün izzetini taşıyarak konuştuğunun bilincine vakıf bir eksendir. Bu eksende yer aldığını düşündüğümüz şiirlerinde Ali Emre, Namık Kemal’in bıçkın, yer yer meydan okuyucu, çoğu kez hamasi-destansı sesi ile Mehmet Akif’in realist, cesur, doğruluktan şaşmayan, gözleme dayalı bakışını birleştirir. Emre’nin şiirlerinde bu iki ekseni birbirinden büsbütün kopuk bir şekilde düşünmek de mümkün değildir. Meryem’in Yokluğunda kitabındaki şiirler bu iki eksen arasındaki geçişmeyi yansıtan yanlarıyla Ali Emre’nin şairlik kumaşından yapılmış gerçek bir hırkadır.
Doğrudan söyleyişin gücü
Yine de diğer kitaplarda yer alan şiirleri bu iki eksene göre konumlandırmak mümkündür. Bu iki eksen birlikte düşünülürse altı kitap tek bir kitap olarak görünür göze. Temalar, söyleme hâkim unsurlar ve hatta konuları işleyişte ortaya çıkan hünerler hemen hemen aynıdır. Olumsuz bir gözle değerlendirmeye kalkışacak biri bu tematik, söylemsel ve hünerlere ilişkin tekrarların monotonlaşmasından dem vurarak pekâlâ Ali Emre’nin tek bir şiiri çoğaltmaya çalıştığını, yeni bir şeyler yazmadığını iddia edebilir; oysa Emre’nin, bunun tersine, hemen hiçbir ayrıntıyı unutmaksızın “biz ve onlar” arasında vuku bulan çatışmayı her boyutuyla şiirinde aktarma peşinde olduğu öne sürülebilir. Her ne kadar bu altı kitap tamamen monolitik ve yeknesak bir bütün olarak ele alınamasa da bir noktadan sonra şairin hangi kitabını okuduğunuzu bile karıştırabilirsiniz. Bunu engelleyen tek şey şairin her kitabında giderek ustalaşan sesinin farkına varmaktır. Ayrıca kitaplar arasında şairin belirgin bir sürekliliği gözetmesinden kaynaklandığını söylemek gereklidir. Öyle ki her yeni kitabın adı bile bir önceki kitapta yer alan bir ibareden oluşturulur. Sözgelimi Milyon Sesli Mızıka’da geçen “onarılmış yas bitiği” bu kitabı takip eden kitabın başlığı iken, Yeryüzüne Dağılan’da yer alan “Meryem yok” dizesi Meryem’in Yokluğunda kitabının isminde yankılanır. Bu açıdan Meryem’in Yokluğunda kitabında yer alan “çeyize konan kefen” imajının da Çeyizime Bir Kefen’de tekrar varlık göstermesine şaşırmayız. Şiir toplamlarına seçilen isimlerde bulunan bu sürekliliğin temalarda da devam ettirilmesi, hemen hemen benzer konuların farklı tarihsel şahsiyetler ve mekanlar aracılığıyla tekrarlanarak işlenmesi de dikkat çeker. Esasen tek bir çatışmanın, “iyiler” ve “kötüler” mücadelesinin örnekleridir Ali Emre’nin ısrarla etrafında dönüp durduğu asli konu.
Tarihsel, toplumsal ve siyasi zeminde bu çatışma “biz ve onlar” arasındaki çatışmayla karakterize edilir. Burada kullandığımız şekliyle “biz” lafzı, inanmış, Müslüman, mazlum halkları ve onların sesini yansıtan şair(ler)i, yani kısaca “iyiler”i temsil ederken “onlar” genelde zalim, işgalci, “Kabil ruhlu” düşmanı, yani “kötüler”i imler. Aradaki gri bölgede ise hainler, işbirlikçiler, “yılan bana dokunmuyorsa bin yaşasın”cılar vardır. Ali Emre, çoğu kez gri bölgedekileri de “Kabil ruhlular”ın, kötülerin arasına dahil etmekten çekinmez. Çeyizime Bir Kefen’deki şiirlerin çoğunluğunun biz, onlar ile biz ve onlar arasındaki gri bölgede yer alanların kavgasındaki konumlarına değgin eleştirel bir tona sahip olduğu söylenebilir.
“hatırla, el çırpılır ve dolunay çıkardı
üşüyen dağların omzuna dokunarak
ne çok sıyırmıştı gökkuşağı tenini
ne çabuk büyümüştün uzaklara bakarak”
Esasen Ali Emre’nin biyografisinden izler taşıyan şiirleri “ne yiğitliğe doyar, ne cömert hatırlayışlara.” Bu tür hatırlayışları besleyen şiir bölümlerinde son derece duru ve doğrudan bir söyleyişi yeğler Ali Emre. Bab asını çocuk yaşta kaybetmiş, yoksulluğun yetimliğin her türlü kahrını sonuna dek yaşamış bir öznenin hayata dair düşündüklerini, “İblis’in avanesi”ne karşı kininin, öfkesinin sebeplerini belli belirsiz sezersiniz bu bölümlerde. Bu özne hem yazgıya inanır hem de irade sahibidir. Doğrusu burada da böylelikle Emre’nin yeğlediği sürekliliği gözlemleriz. Yazgının başımıza getirdiği musibetlerle mücadele irademiz yoluyladır:
“Mutlu ölüm yoktur o yüzden gövdeyi sağır eden bir kin
varsa
Geyiklerden, yılışık konçertolardan, borsalardan kaçıp
Ekmeği tuzla tartmaya alışmışsa insan
Birikmişse kırbasında sözün öfkesi
Gidip o mübarek kana dokunmak ister
O çocuklara, o babalara bakmak ister tarihin avlularından.”
Meryem’in Yokluğunda kitabında yaşanan kayıpların ve onların sebep olduklarının tek tek çetelesini tutan Emre’nin bireysel kayıplarla toplumsal kayıplar arasında herhangi bir ayrım gözetmemesi de böylelikle makulleşir. Emre’nin şiirlerinin tamamına yayılan eleştirel bakış, yer yer kara mizah içerse de genelde ironi ve humordan uzak, doğrudan ifade edilir. Kara mizah içeren bölümlerde bile Ali Emre, sözünü fazlaca eğip bükmeye ihtiyaç duymaz, lafını esirgemez. Bu açıdan Ali Emre’nin şiirleri pek ironi, pastiş, parodi vb. söz figürlerini içermez. Emre’nin şiirlerinde eleştiriler de hicivler de doğrudan söyleyişin gücüne yaslanır.
Ali Emre’nin şiirlerinin hemen hemen geneline yansıyan tarih duygusu, geçmişin güzel anları ile şimdinin kötü yanlarının kıyasına imkân tanır. Bireysel anılarla örülen geçmişe bakışında Emre, kendini savunduğu değerlerin ve coğrafyanın bilincinden ayırt etmez. Emre’nin dizelerinde sık sık Kur’anî ibarelere de denk gelinir. Zaman zaman Hz. Peygamber ve sahabe hayatından örnekler de zikredilir. Hz. Hatice, Hz. Hamza, Hz. Ali, Mus’ab bin Umeyr, Selman-ı Farisi; Ali Emre’nin andığı sahabelerden bazılarıdır. Hz. Yusuf ile kardeşi Bünyamin de sık sık şiirlere misafir edilir. Emre’nin şiirleri başta Türkiye olmak üzere Müslüman coğrafyanın son 50 yılının şiirsel bir kaydıdır bir yerde. Bu kayıt yapılırken tarihsel arka plan da ihmal edilmemiştir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neredeyse her ülkede 150 milyonu aşkın abonesi var; kendi televizyon şovlarını, dizilerini, filmlerini yapıyor. Son dönemde Türkiye’de insanların film izleme alışkanlığını değiştirdi. Artık pek fazla uğraşmak istemiyoruz ve onda ne varsa onu izliyoruz.

Karantina, sokağa çıkma yasağı, kısıtlamalar, “evde kal” çağrıları derken, tüm dünya olarak daha önce deneyimlenmemiş çok ilginç zamanlardan geçiyoruz.

Dünya yolculuğunun ara durakları var ve biz ana rahminden sonraki duraktayız. Dünyada. Şair, “insan nerenin yerlisidir?” diye soruyor. Çünkü insan yerleşmeye eğilimli, buna ihtiyaç duyan bir varlık. Bir yere yerleşti mi hemen ora ile ünsiyet kuruyor ve bir daha ayrılmak istemiyor.

Dünyayı kasıp kavuran bir salgının içine düştük. Dünya tarihinde isimleri farklı olsa da buna benzer salgınlar yaşandı. Hepimizi ölümle ve yaşadığımız hayatla yüzleştiren bir sürecin içindeyiz. Şimdiden korona sonrası dünyanın nasıl bir sosyolojik, psikolojik dönüşüm yaşayacağına dair tezler ortaya atılmaya başlandı bile. Bekleyip göreceğiz.

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.