Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Telefon Kulübesinde Bile, Telefondan Sızabilir Kötülük



Toplam oy: 79
Anne Sexton
Çekirdek Sanat Yayınları


Beden; ruhun kaportası! Kimine göre de ev sahibi. Ve gün gelir, beden atlar aşağıya o pencereden (Ya da itilir ruh tarafından aşağıya). Tıpkı Anne Sexton’ın ölüme atlaması gibi. “Ama intiharın özel bir dili var. Marangozlar gibi; onlar hangi aletin iyi çalıştığını bilmek isterler. Neden yaptıklarını hiç sormazlar,” der Sexton, Ölmeyi İstemek adlı şiirinde.
Kuşkusuz yaşlanmadan ölmek arzusu da vardır bu düşüncede.  Anne Sexton vücudundaki herhangi bir organın iflas etmesine, yani yaşlanmasına izin vermez ama ruhunun iflas etmesi hiç de zor değildir. Çünkü “birisi birisini öptüğünde ya da sifonu çektiğinde, bir topun içinde oturan ve ağlayan” onun diğer yarısıdır. İçindeki asıl ben ve görünen ben farklıdır. Ve tüm insanlar için geçerlidir bu. Yani taktığımız maskeler. Deri ve beden o nedenle şiirlerinde çokça geçer, deri ya da beden bir kılıftır. Oysa o kılıfı yırtıp çıkmak ister. Derisiz kalmak, çıplak kalmak aynı zamanda ölüm isteğini de her seferinde vurgulamasına işaret eder. Tüm yalınlığıyla gerçeği kucaklamak ya da arınmak da diyebiliriz buna. Kendi adına istediği arınma, aynı zamanda insanlığın da tümden arınması dileğidir.

Örneğin Auschwitz’den Sonra adlı şiirinde “ her gün, her nazi /sabah saat sekizde bir bebek aldı/ onu kahvaltı için soteledi/ kızartma tavasında/…. İnsan kötüdür/ yanması gereken bir çiçektir insan/ yüksek sesle söylerim. / İnsan, çamurla dolu bir kuştur/… Küçük pembe ayaklarıyla, sihirli parmaklarıyla/ bir tapınak değil, ama umumi bir helâdır insan/ yüksek sesle söylerim…”

Ölmek; arınmak ve tüm kötülüklerden, kendi kaosundan kurtulmanın yoludur. Aynı zamanda korkularının da sonudur. Ölünce, ölmekle ilgili korkuları da geçecektir. Hatta bu korkusunu yenmek için şiirlerinin bir kısmında bir tabut yaptırıp içine girer, ölümün provasını önceden kurgular Sexton ve hesaplaşır Tanrı’yla Ölü Kral şiirinde. “Mavi yüzlü Tanrı’yı, zorbalığını ve mutlak krallığını ortaya çıkaracağım” der. Çünkü öldüğünde tüm korkuları bitecek, bir anlamda da Tanrı’yla eşitlenmiş olacaktır. (Zaten kendini Tanrı’nın yerine koyma tavrı çokça rastlanır şiirlerinde; mesela İç Savaş adlı şiirinde.) Çünkü Tanrı’nın da derisiz, bedensiz olduğunu düşünür. Kendisinin de öldükten sonra bir bedeni, şekli olmayacaktır. Ama Tanrı, aynı insan gibi bir beden içinde olmayı arzular. Mesela; Yeryüzü adlı şiirinde şöyle der Sexton: “O hepsinden çok bedenleri kıskanır /bedeni olmayan Tanrı… ruhu çok fazla kıskanmaz/ tümüyle ruhtur zaten/ bir beden içinde barınmak ister/ aşağıya in ve yeryüzüne bir yıkanma armağan et/ şimdi ve sonra.”

Mavi önemli bir imgedir Anne Sexton’un şiirlerinde. Tanrı’nın yüzü mavidir, annesin gözleri, kendi gözleri ve bazı mağaraların duvarları… Mavi hem bilgeliği, hem de özgürlüğü simgeler. Yalnızlık, hüzün ve sonsuzluğu da ifade eder. Ancak annesinin gözlerinin mavisi yıkımdır. Mavi renk psikolojide iştah kapatıcı bir renk olarak da geçer. Şiirlerinde ağız imgesinin sıklıkla geçmesi de mavi renkle ilişkilendirilebilir. Evet, bazı şiirlerinde mağara duvarları mavidir ama bazen de ağız gibi karanlıktır. Ağzın mağaraya benzetilmesi, ağzın karanlık olması, doygunluk hissiyle alakalıdır. Hayata karşı iştahının kapalı olması, bebekken annesinin sütüyle kurduğu ilişki ya da anne sevgisi eksikliği; hepsi annesinin gözlerinin renginde kayboluyor olmalı.

Salt annesiyle değil, babasıyla da problemler yaşar. Derisinin Yosunu adlı şiirde: “Annenin gözlerinde batmak ve konuşmamak. Kara oda aldı bizi/ bir mağara ya da bir ağız gibi/ ya da kapalı bir karın gibi /soluğumu tuttum, baba oradaydı, başparmakları, iri kafatası, dişleri /bir tarla ya da şal gibi büyüyen saçları/ Derisinin yosununun yanına uzandım, yabancılaşana dek.” der Sexton. Bu şiirin girişinde eski Arabistan’da kızların canlı canlı babalarının yanına, kabilelerin tanrıçalarına adak olarak gömülmesine bir gönderme yapar. Sexton da hayata kurban edilmiştir babası tarafından. Ve her şeye yabancılaşmıştır ta en başından. O nedenle şiirinde geçen kilit imgesi, kapıların açılmasından çok, gözlerin açılması ve görmekle ilgilidir.

Dolayısıyla çocukluktan kalma bu travmada, ileriki yaşamında depresif bir ruh haline ve alkolizme giden yolda ailesinin izi olmalı ki, onlardan hep düşmanca söz eder. Özellikle babasının onu taciz etmesi, annesinin ilgisizliği, sonrasında evliliğinde yaşadığı mutsuzluk ve doğumlardan sonra artan depresyon, şiirlerindeki o yoğun öfkenin ya da intihar teşebbüslerinin nedenlerine belli bir oranda açıklık getirebilir.

Ancak ailesinin “Başkaların güller gördüğü yerde Anne kan pıhtıları gördü” diye bir savunma yatığını öğreniriz Kilitli Kapılar’ın önsözünden.

Doğru mudur bilemem: “Ama çok fazla hisseder yazan bir kadın./ Bu kendinden geçişleri ve kehanetleri… Bir yazar özellikle bir casustur, sevgili aşk, ben o kızım.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun