Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Haber

Haber

Elif Şafak'tan eleştirilere cevap: Sessizlikte Bir Nota



Toplam oy: 733

Son kitabı Aşk'ın satışı 300 Bin'e varan Elif Şafak sadece para kazanmak için Mevlânâ hakkında yazdığı yönündeki eleştirilere Haber Türk'teki köşesinden "Sessizlikte Bir Nota" başlıklı yazısıyla cevap verdi:

Sessizlikte Bir Nota

Yurtdışında doktorasını yapan genç, başarılı bir Türk kadını anlatıyor: "Amerika'dayken gazeteleri takip ediyorum. O kadar moralim bozuluyor ki. Hiç mi birbirini seven yok bu ülkede diye konuşuyoruz eşimle. Sonra geliyoruz memleketimize. Bir bakıyoruz hiç de zannettiğimiz gibi değilmiş. Ailelerimiz, komşularımız, arkadaşlarımız, toplum kavgasız yaşıyor. O zaman anlıyorum, gazetelerimizdeki gürültü patırtı gündelik hayatta yok. Seviniyorum doğrusu. İyi ama eli kalem tutanlarımız neden bu kadar hırçın?"

Başkaları hakkında yazarken son derece temel bir gerçeği unutuyoruz galiba: Hakkında yazı yazdığımız kişilerin de insan olduğunu. Onların da yürek kafeslerinde bir kalp taşıdıklarını. Kalp ki camdandır, billur bir dünyadır. Bakıyorum gazetelere. Edebiyat dünyasından kimin ne kadar para kazandığı hakkında boy boy haberler. "Aşk ve Para" bağlantıları kurulmuş. İnsanın emeğinden kazanması ayıp sanki ya da sırf para kazanmak için Mevlânâ hakkında yazmışım gibi. Kinayeli, dikenli ithamlar.

Şair ve yazarlara fikirlerini sormuşlar. Bir kısmı sağolsun bir araba dolusu taş atmış. Kimi demiş ki: "Elif Şafak iyi bir yazar değil. Reklam ve pazarlama sayesinde satıyor." Kimisi demiş ki: "Bu kadar reklam bana da yapsalar ben de satarım." Marketing, reklam şirketleri, popüler kültür, efsaneler... Sonra telefonlar çalıyor. Gazeteciler arayıp "Filancaya ne cevap vereceksiniz?" diye soruyorlar. Halbuki ne filancaya ne falancaya cevap vereceğim. Polemik sevmiyorum. Gazeteleri takip ederken morali bozulan o gencecik akademisyeni hatırlıyorum. Kalemimi daha hayırlı işler için kullanmak istiyorum. Ama bir sebebi daha var polemiklerden uzak durmamın, en haksız eleştirmenime dahi cevap vermememin: Çünkü canım yanıyor. Çünkü inciniyorum. Çünkü ağırıma gidiyor. Çünkü robot değil, insanım.

Tasavvufta yollar kat etmiş manevi büyükler diyor ki: "Evlat, öyle bir kıvama gelmelisin ki, taş da gül de bir olmalı gözünde. Ne iltifata sevinmeli, ne yergiye üzülmelisin." Bense hâlâ güzel sözle mutlu oluyor, kötü sözle inciniyorum. Demek ki pişmemişim, pişmemişim, pişmemişim.

Eleştiri iki şekilde olur. Eleştirdiğin insanı ya daha ileriye götürmek ya dibe çekmek için. Birincisi "yapıcı eleştiri", yaraya merhem sürer gibi. İkincisi "yıkıcı eleştiri", keskin ve sirkeli. Yapıcı eleştiri ne kadar ağır olursa olsun başımın üstünde yeri var. Öğrenirim ondan. Öğrenirim kusurlarımdan. Seve seve. Ama hani şu dibe çekmeler var ya. Enerjim azalıyor. Moralim bozuluyor. Bazen romanlarımı yayınlamaktan vazgeçmeyi düşünüyorum. Yazmayı bırakamam ama hiç olmazsa yazdıklarımı kendime saklayayım diyorum. Ne gerek var bunca kem söz işitmeye?

Ama sonra bir okur mektubu geliyor beklenmedik bir yerden. Bir e-mail, bir kart, dolmakalemle yazılmış bir mektup, kurutulmuş bir çiçek, bir hayır duası. Kız öğrencilerin yaptığı kolyeler; Adana'dan, Batman'dan, Elazığ'dan tebrikler; hapishanelerden dokunaklı teşekkürler... Amasya'dan, İzmir'den, Konya'dan, Rize'den, Amsterdam'dan, Berlin'den, Boston'dan.... Romanımın, gönüllerinin kapısını nasıl araladığını, AŞK'ın onlara ruhdaş olduğunu anlatıyorlar. Gözlerim doluyor. İncinen yüreğimde hummalı bir tadilat başlıyor. Dedim ya, hamım daha, güzel söze seviniyorum.

Ve okurlar... Edebiyat okurları... O kadar çoklar ve o kadar azlar. O kadar özeller ve o kadar güzeller. Öylesine som, pazarlıksız, hakiki, samimi ve baki... Sevgili okur, sen olmasan bu hengâmede kurur pilim. Okur bil ki sana müteşekkirim.

"Bilenlerden misin, öğrenenlerden mi?" diye soruyor bir gönül dostum. "Öğrenenlerdenim, şükür" diyorum. "O zaman sevin" diyor. "Teşekkür et en haşin eleştirmenlerine. Kırıyorlar ya kalbini, sevin çünkü nefsine ağır gelen şeyde senin için hayır vardır." Haklı. Ve ben o yüzden yazıyorum bu yazıyı. AŞK'ı bir çırpıda karalayanlara, nefsime ağır gelen sözlerindeki sonsuz hayır için teşekkür ediyorum...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

1949-1950 yıllarında şair Orhan Veli Kanık öncülüğünde çıkmış edebiyat dergisi Yaprak’ın tüm sayıları erişime açıldı. 15 günde bir yayımlanan 28 sayılık dergi, 1 Ocak 1949 – 1 Haziran 1950 arasında Ankara’da basıldı. İlk sayısı 1 Ocak 1949’da çıkan dergide Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi gibi şair ve yazarların eserleri yayımlandı.

SALT, geçtiğimiz günlerde Tek ve Çok sergisi için hazırlanan, “Türkiye’nin büyücek bir şehrindeki bu hayalî apartman dairesinin” kesitini güncelleyerek çevrimiçi erişime açtı.Tek ve Çok, SALT’ın 80’ler sergilerinden biri olarak Eylül 2016’da SALT Galata’da açılmıştı.

Haruki Murakami’nin müziğe olan ilgisini bilmeyenimiz yok. Çocukluğundan beri müzikle bağı çok kuvvetli olan yazar hayli geniş bir müzik arşivinin de sahibi. Yazar 10 bini aşkın plaktan oluşan koleksiyonuyla Tokyo FM için 22 Mayıs Cuma günü özel bir yayın yapacak. Yazar aynı zamanda hayranlarından gelen soruları da yanıtlayacak.

Arter’in düzenlediği çevrimiçi rehberli turlar Haziran ayında da her Cuma saat 18:30’da gerçekleşecek.

Sinema odaklı internet sitesi World of Reel’de gerçekleştirilen bir ankete göre, 1990’lı yılların en iyi 40 filmi belli oldu. Ankete sinema dünyasından pek çok kayda değer isim katıldı. Toplamda 175 farklı kişinin oy kullandığı listenin zirvesinde usta yönetmen Martin Scorsese’nin Goodfellas adlı kült yapımı yer aldı. Listede ikinci sırada ise Quentin Tarantino’nun Pulp Fiction’ı var.

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.