Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ya içindesindir kışlanın ya dışında...



Toplam oy: 1388
Paolo Giordano
Doğan Kitap
Paolo Giordano, insanlık sürdükçe güncelliğini yitirmeyecek bir konuyla karşımızda: Savaş.

Aile nedir? Bir savaş neden çıkar? İnsan neden asker olur? Paolo Giordano'nun Daha Yolun Başındasın romanının Egitto adlı karakterinin zihninde bu sorular dolanıyor. Yanıt bulamadığı bu soruları zihninden silmek için her gün bir antidepresan hapı yutuyor Egitto, çünkü o, genç yaşta orduya girerek Afganistan'ın Gülistan bölgesine gönderilen bir asker. Zihnindeki sorulara yanıt bulmak şöyle dursun, Gülistan'da gül bile yok. Onun yerine uçsuz bucaksız çöller, koyun sürüleri, ayak kokusu sinmiş halılarla ve örümceklerle kaplı kamp çadırları, her an kana bulanabilecek tozlu bir dünya var. Torino'dan, Sardunya'dan, İtalya'nın dört bir köşesinden gelip kendini bu dünyada bulan arkadaşlarının durumu da ondan farksız değil. Kimi bebeğini ve karısını, kimi bu yaşına kadar göğsüne gömülüp uyuduğu annesini, kimi nişanlısını bırakıp gelmiş. Geride bıraktıkları hayatları da bir “gülistan” değil belki ama içine düştükleri bu toza ve kana bulanmış dünya, bile isteye uçuruma atlamaktan farksız. Uçuruma öylece düşüverseler şanslı sayacaklar kendilerini ama bu da o kadar basit değil; nitekim, bir operasyona başlamadan önce ettikleri dua ölmemek için değil, acı çekerek ölmemek, hayat boyu sakat kalmamak için.

 

Otuz dile çevrilen ilk romanı Asal Sayıların Yalnızlığı'nın ardından genç İtalyan yazar Paolo Giordano, insanlık sürdükçe güncelliğini yitirmeyecek bir konuyla karşımızda; savaş. Bir Stanley Kubrick klasiği olan Full Metal Jacket'ın yeni çiçek açmış delikanlılarının, ana rahminden dünyaya yeni doğmuşçasına bir afallamayla kendilerini orduda ve savaş ortamında bulduklarında içine düştükleri haletiruhiyeye benzer bir mesele karşımıza çıkan. Bilinçli bir tercihle orduya yazılan bu gençlerin içine düştüğü ikilemlerin ve travmaların çeşidi ve boyutu hayli kuvvetli. Ana kucağından, baba ocağından çıkıp özgürleşmek, kabul gören bir sosyal kimlik edinmek orduyu tercih etmenin başlıca motivasyon kaynaklarından. Belki de özgürleşme güdüsüyle hareket edilirken başka bir “korunaklı” limana sığınma söz konusu. Ardından gelen ise, bu korunaklı limanın gerçekte ne kadar “korunaklı” olduğuyla yüzleşme.

 

Biz bir grup “marjinal,” istediğimiz kadar antimilitarist olalım, askerliğin evrensel boyutta ve erkeklerin bir kısmı için -hayatlarının en azından bir noktasında- gurur verici, maskülen doğalarını pekiştirici olduğunu kabul etmek durumundayız. Özellikle de bu tercihi yaptıklarında oldukça genç bir yaşta olduklarını düşünürsek. Birçoğu hâlâ annelerinin içlik giydirdiği, odalarına kapanıp Warcraft oynayan, cinselliği henüz doğru dürüst yaşamamış, okuldan çıkıp gerçek hayatta ne yapacaklarını bilmeyen genç erkeklerden bahsediyoruz.

 

Ari Folman'ın İsrail'in 1982'de Lübnan'a yaptığı saldırıyı konu edinen 2008 yapımı Beşir’le Vals filminde askere gitmeden önce sevgilisi tarafından terk edilen bir genç, savaşta öldüğü ve sevgilisinin vicdan azabı çektiği fantezisini kuruyordu. Böylesi ergence bir romantizm de söz konusu olabiliyor genç erkeklerin askerlere gidişinde. İçlerinde henüz bakir olan ve arkadaşlarının alaylarına maruz kalanlarının da olduğu bu romandaki erkekler de, gidecekleri savaş ortamında her daim sevişmeye hazır Amerikalı "Jennifer"lar bulacaklarını zannediyor, bunun hayalini kuruyorlar. Bilgisayarlarında oynadıkları savaş oyunlarını savaş kamplarında da oynamayı sürdürüyorlar ve ileride yaşayacakları sıcak çatışmaların bu oyunlardan pek de farksız olmadığını sanıyorlar. Sürekli bağlantının kesildiği dizüstü bilgisayarlarında karşılarındakinin gerçekten kadın mı yoksa erkek mi olduğunu bilmedikleri rumuzlu insanlarla chat yapıp cinsel fantezilerini körüklüyor, doyuma ulaşmaya çalışıyorlar. Çoğunluğu erkek olan ordunun içindeki biricik kadın askerler de elbette bu fantezilerin başrollerine yerleşiyor, arkadaş aralarında gerginliklere neden oluyor.

 

Kışlanın içinde ya da dışında olmak

 

Paolo Giordano, romanına bir kahraman seçmekten ziyade, beş altı karakteri odak noktasına yerleştiriyor ve her birinin iç dünyasına tanıklık etme şansı buluyoruz. Bununla birlikte Egitto ve Rene'nin bir parça daha ayrıcalıklı konumları olduğunu söyleyebiliriz. Roman genel olarak üçüncü tekil anlatıcıyla yazılmışken, askeri doktor olan Egitto'nun birinci tekil anlatımıyla karşılaşıyor; onun geçmişine, bugün onu enkaz haline getiren ailesiyle olan ilişkilerine, kendisi ruhsal dengesini kontrol etmeye çalışırken ona emanet edilen askerler yüzünden duyduğu sorumluluk duygusunun üzerinde yarattığı baskılara tanıklık ediyoruz. Başçavuş Rene ise, ergenlikten yetişkinliğe geçişte kendini sıcak savaşın ortasında bulan bu erkeklere askeri disiplinle şekillenen bir mesafede dururken,  bir yandan da hepsini çocukları gibi görüyor. Aldığı her stratejik kararın onların yaşamlarını nasıl etkileyeceğinin ağırlığıyla yaşıyor ve yaşamaya mahkum kalıyor.

 

Sivil hayatta nasıl tecrübe kazanılıyor ve bir adım geridekilere aktarılmaya çalışılıyorsa, aynı “bilmişlik” ordudakilerde de kendini gösteriyor. Aldığı kararlarla henüz kendi içlerinde hesaplaşmamış, başlarına daha hangi bombaların düşeceğinden habersiz karakterler, yeni gelenlere "Daha yolun başındasın," diyebiliyor. Anlaşıldığı üzere, Giordano, testosteron ve milliyetçilik kokulu savaş kurmacalarını elinin tersiyle itip incelikli ve anlayışlı bir gözlemle insan psikolojisinde odaklanıyor. Kışlanın içinde ya da dışında olmak ne kadar fark ediyor? Devletin ve toplumun gözünde sadece bir asker olan bu genç erkekler, savaşta ölmedikleri ve sivil hayata döndükleri takdirde o kışlaların dışına ne kadar çıkabiliyorlar? Herhangi bir ajitasyonla karşılaşmadan bu genç erkeklerin “gülistan”larına dalabilir, kendi sorularınızı sorabilirsiniz.

 

 

 


 

 

 

* Görsel: Ali Çetinkaya

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.