Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Haber

Haber

Nobelli iki yazar İstanbul'da buluştu



Toplam oy: 771

Nobel Edebiyat Ödülü’nü 2006’da kazanan Orhan Pamuk ile bu ödülü 2012’de alan Çinli Mo Yan İstanbul’da buluştu.

 

Pasifik Ülkeleri ile Sosyal ve İktisadi Dayanışma Derneği (PASİAD) ve Türk-Çin Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜÇSİAD) düzenlediği “Çin’den Türkiye’ye 100 Entelektüel” projesi kapsamında bugüne kadar 94 entelektüel ağırlandı. Bu projenin en önemli misafiri ise Mo Yan'dı. Yazar, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdi.

 

 

Bu kapsamda Mo Yan, "dostum" dediği Orhan Pamuk'la da görüştü. 2008’de Pekin’de de bir araya gelen iki yazar, dün akşam Pamuk’un evinde buluştu. Mo Yan, Türkçeye çevrilen Kızıl Darı Tarlaları kitabını imzalayıp, Pamuk’a verdi. Pamuk da Mo Yan’ı Nobel ödülü için tekrar tebrik etti ve Nobel’i Asyalı bir yazarın almasından duyduğu mutluluğu dile getirdi.

 

Pamuk’un çalışma ortamından çok etkilendiğini belirten Mo Yan da, Türkiye’nin çeşitliliğine hayran kaldığını, Türkiye’yi sandığından çok daha gelişmiş bulduğunu dile getirdi. Çinli yazar, şu an Nobel’den sonraki ilk kitabını yazdığını hatırlatarak, yeni kitabının okuyucular tarafından eskiye oranla daha az beğenilmesinden endişelendiğini ifade etti.

 

 

Görüşmede Mo Yan ile Pamuk, birçok konuda görüşlerini paylaştılar. Mo Yan, iyi ya da kötünün yazar tarafından dikte edilemeyeceğini, buna okuyucunun karar vermesi gerektiğini söyledi. Pamuk’un, Nobel aldıktan sonra hayatında nelerin değiştiğine ilişkin sorusu üzerine de, artık daha çok tanındığını ve daha fazla kişi tarafından arandığını belirtti. İkili, daha sonra hatıra fotoğrafı çektirdi ve akşam yemeği yedi.

 

Asıl adı Guan Moye olan Çinli Nobel ödüllü yazar, bugün de Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşecek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Kayseri’de bulunan Meryem Ana Kilisesi, belediyenin gerçekleştirdiği restorasyon çalışmaları sonucunda Şehir Kütüphanesi’ne dönüştürülüp hizmete açıldı. 19. yüzyılda yapıldığı belirtilen kilisenin restorasyon çalışmaları bir süredir devam ediyordu. Kütüphane 25 bin basılı, 22 bin elektronik, 3 bin sesli olmak üzere 50 bine yakın kitapla hizmet sunuyor.

Sarah Jio’nun Türk okurlarına ithaf ettiği yeni kitabı “Acı Tatlı Hayat Hikayem”, Pena Yayınları etiketiyle yakın zamanda raflarda yerini almaya hazırlanıyor. Romantik edebiyatın çok satan popüler ismi Jio’nun yeni kitabının kapağını sevenleri belirleyecek.

Çağrıştırdıklarıyla bile içimizi üşüten kış geldiyse şimdi teselliyi kitaplarda bulmanın tam zamanı. Böyle düşünen New Yorklular da kışın kasvetinden kitapların sayfalarına gömülerek kurtulmak istemişler. Geçtiğimiz günlerden New York Halk Kütüphanesi’nin yayınladığı “en çok ilgi gören kar kitapları” listesi de bunun bir göstergesi.

Yunus Emre Enstitüsü, 2020 yılına özel, Türk kültür ögelerine ilişkin bilgilerin yer aldığı “Türk Kültür Ajandası” hazırladı. “Türk Kırmızısı” ve “Saray-ı Hümayun” temalarıyla, Enstitü uzmanlarının bir yıllık çalışmasıyla hazırlanan ajanda, Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nda düzenlenen sergiyle tanıtıldı. Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün farklı bölgelerinde sahnelenen dünyaca ünlü yazarların 10 klasik oyunu, 14-18 Ocak tarihleri arasında “Klasikler Haftası”nda 55 temsille Ankara seyircisiyle buluşuyor.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.