Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Haber

Haber

İçinden edebiyat geçen !f filmleri



Toplam oy: 719

42 ülkeden 121 filmin gösterileceği 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali,12 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkıyor, 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğruyor. Bağımsız sinemanın çok iyi örneklerinin seyirciyle buluşacağı festivalde edebiyata bulaşan önemli filmler de dikkat çekiyor.  İşte program kapsamındaki, içinden edebiyat geçen filmler şöyle:

 

 


 

 

Birdman

 


 

Paramparça Aşklar Köpekler ve 21 Gram filmlerinin yönetmeni Alejandro González Iñárritu’nun merakla beklenen filmi Birdman, Michael Keaton, Emma Stone, Zach Galifianakis, Edward Norton, Naomi Watts gibi ünlü oyuncuları buluşturuyor. Bir zamanlar ikonik bir süper kahramanı canlandırmış ama artık gözden düşmüş bir aktörün, Raymond Carver’ın hikayesinden uyarlanan bir Broadway oyunuyla eski günlerine dönme çabasını anlatan film, Oscar yarışının da en güçlü adaylarından biri sayılıyor.

 

 


 

 

A Girl Walks Home Alone at Night (Geceyarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız) 

 

Kısalarıyla pek çok ödül kazanmış İranlı yönetmen Ana Lily Amirpour’un ilk uzun metrajı da olan film, İran’daki Bad City adlı bir hayalet kasabada geçiyor ve bu çivisi çıkmış kasabaya yeni gelmiş gizemli bir kadının hikayesini anlatıyor.

 

Western ve vampir türlerini karıştırıp sonunda bir aşk filmine dönüşen A Girl Walks Home Alone at Night, stilistik olarak Jean Vigo, Jean Cocteau, Luis Bunuel gibi yönetmenlerin filmleriyle, konusuyla da kült İsveç vampir filmi Let the Right One In (Gir Kanıma) ile karşılaştırılıyor. Siyah beyaz çekilen film aynı zamanda, estetiği ve ustaca tasarlanmış sahneleriyle David Lynch dünyasının garip gerçeküstücülüğünü ve Sergio Leone filmlerinin kaynayan gerginliğini bir araya getirdiği yorumlarıyla karşılanıyor.

 

 


 

 

The Tale Princess of Kaguya (Prenses Kaguya Masalı)

 

70’lerin kült animasyonu Heidi’nin yönetmenliğinin yanı sıra Grave of the Fireflies, Only Yesterday, My Neighbors the Yamadas gibi pek çok kült animeye imza atmış Isao Takahata’nın 14 yıl aradan sonra çektiği ilk film olan The Tale Princess of Kaguya (Prenses Kaguya'nın Masalı), yaşlı bir çiftin ormanda bulup büyüttükleri sihirli bir bebeğin masalsı hikayesini anlatıyor. Pek çok eleştirmenin hayranlıkla karşıladığı ve gerçek bir sanat eseri olarak nitelendirip yılın en iyi animasyonu saydıkları film, Ghibli Stüdyoları’nda sırf elle çizilerek ve sulu boyayla renklendirilerek yaratıldı. Film, The Tale of the Bamboo Cutter adlı halk masalından uyarlandı.

 

 


 

 

The Vanquishing of the Witch Baba Yaga (Büyücü Baba Yaga'nın Yok Oluşu)

 

Belgesel sinemacı Jessica Oreck’in kurmaca ve belgeseli karıştıran spiritüel ve şiirsel büyüleyicilikteki yeni filmi, ormanda bir kulübede yaşayan korkunç bir cadıyı konu alan bir Slav masalından yola çıkıyor.

 

 


 

 

Tokyo Tribe (Tokyo Çetesi)

 

Japon yönetmen Sion Sono, geçen yılın sıradışı yapımlarından Why Don’t You Play in Hell?’den sonra hayranlarını çok fazla bekletmiyor ve bu kez bir seinen mangası uyarlamasıyla karşımıza çıkıyor. Fütüristik bir dünyada sokak çetelerinin savaşını konu alan bu yakuza/çete/hiphop filmi, Walter Hill’in The Warriors’undan John Carpenter’ın Escape from New York’una, Julien Temple’ın Sex Pistols belgesellerinden Scarface ve hatta West Side Story’e uzanan sinemasal bir referansa sahip.

 

 


 

 

Regarding Susan Sontag (Susan Sontag Hakkında)

 


 

İlk gösterimini Sundance’te yapan ve Tribeca’da en iyi belgesel seçilen film, 40 küsur yıl boyunca Amerika’yı şekillendiren kültürel ve siyasi etkiler konusunda yazmış ve konuşmuş, neslinin ikonlarından Susan Sontag’ın hayat hikayesi. Arşiv görüntüleri, yazdıkları ve yakın çevresiyle yapılan görüşmelerden oluşan film, Sontag’ın yaşamındaki belirleyici anları yakın plan belgelemesiyle de çok önemli.

 

 


 

 

The Princess of France (Fransa’nın Prensi)

 

İki yıl önceki ödüllü Viola’sında Shakespeare’in Onikinci Gece’sine çalışan bir grup oyuncunun hikayesini anlatan Arjantinli yönetmen Matías Piñeiro, bir kez daha tiyatrocuların dünyasına dalıyor ve sahneden sanat galerilerine uzanan bir yolculuğa çıkarıyor izleyenleri. Babasının ölüm haberiyle birlikte Meksika’dan Buenos Aires’e dönen Victor adlı genç bir adamın burada sevgilileri, arkadaşları ve tiyatro arasında kalışını konu alan film, seyirciye yeni bir film izleme biçimi sunuyor.

 

 


 

 

Burroughs: The Movie (Burroughs)

 

Karanlık ve rahatsız edici eserleriyle ünlü beat kuşağının yaratıcılarından ABD’li yazar William S. Burroughs’un trajik ve sıradışı yaşamının bilinmedik derinliklerine inen Burroughs belgeseli, 31 yıl sonra restore edilmiş kopyasıyla gösterilecek. 80’lerin o tuhaf ve kendine özgü havasını bizlere hatırlatan bir armağan niteliğindeki film, yazarın takipçilerinin kaçırmaması gereken bir belge.

 

 


 

 

Three Stones for Jean Genet (Jean Genet İçin Üç Taş)

 

2013 nisanında Jean Genet’nin Fas’ın Laraş kentinde bulunan mezarını ziyaret eden Patti Smith, 30 yıl boyunca Genet için sakladığı taşları bırakıyor. Yedi dakika süren Frieder Schlaich imzalı film, işte bu yolculuğu anlatıyor.

 

 


 

 

The Color of Pomegranates (Narın Rengi)

 


 

Festivalin önemli bölümlerinden !f Kült’e bu sene Sergei Parajanov’un 1968 tarihli klasiği The Color of Pomegranates (Narın Rengi) konuk oluyor. Kafkaslar’da yaşamış en büyük ozanlardan biri kabul edilen Ermeni Artin Sayadyan’ın, nam-ı diğer Sayat Nova’nın (Şarkıların Efendisi) şiirlerinden esinlenerek, ozanın hayatındaki kırılma noktalarını oldukça imgesel bir dille perdeye aktaran bu kült film, 1968’de çekildiğinde konu itibariyle oldukça cesur bulunmuş, yönetmeni Sergei Parajanov’un tutuklanmasına ve hapis yatmasında gerekçe sayılmıştı. Yıllardır herhangi bir kopyasına ulaşabilmenin imkansız sayıldığı Narın Rengi, restore edilmiş kopyasıyla !f İstanbul’da seyirciyle buluşacak.

 


 

HC

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

"Evde Kal" günlerinde her türlü bilgi ve kaynağa ulaşmak adına hem dünyadan hem de Türkiye'den online kütüphane ve arşivler kitapseverlerin kullanımına açıldı. İşte araştırmacıların, meraklıların, kitap severlerin ve öğrencilerin ilgisini çekebilecek online kütüphane ve arşivler: 

 

 

Edebiyatımızın ilk “popüler” yazarı Ahmet Mithat Efendi’nin yayımlanmamış yazıları ilk kez okur karşısına çıkıyor. Koray Sarıdoğan'ın yüksek lisans tezinden hareketle tematik bir tasnifle hazırladığı, KalemKahveKlavye logosunu taşıyan e-Kitap dizisi, Dağarcık dergisi arşivinin ilk bölümü olan Dil ve Edebiyat Yazıları’na ayrıldı.    

 

Uzun soluklu edebiyat dergilerimizden biri olan Dergâh 30 yaşına bastı. Bu vesileyle Dergah okurları için hoş bir sürpriz yaptı ve 30. yaş hediyesi olarak Mart 1990 tarihli ilk sayılarını derginin mart sayısıyla birlikte hediye olarak verdi. Derginin okura bir başka sürprizi ise İsmet Özel’in bugüne kadar hiç yayınlanmamış Nurettin Topçu üzerine bir yazısını yayımlamaları oldu.

Metis Yayınları’nın üç ayda bir yayımladığı ve 2002 yılında yayın hayatı son bulan Defter dergisiyle Metis Yayınları’nın mevsimlik çeviri dergisi Metis Çeviri, arşivlerini internet üzerinde ücretsiz erişime açtı.

Yunus Emre Enstitüsü'nün Türk dünyası coğrafyasına yönelik hazırladığı Türk Dünyası Dergisi, Türkiye ve Yunus Emre temasına yer verdi.  Yunus Emre Enstitüsü'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Türk halklarının kültürel özelliklerini birbirine tanıtmak, dil ve kültürler arasındaki ortaklıkların farkındalığını artırmak ve yeni nesillere bu bilinci aktarmak amacıyla yayın hayatına başlayan T

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta