Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Vahşiliğin Anatomicisi; Roberto Bolaño!



Toplam oy: 82
Bolaño, sadece Şili’yi ya da diğer Latin ülkelerini değil dünyanın birçok coğrafyasının referanslarını; olaylar ve kişiler ekseninde de gündelik hayata dahil eder. Ölüme çıkan yollar, o yollarda gelişen dostluklar, o dostlukları bıçak gibi ayıran şüphecilik…

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış. Boloña için anavatanı Şili’de yaşanan siyasi krizler zinciri hayatındaki bir başka dönüm noktasını teşkil etmiş. Amerika karşıtı sosyalist lider Allende’nin başlattığı reform sürecinde birçok Şilili aydın, sanatçı gibi Bolaño da Santiago’ya dönme kararı alıp, sürece katkı sunmak istemiş. Fakat Allende döneminin kanlı bir ABD müdahalesiyle sona erdirilip Pinochet devrinin başlamasıyla ABD- Pinochet karşıtı direniş hareketlerine katılması neticesinde başı epey derde girmiş. Yeniden Meksika’ya dönen Bolaño, burada arkadaşlarıyla birlikte bir şiir ekolü oluşturma çabasına girse de, Latin Amerika’da yaşanan krizlerin şiirden ziyade roman türünü domine etmesinin sonucu olarak o dönemin bir grup Latin şairi gibi kurmacaya yönelmiş. Katulunya’ya gidene kadar Meksika’daki edebi çalışmalarının odağına romanı ve bilhassa en çok tesirinde kaldığı Borges’in kurgu poetikasını koyarak; dil, teknik, muhteva kanallarını genişletmek için okumalar, etütler yapmış. Bolaño’nun Katalonya macerası onun roman hususunda olgunlaştığı yıllardır. Katalonya’da geçim sıkıntısı çeken yazar, lokantalarda muhtelif işlerde çalışırken bir yandan da roman taslakları yazmaya girişmiş ve peş peşe yayınlanan eserleri kısa sürede ses getirip birçok ödüle layık görülmüştür. Özellikle, Vahşi Hafiyeler romanı Latin Amerika’da büyük yankı bulmuş, ‘Herralde ‘ve Ramulo Gallegos’ gibi saygın edebiyat ödüllerini almıştır. Bolaño, 2003 yılında hayata veda edene kadar, eserleri birçok dile çevrilmiştir.

 

Şaşırtıcı ve eğlenceli

Roberto Bolaño, edebiyatı oyun sahası gibi gören bir yazardır. Onun hem romanları hem de öykülerinde kurgunun seyrini takip etmek güçtür. Yetmişli yılların siyasi atmosferini, bu atmosferin öncesinde ve sonrasında yaşanan dünya tarihine yön veren olaylarla karıştırıp ortaya nedensellik ilkesine göre temalar çıkarması, aynı karakterleri başka çehreler ve farklı kimliklerle okurun karşısına dikmesi, sevdiği yazarların metinlerinden sızan epigrafları metnin can alıcı yerlerine nakletmesi, çok yalın gibi duran dilinin altında Latin Amerika’nın kesik damarlarını göstermek için çattığı ironik, yabani ve mizahi hatlar, belirsizlik kavramını çok yönüyle yorumlama isteği gibi manevralar okur için zorlayıcı fakat yazarın oyunbazlığına alışıldığı takdirde şaşırtıcı ve eğlencelidir. Bolaño’nun nevi şahsına münhasır bir kurmaca üçgeni vardır. Bu üçgenin dışındaki alan, bir lunapark kadar eğlenceli gibi görünse de, her an ışıkların sönüp gizemli ve uğursuz olayların başlayacağı bir ruh hali taşır. Üçgenin tepe noktası, siyasi, sosyal, psikolojik ve iktisadi olayların eğilip bükülerek edebiyata dönüştürüldüğü yerdir. Latin Amerika’nın dilemmaları, kendi içindeki mücadeleleri ve ABD’ye karşı verilen savaş buradadır. Bu köşede doğmuş karakterler, genellikle sol hareketin onlarca fraksiyonunu temsil ederler. Karakterler, ideal olan sistem üzerinde uzun uzadıya tartışırlar. Fakat aynı karakterler bir yönüyle var olmanın huzursuzluğunu da yüklenmişlerdir. Kırıp dökmeyi göze alarak umut eden ama olduramayan tiplerdir. Sınıf ayrımıyla uğraştıkları kadar varoluş bunalımlarının harcını karan cinlerle de mücadele ederler. Bu savaş, bir anlamda iyi ile kötünün de savaşıdır. Fakat anlatıcı akın ya da karanın savunuculuğunu yapmaktan uzak bir edayla belirsizlik kırbacını şaklatarak bu iki zıtlığı dengede tutmayı amaçlar.
Vahşet üreten bir hayat

Üçgenin diğer ucundaki gotik binalarla dolu sokakta ise Cervantes, Casares, Faulkner, Borges, Cortazar, Vache, Kafka gibi yazarların hayaletleri dolaşır. Bolaño pek sevdiği yazarların karmaşık kurgu ve dil sistemleriyle oynayıp bu isimlerin ruhunu, metinlerinde ağırlar. Varla yoku, düşle uyanıklığı, hayal ile gerçeği, mistik olan ile maddesel olan dünyayı eşitlemek ister Bolaño. Bu mefhumları birbirinin içine katarak ortaya çok katmanlı alem çıkarır. Bu iklimin retoriği ve bilinci olağandışıdır. Karakterlerin içine yuvarlandıkları dünya sonsuz ve gizemlidir. Bu nokta, metin için oyun içinde oyun üreten bir mekanizma görevi yapar. Bu disipline göre her şey, kırık ya da yarımsa bu yapbozun parçalarını toplayıp birleştirmek gerekir. Ortaya çıkacak görüntü önemli değildir. Esas olan bütünlük, zıtlıkların uyumundan doğan kusurlu güzelliklerdir. Üçgenin diğer köşesinde ise gündelik hayatın akışı durur. Fakat gündelik hayatın ölçülerinde anormallikler vardır. Misal, bazen bir gün yirmi dört saatten çok, kimi zaman ise saniyelerle sınırlandırılmıştır. Bolaño, sadece Şili’yi ya da diğer Latin ülkelerini değil dünyanın birçok coğrafyasının referanslarını; olaylar ve kişiler ekseninde de gündelik hayata dahil eder. Ölüme çıkan yollar o yollarda gelişen dostluklar, o dostlukları bıçak gibi ayıran şüphecilik… Göçler, belirsizlikler, travmalar, aşklar, başka yazarların hayatları… Bolaño’nun deşmeyi sevdiği konulardır. Bolaño karakterlerinin gözünden hayat, hacmi kadar vahşet üreten bir sistemdir. Bolaño ise bu vahşetin izlerini elinde büyüteçle inceleyen bir iz sürücü, belki de vahşiliğin anatomicisidir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.