Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Geldi çattı yıldökümü zamanı

Yıl sonudur, cümlemizin muhasebe vakti. Eteklerde dökülen taş kalmayacak illa, olduk olmadık hesapların hepsi görülecek, etraftaki her şeyi derleme toplama telaşına boğazımıza yapışan, gözümüze sokulan listeler eklenecek. Bu kervana katılmamak mümkün mü, değil elbette, üstelik herkesin muhasebesi de kendine... Ben edebiyatı listelemek yerine (ki bu sadece o yılın çok satanlarını alt alta yazmaktan geçiyor anladığım kadarıyla) geçtiğimiz yılın hem göze çarpanlarını hem gözden kaçanlarını, hem çok konuşulup yer işgal edenlerini hem de kıyıda köşede kalanlarını sizin için şöyle bir kolaçan edip toparlayayım dedim. Buyurun 2009’un kısa edebiyat turuna. Herkese bol okumalı, iyi yıllar.

Edebiyat dergiciliğine can suyu verildi: Öncelik elbette bu satırları okumanıza yol açan Sabitfikir’e. E-dergimiz, bu alandaki kocaman boşluğu doldurmak ve ardından geleceklere yer açmak adına 25 Ağustos tarihinde elektonik ortamda yayına başladı. Edebiyat dergiciliğinin ölmeye yüz tutan bir yanına can suyu verildi de denebilir.

427 roman yazıldı: 2000’lerde başlayan roman yazma “çılgınlığı”, bu yıl tavan yaptı. Tam 427 roman ve bunun yarıdan fazlası “ilk roman”. Rakamlar mutluluk verici ama yazılanların ne kadarı okunabilir, işte onu hepimiz tartıştık, önümüzdeki yıllarda da tartışmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Aşk ve Gurur’u zombiler bastı: Pek de iyi oldu. Cin fikirli bir yayıncının edebiyat projesi olarak edebiyat dünyasına giren “Aşk ve Gurur ve Zombiler” tüm dünyada çok satanlar listelerinin üst sıralarına yerleşti. Bu proje, Jane Austen’ın edebi zekasının 2009 yılına bile uyarlanabileceğinin açık bir göstergesiydi.

Sema Kaygusuz “Yüzünde Bir Yer”i yazdı: Ve Ayfer TunçBir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”ni, Mehmet AnılForbes Cinayetleri”ni, İskender PalaKatre-i Matem”i, Gaye BoralıoğluAksak Ritim”i... 2009 yılının aklımızda ve gönlümüzde yer eden Türk romanları içinde işte ilk beşi.

Yılın hayalkırıklıkları: Arka arkaya yayımladığı “Ankara Polisiyeleri” ile gönlümüzde taht kuran Emrah Serbes’in “Erken Kaybedenler”i beklediğimiz parlaklıkta değildi ne yazık ki. Serbes erkeklerin ilk gençlik yıllarına dalmış ancak bu verimli alandan sadece tek bir sesle çıkmıştı.

Yılın diğer hayal kırıklığı ise Barış Müstecaplıoğlu’nun “Bir Hayaldi Gerçekten Güzel”i. Fantastik türde yazan ilk Türk yazarı olan ve kitap eleştirilerini keyifle okuduğumuz Müstecaplıoğlu’nun bu son romanına fantastiğin büyülü elinin değmemesi üzerimizde hayal kırıklığına sebep oldu.  

Ve Elif Şafak’ın “Aşk”ı. Kitabın satışıyla doğru orantılı üzerimizde yarattığı hayal kırıklığı. Bir türlü derinleşmeyen, içimize işlemeyen, hikayenin her yerinde yalnız ve yalnız yazarın sesini duyduğumuz bir roman olmuştu “Aşk”. Ama okumaktan da geri durmadık tabii. 

Tarihi değiştiren tarih kitapları: Yaşayan en büyük tarihçilerimizden Halil İnalcık’ın büyük çalışması “Devlet-i Aliyye” ile Cemal Kafadar’ın Osmanlı’da birey olmayı gündeme getiren “Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken”i kendi tarihimize bakış açımızı etkiledi. Osmanlı’da gündelik yaşam üzerine daha çok düşünmeye başladık.

Sade suya tirit Vampir hikayeleri: Bu yıl yayımlanan cümle vampir kitabının satış rakamları inanılmaz. Vampir kitapları akıl çağının gönlümüzde ve hayallerimizde açtığı derin boşlukları doldurmanın yeni popüler yollarından biri de ondan... Yanıtım sizi tatmin etmediyse eğer dergimizin 11 Aralık tarihli “Vampir Kitaplarını Neden Okuyoruz?” adlı dosya çalışmasına etraflıca bir göz atabilirsiniz.

Şifalı bitki kitaplarının ruha iyi gelmediği tecrübe edildi: Hangi kitapevine sorarsak soralım bu yılın edebiyat dışı en çok satanlarının şifalı bitkiler kitapları olduğunu gördük. Özellikle de Ahmet ve Elmas Maranki’nin “Şifalı Bitkiler”i.

Türk öykücülüğünün annesi Nezihe Meriç’i kaybettik: “Öykü bir yaşamdır, öykü bir iksirdir. Onsuz olunmaz” demişti, Türk edebiyatına “kadın yazar” olma durumunu kazandırmıştı.

Varlık ve Hiçlik 66 yıl sonra Türkçeye çevrildi: Jean-Paul Sartre’ın başyapıtı, onun felsefesinin kutsal kitabı kabul edilen “Varlık Ve Hiçlik” yazılışından 66 yıl sonra Türkçeleşti.

Herta Müller Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı: Herkese çok şaşırmak, Türk okur-yazarlarına ise depolarda tozlanan Herta Müller kitaplarını ortaya çıkarıp okumak düştü.

Çizgi klasikleri çok sevdikRomeo ve Juliet, Machbeth, Hamlet, Dava, Fırtına ve diğerleri. Çizgi klasikler 2009’un en keyifli yayıncılık projelerinden biri oldu hiç şüphesiz.

Yaşadığımız zamanın adı kondu: Post-entelektüel dönem! Hasan Bülent KahramanPost-entelektüel Dönem ve Edebiyat” adlı çalışmasında içinde bulunduğumuz dönemin, kültürel arayışın ve karmaşanın adını işte böyle verdi.

Kayıp Sembol bulunamadı: Dan Brown’un, daha önce yazdığı çoksatar romanların bir kopyasını çıkardığını gördük “Kayıp Sembol”de. Ve anladık ki çoksatan bir roman yok, ruhlarımızdaki kayıplara deva olsun, gerçek kayıp sembolü bize buldursun! 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.

Bugün “lüzumsuz”, “aylak” ya da Benjamin’in tabiriyle “flaneur” (boşta gezen, dolaşan) diye tarif ettiğimiz adam, bizzat şehrin insanıdır aslında. Bir şeyi “yapmamayı” tercih eder bu adam. Modernlikle yaralanmıştır ama yarasının neresinde olduğunu göstermekten acizdir. Çalışmayı da iş düzenini de reddeder. Uzun bir baygınlık hali yaşamaktadır. Her ilgisi gelgeçtir. Tutunamaz bir türlü.

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.