Sıkıntına sahip çık, onu kalem kahve ve klavyeyle besle | www.sabitfikir.com
Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

Sıkıntına sahip çık, onu kalem kahve ve klavyeyle besle



Toplam oy: 677

2010'da Koray Sarıdoğan'ın blogu olarak açılan KalemKahveKlavye, başka yazarların, çizerlerin ve fotoğrafçıların da katkısıyla zamanla online dergiye, ardından sürekli yayın halindeki bir edebiyat sitesine dönüştü. Üstelik bir de radyo ayağı var. Sitede Umberto Eco ve Orhan Pamuk'un söyleşi kayıtlarından “Albert Camus'nün Yabancı'sında Saçma Kavramı” adlı makaleye, Hakan Günday röportajından TÜYAP 2013 notlarına kadar pek çok içerik bulmak mümkün.

 

Sarıdoğan'la KalemKahveKlavye'yi konuştuk:

 

"Tüm içerikler özgün"

 

Sizi diğer edebiyat haber sitelerinden ayıran ne?

 

En önemli fark; haberler, incelemeler, edebi metinler olarak ayırmaksızın, tüm içeriklerin özgün olması. İlla alıntı yapılacaksa akademik titizlik içerisinde kaynak gösterilmesine olan hassasiyetimiz.

 

Daha önce birkaç yüz kez söylenmiş sözler veya tespitler yerine mümkün mertebe dokunulmayan yerlere dokunmak amacımız. Yani “Falanca Yazardan 7 Önemli Tavsiye” yerine “Edebiyat ve Yazar Müzeleri”ni derlemek ya da Ahmet Midhat’ın “Tartışmalardan Faydalanma Yöntemleri”ni anlatan hiç çevirisi yapılmamış bir Osmanlıca metni çevirmek daha önemli bizim için.

 

“İçerik olsun da, her şeyi yayınlarız” demek yerine nitelikli, belli bir zevkin ve tavrın ilgileneceği metinler yazıyoruz, hatta haberleri de bu şekilde seçiyoruz. Öncelikle nitelikli edebiyatı gözetiyoruz. Sözgelimi, çok tıklansın diye bir derleme veya alıntı metin yazmıyor ya da inceleme yapmak için ticari kaygılarla yazılmış kitaplarla, salt kâr amaçlı etkinliklerle zaman kaybetmiyoruz.

 

"Can sıkıntısı bir varoluş meselesidir"

 

Sizi kimler okumalı? Hangi okurun ilgisini çekeceğinizi düşünüyorsunuz?

 

Sitenin mottosu “Can sıkıntısı bir varoluş meselesidir” olarak yazıldı vaktiyle. Kastettiğimiz sıkıntı, boş zaman sıkıntısı değil; aksine, hayatın sınırlı ve sonlu oluşu karşısında “Daha fazla ve daha iyi ne üretebilirim” sıkıntısı. Üretemeyenler için de şöyle dedik: “Sıkıntına sahip çık, onu kelimelerle besle...” Çünkü kendi hayatlarımızda tecrübe ettik ki başka hazlar silikleşse bile kelimelerden alınan haz, diriliğini koruyabiliyor.

 

Seçtiğimiz haber konularında da, edebi içeriklerde de göstermeye çalıştığımız tavır bu.

 

Bir bakıma bu “varoluşçu” yaklaşımla diyebiliriz ki KalemKahveKlavye, yazılmış ve basılmış her şeye “edebiyat” muamelesi yapmayanların, varoluşunu sorgulayan, duygu ve fikirleri pazarlanmış haliyle yutmayıp bireysel ve manevi soslarla süsleyenlerin algılarına hitap edebilecek bir mecra.

 

KalemKahveKlavye'nin Facebook sayfasının adında "4k" ifadesi de var. Aynı şekilde radyonuzun adında da... Dördüncü k nedir peki?

 

Dördüncü k, başlangıçta kişisel blog olduğu için blog sahibinin adını simgeliyordu ama artık ekip işi olduğu için 4k ifadesini her yerden kaldırdık. Yalnızca Facebook kuralları gereği, oradaki adı değiştiremiyoruz. Dördüncü K artık yok yani. Ama dileyenler "kitap, kağıt" gibi şeyler koyabilirler.

 

 

Önümüzdeki günlerde hayata geçirmeyi planladığınız bir proje var mı?

 

İlkbahardan geç olmamak üzere sokağa ineceğiz, diyebilirim. Ayrıntılar sır olarak kalsın şimdilik.

 

Koray Sarıdoğan kimdir?

 

1987 yılında Ankara'da doğdu, Alanya'da büyüdü. 2009'da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nin (ÇOMÜ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olup İstanbul'a yerleşti. Bir yılık edebiyat öğretmenliğinden sonra, üç yıldır freelance metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. 2010'dan beri kurucusu olduğu KalemKahveKlavye'deki yazıların yanında bazı mecralarda hikayeler, denemeler ve incelemeler yazıyor. Yeni Türk Edebiyatı alanındaki yüksek lisans macerasını tamamlamaya çalışıyor. 2007'den bu yana yazdığı iki roman denemesini çöpe attı. Bu aralar ise yeni romanının son bölümlerini kaleme alıyor. Yalnızca metinleri değil hayatı da bir önceki günden daha iyi okumak ve yazmaktan başka pek bir amacı yok.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Ursula K. Le Guin yaşamı boyunca sinema ve televizyon uyarlamalarına mesafeli olmuştu, ancak fantazya ve bilimkurgunun erdemli sesini kaybetmemizin ardından, onun metinlerinden ilham alan projelerin sayısı da günbegün artıyor. Buna da pek azımız itiraz edebilir belli ki! Onun hakkında her gün bir şey okusak/izlesek sıkılmayız.

Orwell’in totaliter bir rejim alegorisi kurduğu Hayvan Çiftliği’nden şu cümle pek çoğumuzun aklındadır: "Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar daha eşit!" Kolayca insanlara uyarlanabilecek bir önerme.

2001 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen V.S. Naipaul, pek çok açıdan tam da çağımızın yazarıydı. Hint asıllı edebiyatçı, Trinidad ve Tabogo adalarında doğdu, Oxford'da öğrenim gördü ve yaşamının büyük bir kısmını İngiltere'de geçirdi. Sınırları, kimlikleri bulandıran hayatı her daim hareket halindeydi.

 

Murakami’nin müziğe olan sevdası malum. Bir dönem, üniversite eğitimini yarıda bırakıp Tokyo’da caz bar işleten Murakami için müzik hem maraton koşuculuğunun hem de yazıyla ilişkisinin vazgeçilmez bir parçası.

Pek çoğumuzun Kurt Vonnegut’la tanışması Mezbaha No. 5 ile olmuştur. Kendisi de II.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.