Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Mutsuz Kadınlar Dalgın Erkekler



Toplam oy: 29
Az Hüzünlü Bir Yer’in önemli bir kısmı, mutsuz ailelerin veya mutsuz ilişkilerin öykülerinden oluşuyor. Bu mutsuzluk genellikle kadınların gözünden aktarılıyor.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum? Her yazarın, bir zaaf gibi, bir refleks gibi, adeta “otomatik pilot”a bağladığı zaman yazdığı metinleri vardır. Bunu yazarın kendisi de fark edemez veya daha doğrusu, kendisi daha geç fark eder. Sanırım Az Hüzünlü Bir Yer’in gerçeküstü öyküleri yazarın bu reflekslerinden uzaklaştığı için öne çıktılar. Benim bir okuyucu olarak görüşüm bu. Kitapta en beğendiğim öykü olan Kelebek Takvimi hapishaneye girince koğuştaki bütün mahkûmları karizmasıyla avcuna almış bir dervişi anlatıyor. Dervişin duvara çizdiği takvim tamamen fantastik bir takvim. Kışın yazı, yazın kışı yaşayabiliyorlar. Derviş bu güce ve dolayısıyla bu etkiye sahip. Diyeceğim, Kelebek Takvimi, genel olarak kitabın karakteristik bir öyküsü değil. Büyülü gerçekçilik diyebileceğimiz bir anlatıma sahip. O halde kitaba asıl rengini veren gerçekçi öyküler neden bahsediyor, diye soralım.

 

Az Hüzünlü Bir Yer’in önemli bir kısmı, mutsuz ailelerin veya mutsuz ilişkilerin öykülerinden oluşuyor. Bu mutsuzluk genellikle kadınların gözünden aktarılıyor. Zaman zaman söz konusu mutsuzluğun anlatıcıları çocuklar oluyor. Kadınlar, kendilerini fark etmeyen, başını telefonlardan kaldırmayan erkeklerden bizarlar. Erkekler, dalgın, meşgul, yoğun… Sözünü ettiğimiz mutsuzluk, zaman içerisinde bir buhrana, bunalıma dönüşüyor. Bunalım ise hastalıklı, marazi bir hal alıyor. Aynur Dilber’in, hocası Güray Süngü’ye benzediği yerler işte bu “hastalıklı” hallerin anlatıldığı yerler. Kadınları mutsuz eden sebepler arasında, çocuksuzluk, diğer kadınların varlığı, erkeklerin anlayışsızlıkları gibi sebepler var. Yazar, tavrını kadınların lehine olarak belirlemiş.

 

KARAKTERLERİ CANLI VE SAHİCİ

 

Şunu da belirtmeli ki, öykü eleştirisi yazılarında, öykülerin içerikleri özetlenerek anlatıldıkları için, bu yazıyı okuyan kişiler, yazarların öykülerindeki anlatım başarılarını göremiyorlar. Aktardığımız tespit cümleleri oldukça genel ve alışıldık bir izlenim bırakıyor. Bunu engellemek için, her seferinde, eleştirmenin bazı açıklamalar yapması gerekir. Bu durum Aynur Dilber’in öyküleri için de geçerli. Örneğin Çok Sevenin öyküsü, bir fabrika işçisi olan genç kızın sevdiği erkeği başka bir işçi kıza kaptırışını anlatır. Böyle söylemek öykünün başarısını okura duyurmuyor. Özellikle şunu belirtmek lazım: Aynur Dilber, bir fabrika işçisi genç kızı başarıyla konuşturuyor. Günümüz öykücülüğünde, halktan tiplemelerin öykülerde böylesine canlı bir biçimde yer almaları pek görülmüş şey değil. Zira öykücülüğümüz giderek entelektüelleşiyor. Halkı anlatma başarısını göstermekte zorlanıyor yazarlarımız. Halktan karakterleri, ağzımıza yüzümüze bulaştırmadan, sahiciliğini vererek yansıtmakta mahir değiliz. Bunun sebepleri herkesçe malumdur. Sebepleri konuşarak zaman ve yer kaybetmeyelim ama bu bir hakikat. İşte Dilber’in başarısı burada başlıyor. Karadenizli olduğunu sandığım halktan kişileri öyküleştiriyor, portreliyor. Sahicilik duygusu vererek canlı karakterler var ediyor.

 

Gerçeküstücü bir üslupla yazıldığı halde gene kadın erkek ilişkilerine odaklanan, sembolik anlamda derin mesajlar içerdiğini düşündüğüm Dünyanın Son Harikası öyküsü, kitabın iki yönelimini bünyesinde birleştirmiş. Hem kadın-erkek ilişkilerini işliyor hem de bir rüya atmosferinde geçiyor öykü. Metinde konuşan kadınla karşısındaki erkeğin herkes tarafından izleniyor olması, aslında hayatlarımızın ne kadar şeffaflaştığını ve ne kadar savunmasız hale geldiğimizi gösteren sembolik bir anlatım. Buna bir de, geleneğimizde var olan, akrabaların evli çiftin hayatına gereksizce müdahale edişlerini eklemek yerinde olacaktır.

 

Aynur Dilber, bu kitaptaki Üç Tek, Dünyanın Son Harikası, Kelebek Takvimi, Çok Sevenin, Gök Yıldızları Kabristanı gibi başarılı öyküler üzerine düşünerek, kurduğu öykü dünyasını çeşitlendirmeye ve/veya derinleştirmeye çabalamalı. Az Hüzünlü Bir Yer, başarılı bir ilk kitap. Yukarıda ifade etmeye çalışmıştım; her yazarın bir “otomatik” tarafı var. İşte bu sakıncalı bir durum. Dilber’in refleksi de bu. “Mutsuzluklarını anlatan kadınlar” ifadesi ne kadar kolaycılık da olsa, bir anlamda yazarın bu refleksine işaret eder.

 

Son olarak belirtmek gerekirse, Aynur Dilber dili istediği gibi çekip çevirmekte çoktan ustalaşmış. Bu “usta” ifadesini bilerek kullanıyorum. Merak edenler, Ahnar öyküsünün birinci paragrafını okuyabilir. Uzun bir cümleden oluşan bu paragraf yazarın dile hâkimiyetini gösterir. Bir de şu cümle. Yazar iki karanlık adamı şöyle anlatır: “Her ikisi de devetüyü paltolarının içinde, kuyruk sokumunda silah taşıyan, bir kez olsun bir kuşun gagasını kanadına sürmesini hayranlıkla izlememiş adamlara benziyor.” (s.12) Edebiyat bundan başka nedir ki?

 

 

AZ HÜZÜNLÜ BİR YER
Aynur Dilber

İZ YAYINCILIK 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Söyleşi

Melike Yıldırım: Bazı kitaplar isimleriyle öylesine bütünleşirler ki sanki o kitabı başka hiçbir isim öylesine doğru bir şekilde anlatamaz gibi gelir.

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Her ne kadar kitabın 5000 yıllık serüveni desek de, birçok iyi okur için kitabın tarihi, kendi serüveniyle birlikte ilerlemiştir aslında. Bizi kitaplara çeken şey, biraz da kendimizden dışarı çıkmak isteğidir. Okuduğumuz her macera, her tez ya da antitez, kitapla bizim aramızdaki gizemli bir sözleşme gibidir. Bu anlamda okumak soylu bir eylemdir de.