Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Tam da vampirlere “yetti artık” demişken...



Toplam oy: 68
Jasper Kent
Can Yayınları

Jasper Kent’in Oniki adlı romanı, romantik, vejetaryen, ergenlik döneminden 100 küsür yıldır çıkamamış vampirlerden sıkılan ve gerçek vampirleri okumak isteyen bünyelere ilaç gibi geliyor.

1812 yılında Rusya’da geçen roman, Rusya’nın Napolyon’un ordusuna karşı verdiği savaşı arka plan olarak kullanıyor. Roman’ın ilk sayfalarında karşılaştığımız dörtlü de bu savaşta Fransa’ya karşı casusluk yapan ve Fransız ordusunun Moskova’ya ilerleyişini yavaşlatmaya çalışan Rus askerleri. Fransızları tek başlarına yavaşlatamayacaklarını anlayan Rus askerleri, yardım çağırırlar. Ancak onların yardımına gelenler ne insan ne de askerdir. Gece çalışmayı ve öldürmeyi çok iyi bilen on iki vampir Rusların yanında savaşmaya başlar.

Gerilim öğelerinin roman boyunca devam etmesi de gerçekten bir vampir romanı okuduğunuz hissinin devam etmesine yol açıyor. Tekinsiz, soğuk ve karanlık gecelerde işlenen cinayetler, savaşın vahşeti, insanın ölüm karşısındaki çaresizliği, Oniki’nin vahşi ve gerilim dolu atmosferini tamamlıyor.

Oniki’nin gerilim, vahşet, savaş ve vampir dolu hikâyesinde belki en çok kaçırılan unsur ise yazarın asıl işlediği tema olan ihanet! On iki vampirin, Hz. İsa’nın on iki havarisinin isimlerini kullanması ve Yuda’nın (Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda) diğer vampirlerin arasından sıyrılması bunun ilk işareti. Roman boyunca ihanetin her türlüsü ile karşılaşıyoruz: İnsanın ülkesine ihanet etmesi, arkadaşlarına ihanet etmesi, ideallerine ihanet etmesi, karısına ihanet etmesi, insanlığa ihaneti ve belki de en önemlisi kendisine ihanet etmesi. Romanın süreci boyunca her karakterin farklı ihanetlerine tanık oluyoruz ve ister istemez kendimize soruyoruz: “İhanet etmek zorunda kalan ben olsaydım, acaba kime veya neye ihanet ederdim?”

Roman ihanet temasını işlese de okuyucuya ihanet etmiyor. Yuda’nın ve diğer vampirlerin akıbetini, Aleksey ve silah arkadaşlarının çabalarını, savaşın gidişatını son derece sürükleyici bir şekilde işliyor. Özellikle kitabın başlarında kendinizi sayfaları çevirmekten alıkoyamıyorsunuz. Yazarın savaş ve kavga tasvirleri ise o kadar başarılı ki kendinizi olayların akışının içinde, Rusya’nın soğuk ovalarının ortasında hayal etmemeniz nerdeyse imkânsız.
Oniki biraz daha derinlere inebilen bir gözle okunursa günlük hayatımıza dair ipuçları da sunabilir. İhanet’in ne olduğunu ve insanların neden ihanet edebileceğini sorgulayarak okunduğu takdirde Oniki sıradan bir bestseller olmanın ötesine geçebilecek bir kitap.

Vampir deyince James Dean çakması ergenlerin aklımıza geldiği şu dönemlerde Jasper Kent’in âşık vampirleri değil de katil vampirleri yazmasını sevinçle karşılıyoruz.

Eğlenceli, adrenalin yüklü ve sürükleyici bir gerilim okumak isteyenler için bulunmaz bir fırsat.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun