Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Felsefe

Felsefe

Kant Felsefesinin Politik Evreni



Toplam oy: 1226

“Ve bugüne kadar istisnasız bütün devletlerin... nihai amacı olan ebedi barış, kötü savaşları bitirmemizi ve kendisine ulaşmak için en uygun görünen (belki de bütün devletlerin tek tek ve tümden cumhuriyetleşmesini sağlayan) bir anayasa kurmamızı talep eder. Bu niyetin tam olarak gerçekleşmesi her zaman safça bir arzu olarak kalabilir, ama yine de edebi barışın yolunda sürekli çaba sarf etmemizi buyuran maksimden kesinlikle vazgeçmemeliyiz; çünkü bu bir görevdir...”

Hannah Arendt Lectures on Kant’s Political Philosophy’nin girişinde, metnin devamında savlarını değiştirecek olmakla birlikte, Kant’ın hiçbir zaman bir siyaset felsefesi yazmadığını ileri sürer. Hemen akabinde de Schopenhauer’e katılarak, Kant’ın hukuk öğretisinin sıradan bir insanın değil de bu büyük adamın elinden çıkmış olduğuna şaşırır. O’na kalırsa, Pufendorf’a, Grotius’a ya da Montesquieu’ya dönmek, Kant’a dönmekten evladır. Durum gerçekten bu mudur? Kant’ın hiçbir zaman bir siyaset felsefesi olmamış mıdır?

Kant’ın düşüncesi, felsefecilerce, doğru olmakla birlikte oldukça basmakalıp biçimde iki kısma ayrılır: Teorik felsefe ve Pratik felsefe. Kant’ın teorik felsefesi için referans her zaman Saf Aklın Eleştirisi olur; pratik felsefesi içinse Pratik Aklın Eleştirisi ve Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi sıralanır. Kant’ın “felsefelerine” ilişkin bu perspektif sinsi bir önyargı barındırır: “Kant’ın pratik felsefesi ahlâk felsefesinden ibarettir.” Aslında doğru anlaşıldığı takdirde bu “sinsi” önyargıda hiçbir sorun yoktur; ancak söz konusu ahlâk felsefesi politik olandan yüz çeviren, insanın toplumsal bir varlık olduğunu unutan, siyasal sorunlar karşısında kişiye ataletten başka çıkar yol göstermeyen bir ahlâk felsefesi olarak değerlendirilirse, Arendt ve Schopenhauer gibi “bu büyük adamın” düşüncesindeki darlığa şaşmak kalır bizlere.

Kant’ın Hobbes, Spinoza ya da Hegel gibi bütünlüklü bir siyaset ya da hukuk felsefesi kaleme almadığı doğrudur. Bu yüzden Kant’ta bir siyaset felsefesi arayanlar “Ebedi Barış Üstüne,” “Aydınlanma Nedir?” gibi kısa metinler ile Yargıgücünün Eleştirisi ve Ahlâk Metafiziği’ndeki kimi bölümlerden hareketle başlarlar arayışlarına. Bu metinlerin bağımsız olarak incelenmesi ise kimilerini Kant’ın “dar kafalı bir burjuva”  aydını olduğu sonucuna götürür. Gerçekten de Kant’ta, okuyanı bu yargıya ulaştıracak yeterince veri vardır. Örneğin “yüce” ve “güzeli” tartışırken kullandığı eril dil, güzeli kadına, yüceyi erkeğe yakıştıran söylemi apaçık cinsiyetçi ifadeler olarak görülebilir. Keza, hukuk durumunda direnişi ve devrimi yasaklaması da her koşul altında itaat emri olarak ele alınabilir. Öte yandan bu sınırlı okumaların ötesine, Kant felsefesinin bütünlüğüne dönmek, Kant’ı anlamak açısından yol gösterici olacaktır. Böyle bir çaba en az iki önemli sonuç doğurur. Öncelikle Kant’ın pratik felsefesinin “ahlâka sıkışıp kalmış” politik bakımdan kör bir felsefe olmadığını, aksine Kant’ın siyasal argümanlarının, hepsi olmasa bile pek çoğunun, etiğinde temellendiğini gösterir. İkinci olarak, Kant’ın siyaset felsefesinin bugün de dikkate değer tartışma malzemeleri sunduğunu teslim eder.

Kant Felsefesinin Politik Evreni böyle bir okuma çabası. Kant’ın teorik ve pratik felsefelerini içsel ilişkileriyle ve bütünlüğünde kavrayan yorumcuların metinlerine yer verilmiş. Ayrıca Kant’ın Teori ve Pratik adlı yazısının ilk Türkçe çevirisi de değerli bir katkı olarak kitapta yerini bulmuş.

Kant Felsefesinin Politik Evreni’ndeki metinler belirli soru ve sorunları çözmeye odaklanıyor. Çörekçioğlu metinleri seçerken problem merkezli bir bakış takınmış. Örneğin ilk metin, Wolfgang Krestling’in “Politika, Özgürlük ve Düzen: Kant’ın Politika Felsefesi” adlı metni, burada sözünü ettiğimiz temel soruna, Kant’ın bir siyaset felsefesi olup olmadığı sorununa dikkat çekiyor ve deyim yerindeyse Kant’ın siyaset felsefesini “görünür kılıyor.” Pierre Hassner’in metni, çağımızda yeniden cevaplandırılması gereken bir soruya, ahlâk ve politika arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuna Kant üzerinden yanıt arıyor. Kant’ta devrim ve tarih sorunu, Kant felsefesinde iletişimin yeri, Kant’ın siyasal düşünüşünden bir sivil itaatsizlik teorisinin türetilip türetilemeyeceği gibi sorular kitapta yer verilen diğer önemli başlıklar. 

Bununla birlikte kitap, Kant felsefesinin mutlak bir olumlaması olarak da değerlendirilmemeli. Hiçbir filozof hakikatin tek başına sahibi olmamıştır ve Kant da bir istisna değildir. Bu bakımdan metinlerde bir temellendirme çabası yanında Kant’ın eksikleri ve tutarsızlıkları da sergileniyor. Örneğin, Kant’ın mülkiyeti olmayanları politik katılımın dışında bırakmasının bir a priori ilke olarak Kant felsefesi içinde temellendirilemeyeceğinin gösterilmesi gibi. Ancak Kant’ın eksikliklerini sergileme konusunda en dikkate değer örnek Susan Mendus’un cinsiyetlerin rollerini sorguladığı metin. Mendus eğilimi kadına, aklı erkeğe yükleyen Kant düşünü içinde kadının akıl sahibi bir insan ve yurttaş olarak imkânını sorguluyor. Örnekler pek iç açıcı değil, karşımıza Aristoteles’ten bir adım öteye geçememiş cinsiyetçi bir Kant çıkıyor. Cinsiyetçi bir özgürlük filozofu?! Bu sorun da, Mendus değinmemiş olsa da başka sorunları çağırıyor. Aydınlanmanın o çok yücelttiği insanın aslında “Avrupalı, beyaz ve erkek” olduğu yollu bildik ve pek de temelsiz olmayan iddiaya geri dönüyoruz. Öte yandan Mendus bu çıkmaza Kant’ın etkin ve edilgin vatandaşlık ayrımı ve kendinin sahibi olma ilkesiyle yine içeriden bir çıkış yolu arıyor.

Ulusal ve uluslar arası çapta siyasetin giderek manipülasyon üzerinden şekillendiği, küreselleşmenin tür olarak insanı homojenleştirirken bir yandan insan haklarını içi boş birer kabuğa, yurttaşlık haklarını piyasanın rekabet alanına dönüştürdüğü günümüzde siyasalın temellerini yeniden sorgulamak tüm politik varlıkların kaçınılmaz görevi. Bir konumlanma noktası olarak Kant’ın siyasal perspektifiyle hesaplaşmak, mevcut politik sorunların çözümü için onun söyleyeceklerine kulak vermek de bu görevin bir parçası. Biz de Çörekçioğlu gibi Liebman’dan alıntılayalım: “O halde Kant’a geri dönelim!”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Felsefe Yazıları

“Girit’e kaçmak, Girit’te yaşamak, Atina’da ölmenin alternatifiydi. Fakat Sokrates Atina’da ölmeyi seçti. Sokrates, Girit’e felsefeyi sokmak uğruna yaşamını korumaktan ziyade, Atina’da felsefeyi korumak uğruna yaşamını feda etmeyi tercih eder. Eğer Atina’da felsefenin geleceğine ilişkin tehlike o kadar büyük olmasaydı, Sokrates, belki de Girit’e kaçmayı seçerdi.

“Sanat eleştirisi öğretmekle geçirdiğim uzun yıllar beni şuna ikna etti ki, bir imgeyi değerlendirmenin en iyi yollarından biri onu gözlemlemek ve üzerine düşünüp konuşmaktır. Sanat eleştirisi bunu gerektirir ve bu kitabın derdi de bu.

“Fotoğraf felsefesinin amacı, insan ve aygıt arasındaki mücadeleyi fotoğraf alanında ortaya çıkararak, sözkonusu karşılığa olası bir çözüm aramaktır”

“... nesnelerin beni (özgür bir varlığı) nasıl etkilediği asla anlaşılır şey değildir. Ben yalnızca nesnelerin nesneleri nasıl etkilediğini kavrarım. Ama ben özgür olduğuma göre (ve ben, kendimi nesnelerin bağıntısı üzerine çıkarıp, bu bağıntının kendisinin nasıl olanaklı olmuş olduğunu sormak suretiyle olanım), ben asla hiçbir şey, hiçbir nesne değilim.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.