Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Haber

Haber

Jane Austen ve Dostoyevski’den ilhamla: Gurur ve Ceza



Toplam oy: 6

Labirent Sanat 15 Şubat tarihine kadar İpek Yeğinsu’nun küratörlüğünde düzenlenen “Gurur ve Ceza” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor.  Sergi, Dostoyevski’nin eseri Suç ve Ceza ile Jane Austen’in romanı Gurur ve Önyargı’da işlenen temel kavramlardan yola çıkıyor. Her ikisi de 19. yüzyıl Sanayi Devrimi’nin travmatik etkilerini yansıtan eserlerde betimlenen ortam ile 21. yüzyıl Bilgi Toplumu’nun varoluşsal problemleri arasında bir paralellik kuran sergi, uygarlığın büyük değişimlerden geçtiği dönemlerde insanın özellikle etik ve aidiyet bağlamında yaşadığı ikilemleri, toplumsal yaşamın farklı yönlerine odaklanarak canlı bir kurgu içinde irdeliyor. Sergide, her bir sanatçının desen ve pentür ağırlıklı çalışmalarının yanı sıra, sanatçıları ve serginin çıkış noktasını oluşturan yazarları aynı zaman ve mekân düzleminde buluşturan bir oda yer alıyor. “Gurur ve Ceza”, böylece sanatçılar, yazarlar ve izleyiciler arasındaki sınırları eritmeyi; insan olmanın özüne dair hiç değişmeyen her ne ise, her birimiz adına ona dokunabilme olasılığının önünü mümkün olduğunca açmayı hedefliyor. Sergide Feyzi Çelikten, Gamze Zorlu, Sefa Çatuk ve Şeyma Barut’un işleri yer alıyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Daha çok İstanbul’u ve şehir insanını acısıyla-sevinciyle etkileyici bir biçimde kaleme alan Sait Faik Abasıyanık, beş hikâyesiyle izleyicilerle buluşuyor.

Geçtiğimiz eylül ayında İstiklal Caddesi’nde kapılarını açan Meşher’in Ukraynalı sanatçı Alexis Gritchenko’nun 1919-1921 yılları arasında yaşadığı İstanbul’u konu aldığı eserlerinden oluşan “Alexis Gritchenko - İstanbul Yıll

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.