Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Felsefe

Felsefe

Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru



Toplam oy: 1245

“Fotoğraf felsefesinin amacı, insan ve aygıt arasındaki mücadeleyi fotoğraf alanında ortaya çıkararak, sözkonusu karşılığa olası bir çözüm aramaktır”

Kameraya basit bir araçmış gibi bakamazsınız- tıpkı fotoğrafı herhangi bir ürün, hatta genel olarak meta diye kabul etmekle yetinemeyeceğiniz gibi. Belli birtakım fenomenolojik mülahazalar devreye sokularak bu konuda birtakım şık şeyler söylenebilir. Vilem Flusser’in “Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru” isimli eseri bu şık şeylerin üzerinde fazla durmaz. Onun için önemli bir aygıt olarak fotoğrafın yaşadığımız dünyanın gelişimi ve değişimi ile olan ilgisidir. Hayalbaz Yayınları fotoğraf dizisinden çıkan kitapta fotoğrafın teknik bir görüntü olarak ortaya çıkışından itibaren tüm evreleri ve modern düntyada fotoğrafın anlamı derinlemesine inceleniyor.

Flusser metninin ilk bölümünde fotoğraf ve metin arasındaki ilişkiyi tarihsel bağlamda masaya yatırıyor ve 19. Yüzyılda ortaya çıkan metin imparatorluğunun yerini yirminci yüzyılda görüntüler krallığının aldığı sonucuna varıyor.

“Metinperestlik 19. Yüzyılda çok kritik bir aşamaya gelmişti. Bu en açık anlamda tarihin sonu demekti. Bu anlamda tarih görüntülerin kavramlara dönüştürülmesi, görüntülerin açıklanması, gelişen kavramsallaşma anlamına geliyordu. Tam bu kritik dönemde teknik görüntüler icad edilmiştir. Ve tekrar metinler görsel olarak açıklanabilmiş, tarih de içinde bulunduğu güç durumdan kurtarilmıştır.”

Bir kurtarıcı görevi gören teknik görüntüleri deşifre etmek zordur. Geleneksel görüntülerde (resim gibi)  rastladığımız simgelere teknik görüntülerde rastlamak zordur. Geleneksel görüntüde izleyici ve anlam arasına görüntüyü oluşturan kişinin zihni girer ve örneğin resimde biz izleyici olarak resmi yapanın zihinden süzülenlerin tuval üzerine yansımasını görürürüz. Ancak teknik görüntülerde böyle bir araya girme sözkonuzu değildir. Teknik görüntülerdeki ana unsur kara-kutudur ve eleştiriler onun üzerinden gerçekleştirilmektedir. Teknik görüntüler geleneksel görüntülerin aksine aygıtlar tarafından üretilirler ve her yeni fotoğraf ile aygıt programının gizli yeteneklerinden biri ortaya çıkar. Vilem Flusser’e göre bu yeteneklerin bir sınırı yoktur ve her bir fotoğraf makinesinin özellikleri onu kullanan kişinin hayalgücünden daha geniş olanaklara sahiptir. Bu da demek oluyor ki, fotoğraf çeken bir kimse hiç bir zaman elindeki makinenin olanaklarını yüzde yüz kullanmaya muktedir değildir. Flusser metninin ilk bölümünde aygıt ve görüntü arasındaki ilişkiyi incelerken, kitabıının ikinci bölümünü görece daha çağdaş bir konuya ayırıyor; Fotoğrafik Evren.

Eseriyle bir fotoğraf felsefesinin temel metinlerini ortaya çıkaran Flusser, bu unsurlardan ilkini fotoğraflama davranışı olarak betimliyor. Fotoğrafçının fotoğraflama davranışı içindeki halini fotoğrafik ormandaki bir avcıya benzeten Flusser bu ormandaki çeşitliliğin tüketilemeyecek kadar çok olduğunun altını ısrarla çiziyor. Hiç bir fotoğrafçı olası bütün fotoğrafları çekmeyi düşünemezken, fotoğrafların dağıtımında tersi bir ilişki karşımıza çıkıyor.

Eserinin son ve belki de en önemli bölümünü fotoğrafların alımlanmasına ayıran Flusser’e göre burada iki türlü fotoğraflama davranışından bahsetmek mümkün. Anı fotoğrafı çekenler ve gerçek fotoğrafçılar. İsminden de anlaşılacağı üzere anı fotoğrafı çekenler gerçek fotoğrafçılara kıyasla ürettikleri üzerine felsefi yorumlar geliştiremeyeceğimiz kişilerdir. Çünkü bu türden fotoğraflama davranışı içerisinde olanlar genellikle ürettiklerini kendiliğinden oluşan görüntüler olarak yorumlarlar ve bu da bu türden fotoğraflar çoğaldıkça açımlamanın daha az yapılacağı gibi bir paradoksa götürüyor bizleri. Eserin bu bölümünde bu çağdaş paradoksu inceleyen Flusser, fotoğraf felsefesinin en temel metinlerinden biri olmaya aday eserini böyle bir felsefenin gerekliliğini anlatmakla sonlandırıyor:

“Fotoğraf felsefeisnin amacı; aygıtın egemen olduğu bir dünyada özgürlük olasılıklarının incelenmesi olmalıdır. Böyle bir felsefeye gerek vardır çünkü bu bizim tanık olabildiğimiz en son devrimdir”

Fotoğrafa kıyısından bucağından bulaşmış olan herkesin başucu kitabı olmaya aday olan ve neden bir fotoğraf felsefesine gerek vardır sorusunun cevabı niteliğindeki bu önemli eser, Hayalbaz Yayınları’ndan İhsan Derman’ın duru Türkçesiyle okuyucularını bekliyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Felsefe Yazıları

“Ve bugüne kadar istisnasız bütün devletlerin... nihai amacı olan ebedi barış, kötü savaşları bitirmemizi ve kendisine ulaşmak için en uygun görünen (belki de bütün devletlerin tek tek ve tümden cumhuriyetleşmesini sağlayan) bir anayasa kurmamızı talep eder.

“Girit’e kaçmak, Girit’te yaşamak, Atina’da ölmenin alternatifiydi. Fakat Sokrates Atina’da ölmeyi seçti. Sokrates, Girit’e felsefeyi sokmak uğruna yaşamını korumaktan ziyade, Atina’da felsefeyi korumak uğruna yaşamını feda etmeyi tercih eder. Eğer Atina’da felsefenin geleceğine ilişkin tehlike o kadar büyük olmasaydı, Sokrates, belki de Girit’e kaçmayı seçerdi.

“Sanat eleştirisi öğretmekle geçirdiğim uzun yıllar beni şuna ikna etti ki, bir imgeyi değerlendirmenin en iyi yollarından biri onu gözlemlemek ve üzerine düşünüp konuşmaktır. Sanat eleştirisi bunu gerektirir ve bu kitabın derdi de bu.

“... nesnelerin beni (özgür bir varlığı) nasıl etkilediği asla anlaşılır şey değildir. Ben yalnızca nesnelerin nesneleri nasıl etkilediğini kavrarım. Ama ben özgür olduğuma göre (ve ben, kendimi nesnelerin bağıntısı üzerine çıkarıp, bu bağıntının kendisinin nasıl olanaklı olmuş olduğunu sormak suretiyle olanım), ben asla hiçbir şey, hiçbir nesne değilim.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.