Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Fikri Sabit

Fikri Sabit

Edebiyatta kaynak aktarımı



Toplam oy: 450
Yazarın nafakası yok. Ama keyfinin kahyası da yok. Ne isterse yazar ya da yazmaz. İşte burada devlet üzerine tereyağ sürülmüş bir dilim ekmekle çıkıveriyor karşısına.

İlk önce kısa bir hafıza tazeleme yapalım. İskender Pala bundan iki yıl önce, Nisan 2012'de muhafazakar sanat (MS) manifestosunu yayınlamıştı hatırlarsanız. Ortada muhafazakar edebiyat, muhafazakar sanat diye bir şey yokken, muktedirler kendilerini alkışlatmak için şarkıcılardan, yeteneksiz oyunculardan ve piyasa işi romancılardan başka bir şey bulamayıp saç baş yoluyorken, bu manifesto da nereden çıktı denmişti? Ne kadar da komikti, herhangi bir kültürel dayanağı olmayan, üretilen eserlerde hiçbir karşılığı bulunmayan bir şeyler için oturup tek bir kişinin manifesto yazması. İskender Pala, İstanbul'un en güzel yerlerinden birine kurduğu, kurulduğu çalışma masasında, gözlerini kısmış, boğazın aydınlık sularına baka baka bize bu maddeleri yazıp gönderivermişti, beyhude yere. Lakin sizler bizler, bu akla zarar manifestonun olmazlığını tartışıp dururken, birileri maddeleri almış başucuna koymuş harıl harıl çalışmaya başlamıştı bile. Bu maddeler doğrultusunda başyapıtlar üretmek için kollar sıvanmıştı. Derken kolların boşa sıvanmadığının da haberi geldi. Devlet artık yazarlara destek verecekti. Neye göre, kime göre destek? Efendim biz yine aldık sazı elimize, yazarlar açlık sınırında yaşamakta, devlet destek vermekte geç bile kaldı edebiyata ama bunun yolu yordamı olmalı falan diye, yine saf saf veryansın ederken, kollları sıvayanlar bu defa da önlerini ilikleyip devlet kapısına gitmiş, mütevazı başvurularını gerçekleştirmekteydiler birer birer.

 

Ve derken beklenen an geldi. Kızılca kıyametin koptuğu an. Devlet, dile kolay 400 bin küsur lirayı dağıttı bir kalemde. Durum ortada, bugünün piyasa koşullarında, bir edebiyat yapıtı en fazla 40 bin civarında satıyor ki bu bile sıradışı bir durum sayılıyor. Bu rakam bize bir yazarın çok sattığı taktirde dahi bir yılını, bir kitaptan kazandığı parayla geçiremeyeceğini gösteriyor. Verilen ödüllere bakalım: En fazla 15-20 bin lira veriliyor prestijli ödüllerle. Bir yılı yine çıkaramıyor yazar. Sonra yan gelirleri atlamayalım: Sağa sola edebiyat eleştirisi, dosyası yazsa, yazı başına alıyor en fazla 150-200 lira. Editörlük desen ayda bilemedin 2 bin falan. Kısacası, o bir yıl çıkmıyor işte. Yazarın nafakası yok. Ama keyfinin kahyası da yok. Ne isterse yazar ya da yazmaz. İşte burada devlet üzerine tereyağ sürülmüş bir dilim ekmekle çıkıveriyor karşısına. Gel diyor, bana gel. Maddelerimi belle de öyle gel! Bknz: Muhafazakar sanat manifestosu madde 6 - MS, sivildir; devlet eliyle kontrole karşı çıkar, devletin patron değil sponsor olarak katkı sağlamasından yanadır.

 

Evet, devlet parayı dağıttı. Ama kime ve neye göre? İşte bir gizem perdesi, biz tartışıp duruyoruz yine ama her şey maddelerde, madde madde gizli. Okumaya devam edelim. Madde 7- MS, din eksenli bir sanat değildir, ama dini duyarlıkları mutlaka dikkate alır. Madde 5 - MS, özgürlüğün ve özgür ortamların her sanatçı için kaçınılmaz olduğunu ön şart kabul eder. Ancak sanat adına yapılmış bayağılığa, kalitesizliğe ve ayrımcılığa karşı çıkar. Madde13- MS, kendi kültürel coğrafyasının farkında olup, kabuğunu beğenmeyen civciv kompleksinden varestedir.

 

Sizce paraların kime gittiği hâlâ belli değil mi? Bu maddelere uymayanların avucunu yaladığı belli değil mi? Dini duyarlığa sahip, özgürce uçup rezil olmak yerine kanadını kırıp oturan, batının kötü yanlarını bırakıp, iyi yanlarını alan ve kabuğuna aşık civcivler ödüllerini aldılar işte. Yok, öyle değil mi? O zaman görelim, öyle miymiş değil miymiş. Birkaç isim kamuoyu baskısıyla kendini açıkladı. Bu yeterli mi? Yazsın kitapların başında devlet desteğiyle yazıldığı, yayımlandığı. Tartışalım, eleştirelim metinleri, zihnimiz açılsın, biz de faydalanalım o edebiyatın üzerine esen ferah rüzgarlardan, yüreklere inen nurlardan.

 

Ve bu kıyametin içinde yer alan diğer bir kıyamet: Doğan Hızlan, İskender Pala, Metin Celal, Münir Üstün. Seçici kurulda yer alan isimler. İfade şöyle “Bu isimlerin yer aldığı konuşuluyor.” Eğer aldılarsa, yıllardır edebiyatımızın birkaç isim etrafında kurumsallaşma çabasının bizi getirdiği noktayı görüp saç baş yolmanın zamanı gelmiştir, diyorum. Hepimize geçmiş olsun.

 


 

>>> Kültür Bakanlığının maddi desteği hangi yazarlara gitti?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.

Eren Aysan, Hande Gündüz, Gaye Boralıoğlu, Şebnem İşigüzel, Menekşe Toprak ve Latife Tekin. Bu yıl hemen tüm edebiyat ödülleri kadın yazarlarımızın! Her şeyi bir yana koyup edebiyat adına ne kadar sevinçli bir yıl içinde olduğumuzu konuşacağız kanımca uzun bir süre.

Kadının yaratıcı gücünün, doğurganlığının önüne geçmek için yazılan bütün hikayelerde erkeğin kadını ve kendisini öldürüp kendisini kendisinden yeniden doğurması var. Âdem Havva’yı kaburgasından yaratıyor, Athena babasının kafasından doğuyor. İsa, kadınlardan doğup berbat ettiğimiz bu hayat için ölümü ve yeniden doğuşu müjdeliyor.

Yaşar Kemal bir destandı, gözlerini hayata kapadı, hepimizin başı sağolsun. Şimdi bizim için, şimdi dilimiz, sözümüz, edebiyatımız için yas zamanı. Bu, Anadolu’nun, bu halkın yası. Şimdi dilden dile, sözden söze bir destan dolaşıyor içimizde. Yaşar Kemal, bir destandı, dünya üzerindeki son büyük destan anlatıcısıydı. Orta okuldan terk, “romancı olan ilk köylü” yazarımızdı.

Geçtiğimiz günlerde zaman bize nitelikli okurun kendi kendisinin eleştirmeni olması gerektiğini söylüyor demiştim.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.