Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Felsefe

Felsefe

Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları



Toplam oy: 29

“... nesnelerin beni (özgür bir varlığı) nasıl etkilediği asla anlaşılır şey değildir. Ben yalnızca nesnelerin nesneleri nasıl etkilediğini kavrarım. Ama ben özgür olduğuma göre (ve ben, kendimi nesnelerin bağıntısı üzerine çıkarıp, bu bağıntının kendisinin nasıl olanaklı olmuş olduğunu sormak suretiyle olanım), ben asla hiçbir şey, hiçbir nesne değilim. Ben, tümüyle kendime özgü bir dünyada yaşıyorum; ben, başka öz için değil, tersine kendi kendisi için burada olan bir özüm. Bende ancak yapıp etme ve eylem var olabilir; benden yalnızca etkiler çıkabilir”

Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler metni içinde sarfetmiş olduğu bu cümlelerle, madde ve düşünme kategorileri aracılığıyla kısır bir çerçeve içinde dönen materyalizm ile idealizm tartışmalarına nitelikli bir zemin kazandırır. Esas sorunu “başlangıç” ile ilgili bir kavramsal çerçevede değil de tarihteki belirleyicilik ilişkilerinin yönüyle ilgisinde tanımlayan Schelling her ne kadar Kant’ın düalizmine dayanan bir idealizm içinde hareket etse de, bu metinle, sorunu açıklığıyla ortaya koyan enfes bir “felsefeye giriş” dersi veriyor.

Fichte ve Hegel ile birlikte en güçlü temsilcilerinden biri olduğu Alman İdealizmi’nin, bilgi kuramı tartışmalarına tarih kategorisini ustaca ekleyen Schelling insanın tarihini, doğanın gelişiminin bir başka formadaki devamı olarak kurgulamış Kantçı düalizmi özdeşlik felsefesine çevirmeye çabalamıştır.

Doğanın tarihsel ve niteliksel sıçramalarla diyalektik olarak geliştiği savıyla doğa ve insan düşünmesini bir ve aynı çizginin sürekliliği içinde kavrama çabası Schgelling tarafından her ne kadar spekülatif bir tanrı kavrayışı içinde heba edilse de buradan açılan yol 19. ve 20. yy tartışmalarına muazzam bir nitelik kazandırır. “Dinamik Sürecin Genel Tümdengelimi” metnindeki “canlı doğanın kendisi, daha yüksek potensde kendisini yineleyen cansız doğadan başka bir şey olmadığı için” cümlesi Schelling tarafından öznenin etkin gücüne vurgu yapılarak kullanılsa da, düşünme tarihi içinde artık hiç kimse doğa ve insan arasındaki ilişkiyi birbirinden yalıtık iki özerk alan olarak ele alamayacaktır. Bu düşünme biçiminin bir adım ilerisi ise insan ve doğa arasındaki ilişkilerin toplumsallık vasıtasıyla dolayımlanması ve siyasetin bu üç alan arasındaki ilişkiler bağlamında düşünülmeye başlamasıdır. Doğa, insan ve toplumsallık bağlantıları üzerinden tanımlanan bir siyaset alanı zorunlu olarak materyalist bir siyaset algısını ortaya çıkarır ve bu ilişkilerin etkin gücü olarak emeği konumlandırdığınızda da Marx’ın materyalizmi ile karşılaşırsınız. Schelling’den öğrenilecek olan bir idealizmden Marx’a geçiş ilginç gözükse de, aslında bu kitabı okurken farkına vardığımız şey idealizm ile materyalizm arasındaki yarılmalar ve geçişlilikler kaba kategorileştirmelerden çok daha fazla önem gösterilmeyi hak ettiğidir.  

Doğa Felsefesi’nin yanında Transzendental İdealizm tartışmaları aracılığıyla insan düşünmesinin gelişimini insanın kendi bilme etkinliğinin nasıl gerçekleştiğinin tarih içindeki bir açınımına ve düşünmenin nesnelerinin bu yolda tüketilmesine bağlayan Schelling cansız doğa ve canlı doğa arasındaki birlikteliğin sürekliliğini böylece kurmuş olsa da Transzsendental idealizm ve dolayısıyla felsefe bilmenin, düşünme ile varlık arasındaki özdeşliğin mutlaklığını kavrayamaz; bunu yapacak olan Schelling felsefesinin en yüksek yetisi olan sanattır.

19. yy’da Alman İdealizmi’nin ve rasyonalizmin zirvesi olan Hegel’i, daha sonraki Alman düşünmesinin güçlü karakterlerini oluşturan Feuerbach ve Marx gibi düşünürleri anlamak için Schelling vazgeçilmeyecek bir kaynak. Sadece kendinden sonra gelenleri anlayabilmek açısından değil, aynı zamanda göstermiş olduğu referanslar ve tartışmalarının kavramsal haznesi ile kendinden önceki düşünürlerin de (özellikle de Spinoza’nın) üstüne ışığını düşüren ve onların çok daha nitelikli şekilde kavranmasını sağlayan bir düşünür Schelling.  

Ömer Naci Soykan’ın çevirisiyle, MVT yayıncılıktan çıkan kitap Türkiyeli okura Schelling’i ayrıntısıyla ve kendi metinleriyle tanıtan yegane kaynak niteliğinde. Soykan, kitap için Schelling’in felsefesini bütün yönleriyle tanıtan 15 metin seçmiş ve hakkını vererek bunları çevirmiş. Fichteci zamanlarının tartışmalarını içeren Felsefenin İlkesi Olarak Ben Üstüne, kendi sistemini ve özdeşlik kavrayışını tartıştığı “Transzendental İdealizm Sistemi”, ve son dönemlerdeki görüşlerinin bize aktarıldığı “Vahiy Felsefesi” makaleleri yanında Schelling’in sistemini taçlandıran sanat anlayışını gösteren “Sanat Felsefesi” ve “Plastik Sanatların Doğa ile Bağıntısı Üstüne” başlıklı makaleler kitabın ilgi çeken metinleri arasında. Bunlar dışındaki diğer metinlerin yanında, Ömer Naci Soykan Schelling’i anlamayı kolaylaştıran “Schelling Felsefesi” başlıklı uzun bir giriş, yaşamına dair bir kronoloji ve metinlerine dair bir zamandizin ile okuyucuya sesleniyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Felsefe Yazıları

“Ve bugüne kadar istisnasız bütün devletlerin... nihai amacı olan ebedi barış, kötü savaşları bitirmemizi ve kendisine ulaşmak için en uygun görünen (belki de bütün devletlerin tek tek ve tümden cumhuriyetleşmesini sağlayan) bir anayasa kurmamızı talep eder.

“Girit’e kaçmak, Girit’te yaşamak, Atina’da ölmenin alternatifiydi. Fakat Sokrates Atina’da ölmeyi seçti. Sokrates, Girit’e felsefeyi sokmak uğruna yaşamını korumaktan ziyade, Atina’da felsefeyi korumak uğruna yaşamını feda etmeyi tercih eder. Eğer Atina’da felsefenin geleceğine ilişkin tehlike o kadar büyük olmasaydı, Sokrates, belki de Girit’e kaçmayı seçerdi.

“Sanat eleştirisi öğretmekle geçirdiğim uzun yıllar beni şuna ikna etti ki, bir imgeyi değerlendirmenin en iyi yollarından biri onu gözlemlemek ve üzerine düşünüp konuşmaktır. Sanat eleştirisi bunu gerektirir ve bu kitabın derdi de bu.

“Fotoğraf felsefesinin amacı, insan ve aygıt arasındaki mücadeleyi fotoğraf alanında ortaya çıkararak, sözkonusu karşılığa olası bir çözüm aramaktır”

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
57% (41 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
22% (16 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
22% (16 oy)
Oy veren sayısı: 72

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun