Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

İyi ki doğdun SabitFikir...

Bundan tam bir yıl önce elektronik ortamda can bulmuştu Sabit Fikir, açık fikirlilerin, özgür düşüncelilerin sabitfikri olma amacıyla yola koyulmuştu. İnsanın en temel dürtülerinden biri olan hikaye etme arzusunun köklerinde var olan edebiyatla bugün başdöndürücü bir ivme kazanarak hayatlarımızın ortasına yerleşen teknolojinin, bilişimin kesiştiği yerden doğmuştu Sabitfikir. Teknolojik gelişmeleri dışlamadan edebiyat aşkını yaşatma çabasının bir ürünüydü... Üzerine serilen ölü toprağına, tüm kıstırılmışlığına rağmen eleştiriyi yaşatmak, daha da özgürleştirmek gibi bir amacımız vardı başlangıçta, bir de profesyonel yazarların yanı sıra okurlara da dişe dokunur bir yazın alanı açmak, can çekişen edebiyat dergiciliğine yeni bir yön vermek...

Peki muvaffak olabildik mi? Yaşımız henüz daha “bir”. Adı üstünde, emekliyoruz. Alacak çok yolumuz var ve biz daha yolun en başındayız. Bu soruya en doğru yanıtı bizi okuyan okurlarımız veriyor elbette, eleştirilerini bize gönderen, yayımlanan yazılara yorumlar yazan okur/yazarlarımız.

Bir yıl boyunca kitaplara olan tutkumuzu, edebiyat aşkımızı kusurlarımız ve eksiklerimizle de olsa yansıtmaya çalıştık elimizden geldiğince. Sabitfikir’in yayın hayatına doğduğu bu yıl, hiç tesadüf değil, kanımca yayın dünyamızda taşların yerinden oynadığı, teknolojiyle kendine yeni bir yön vermeye çalıştığı yıl olarak hatırlanacak, şüphesiz. Tüm eksikleri, kusurları bir yana her şeyden önce Sabitfikir bu dönüşümün tam ortasında yer aldı. Ve ne mutlu ki, bu yeni oluşumun uç verdiği nokta da sanal sayfalarını her türlü düşünceye, eleştiriye açtı.

“Eleştirinin yollarının en tıkalı olduğu noktada duruyor, sanal dünya. Benim şu satırları yazdığım ekran, sizin bu satırları okuduğunuz ortam... Geriye dönüşümüz yok artık, çok tartışanlar, yerden yere vuranlar da dahil olmalı, kabul edilmeli artık ve internet, her şey bir yana edebiyatın ve eleştirinin özgürlük alanı olmalı(...) Önümüzde dipsiz kuyu misali uzanan, heyecanlandırdığı kadar kafamızı da karıştıran internetin sonsuzluğunda, hepimize hem biraz korku hem biraz haz veren o malum ipsiz sapsızlığında, ruhlarımızdaki sanallık ve endişeyi sabitlemenin, özgürlük arzusunu belirginleştirmenin vaktidir artık. Olduğumuz yerde durup beyhude tartışmalarla yeterince zaman kaybettik zaten. Ne edebiyat öldü, ne de eleştirisi. Sadece yeni mecralarını arıyor ve kim ne derse desin akıntıya karşı, körlemesine de olsa yolunu buluyorlar. İş ki biz komplo teorilerini içimizden atabilelim.

Özgür eleştiriyi ararken onun medyadan, yayın sektöründen azade olacağı günleri bekleyenler ise fena halde yanılıyorlar. Eleştirinin göbekten bağlı olduğu bu sektörleri yadsımadan, can sıkıcı bağımlılıklara düşmeden adaletli ve verimli bir ilişki kurmaktan geçiyor gerçek özgürlük. Yeniçağın edebiyatı ve eleştirisi yeniçağın ortamında gerçek anlamda can bulacağı günleri beklerlerken, internet de bu ilişkilerin en baştan, en sağlıklı ve adaletli şekilde yeniden kurulacağı yeni bir sayfa gibi duruyor önümüzde; ilk sözü eleştiriye veren, varlığını ona borçlu olduğunu bilenlerle arasında imzalayacağımız temiz sayfalar...”

Yaklaşık bir yıl önce kaleme aldığım bu satırlar SabitFikir’in temel yönelimlerinden birkaçını içeriyor ve bugün baktığımızda ortaya atılan adım sayısı son derece etkili bir ‘tek’ adım olarak görülüyor.

Yaşımızı doldurduktan sonra kısa süre içinde yeni bir yüzle, yeni yazarlarla karşınızda olmaya, önünüzde ilk sözü daima eleştiriye veren yeni temiz sayfalar açmaya devam edeceğiz. Bu doğumgünü yazısına, bir yıl önce yayın kurulumuzun kaleme aldığı çıkış bildirisinden satırlarla son veriyorum, nice yıllara...

“Bilgi paylaşmak içindir. İnternet'in sloganı bu. Teknolojiyi Orwell misali insanı köleleştiren bir boyut olarak görmüyoruz. Tersine, bize umut veren paylaşımcı, katılımcı, insanları din, dil, ırk ve cinsiyet ayırd etmeden yaklaştıran çoğulcu ve direngen yepyeni bir gücü hissediyoruz. Hissetmekten öte, günlük işimizde global ölçekteki bu bilgi paylaşımının içinde yaşıyoruz. Sabit Fikir de bu katılımcı ve paylaşımcı ahlaka uygun gelişsin istiyoruz. Kısacası, Sabit Fikir okurlarının katkılarına açık olacak, onlarla birlikte zenginleşecek. Katkılarınızı esirgemeyin.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.

Bugün “lüzumsuz”, “aylak” ya da Benjamin’in tabiriyle “flaneur” (boşta gezen, dolaşan) diye tarif ettiğimiz adam, bizzat şehrin insanıdır aslında. Bir şeyi “yapmamayı” tercih eder bu adam. Modernlikle yaralanmıştır ama yarasının neresinde olduğunu göstermekten acizdir. Çalışmayı da iş düzenini de reddeder. Uzun bir baygınlık hali yaşamaktadır. Her ilgisi gelgeçtir. Tutunamaz bir türlü.

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.