Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Kitaplar ölmeyecek!

Jean-Claude Carriere, Umberto Eco
Can Yayınları

E-kitap tartışmaları malumunuz, hatta belki tartışmamaları demek daha doğru, zira konuşulmaz ve fazla dillendirilmezse e-kitabın bir şekilde hayatımıza pek girmeden çıkacağını umanlarla, bu yeni teknolojiden en yüksek faydayı sağlamak adına sessizce bekleyip durumu görmek isteyenler belli ki aynı safta. Ama heyhat, biz sussak dünya susmuyor işte. İki ünlü bibliyofil, iki ünlü kitap koleksiyoncusu; İtalyan yazar Umberto Eco ile Fransız sinemecı ve dramaturg Jean-Claude Carriére, bir araya gelip kitaplardan konuşuyorlar uzun uzun ve bunu “Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın” adlı bir kitaba dönüştürüyorlar. Kitabın baştan sona ana izleği ise “kendi teknolojik devrimini yapmaya hazırlanan kitap”ın geçmişi ve muhtemel geleceği.

Kitap, tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir, diyor Eco ve devam ediyor: “Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız. Bir kaşıktan daha iyi olacak bir kaşık yapamazsınız. (...) Kitap değerini kanıtladı, aynı şekilde kullanmak üzere kitaptan daha iyisini nasıl yapabileceğimiz bir muamma. Belki bileşimine giren unsurlar gelişim gösterecektir, belki sayfaları kağıttan olmayacaktır artık. Fakat neyse o olarak kalacaktır.” Okumak için gerekli “maddi ortamı sağlayan” araç olarak kitabın biçimini pek fazla sorgulamıyor yazarlar. Kitabelerden tabletlere, papirüslerden kumaşlara, Gutenberg’e ve e-kitaba uzanan yolculuğunda kitabın nasıl korunabileceği, geçmişte nasıl korunmadığı, bilinçli bir şekilde imha edildiği veya aptalca ihmal edildiği üzerinde duruyorlar daha çok. Bugün gelinen nokta da pek parlak değil aslında. Modern veri depolama araçları çok narin ve kesinlikle uzun süreli değiller. Hele ki birileri gelip fişi çekerse elimizde sadece kitap kalıyor ister istemez mum ışığında okuyacak... Hal böyleyken, kitaplardan kurtulmamız da mümkün değil gibi görünüyor. Üstelik internet sanılanın aksine bizi görüntülerin değil, Gutenberg’in evrenine yerleştirdi tuhaf bir şekilde; daha çok okuyoruz ister istemez. Ve okuma-yazma bilmeyenlerin bu kültür ortamında hiç yeri yok. Kitaplar ve okuma eylemi teknolojiyle birlikte beklenmedik bir biçimde daha çok yer ediyorlar yaşamlarımızda.

Okumak cezalandırılmamış bir günahtır!  
Carriére de,  Eco da kitapların bugün kültür üzerindeki yıkılmaz etkisinin kökeninde bir parça da olsa kitaplı dinlerin etkisinin olduğunu belirtiyorlar. Sadece Müslümanlık, Yahudilik ve Hıristiyanlık değil, Budizm, Brahmanizm, Konfüçyüsçülük gibi dinlerde de kitaplara baş vurma geleneği var. Kitabı Mukaddes’te: “Kelam başlangıçta var idi ve kelam Tanrı idi” deniyor. Yazının yaradılışın sırlarıyla bilinmeyen bir ilişkisi olduğu sezdiriliyor insana. Hintlilerin Upanişhadlarındaysa durum daha başka: “Tanrıları yaratanlar kelimelerdir, tersi değil.”  Müslümanlıkta ise Hz. Muhammed’e oku, buyruluyor. Peygambere verilen ilk emir bu. “Peygamber, okuma bilmediğini, öğrenmediğini kabul etmek zorunda kalır. Bunun üzerine, dünyayı okuma ve okuduğunu dile getirme yetisi ihsan edilir ona. Din, Tanrıyla temas, bizi irfana yükseltir. Okumak esastır.”

Kitabın bu şekilde kutsallaştırılması, okuma ve yazma olgusunun, birbirini izleyen uygarlıklarda giderek kazandığı ve koruduğu önemi kanıtlıyor.  Ve zaman geçtikçe de okuma-yazma imtiyazı toplum içindeki küçük grupların elinden çıkıyor, topluma mal oluyor.

Kitabın kutsallaşma ve topluma mal olma tarihi,  elbette yakılan, yok edilen, sansürlenen kitapların da tarihi aynı zamanda. Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden Roma’nın yaptığı ilk işlerden biri paganizmin dini metinleri olan ve kadın kahinlerce yazılana Sibylla kitaplarını yakmak oluyor. Meksika’da kodeksleri yakan İspanyol keşişler, İskenderiye kütüphanesinin yakılması ve daha niceleri... Kitabın ateşle inişli çıkışlı bir ilişkisi var şüphesiz ve ona kutsallık mal eden kültür, gün geliyor günahları da atfedebiliyor pekala. Ama kitaplar çıkış yolunu bir şekilde buluyorlar her nasılsa; onları koruyan aydınlar ve dindarlarla, saplantılı koleksiyoncular ve sahaflarla, ve hatta kitap hırsızlarıyla!

Eco ile Carriére’nin kitaplar üzerine doyumsuz sohbetleri gelecekte kitabın öleceği kehanetinin şimdiden yalanlanması gibi. Başta da söz ettiğim gibi kendi teknolojik devrimini yaratmakta olan kitap hakkında daha çok konuşulması ve düşünülmesi gerektiğini de vurguluyorlar. Görülüyor ki okura daha kolay ve ucuza mal olan, yazarını ve çevirmenini ise maddi olarak daha çok tatmin eden e -kitaptan korkmanın bir anlamı yok artık bugün gelinen noktada. Üstelik yazarların editörlerinden, okurların ise kendi maddi ortamını bir şekilde yeniden yaratan kitaplardan vazgeçmeyecekleri ayan beyan ortadayken...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.

 

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.

 

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.

Her ne kadar kitabın 5000 yıllık serüveni desek de, birçok iyi okur için kitabın tarihi, kendi serüveniyle birlikte ilerlemiştir aslında. Bizi kitaplara çeken şey, biraz da kendimizden dışarı çıkmak isteğidir. Okuduğumuz her macera, her tez ya da antitez, kitapla bizim aramızdaki gizemli bir sözleşme gibidir. Bu anlamda okumak soylu bir eylemdir de.

 

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.

 

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.