Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Haber

Haber

Türk Kızılay’ın dergisinin yeni adı: “1868”



Toplam oy: 5

Türkiye’nin ilk kurumsal dergilerinden biri olan Türk Kızılay dergisi, yayım hayatına kısa bir süre ara verdikten sonra, yeni bir solukla yeniden Türk halkının beğenisine sunuldu. Türk Kızılay’ın dergisinin yeni adı ise 1868 oldu.

15 Eylül 1921 tarihinde yayımlanmaya başlayan Türk Kızılay dergisi o zamanki adıyla Hilâl-i Ahmer Mecmuası olarak raflardaki yerini almıştı. O tarihten bugüne Cumhuriyetimize tanıklık eden dergi, bir yandan Kızılay’ın faaliyetleri hakkında haberlere yer verirken, bir yandan da afet, kan, ilkyardım, sivil savunma konularında halkın bilinçlenmesinde önemli bir rol oynadı. 2019 Kasım ayındaki özel sayısıyla tekrar yayın hayatına başlayan ve adı kuruluş tarihinden hareketle 1868 olan Türk Kızılay’ın yeni dergisi bu kez farklı bir konseptle ele alındı. 1868 adıyla yayımlanmaya başlayan dergi, 10 bin adet basılıyor ve ayda bir olarak yayımlanıyor. Bayilerde 10 TL olarak satışa sunulan derginin içeriğinde özel dosyalar ve haberler, ünlü simalar ile yapılan röportajlar, köşe yazıları, tarih, sağlık, spor, gezi, kültür-sanat sayfaları yer alıyor. Dergi bu yönüyle, “renksiz” bir kurum dergisi olmaktan öte, herkesin keyifle okuyabileceği bir format ilgililerin beğenilerine sunuluyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Kültür, sanat ve eğlence dünyası D&R, akademisyen ve tarihçi Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan’ın yeni kitabı “Bunu Herkes Bilir” için sanat camiasının da katıldığı bir davete ev sahipliği yaptı.

Üsküdar Belediyesi tarafından, her sene geleneksel olarak düzenlenen Kitap Fuarı’nın 6’ncısı 8 Şubat’ta başlıyor. Fuarın Onur Konuğu Prof. Dr. Sadettin Ökten, Onur Yazarı ise Teoman Duralı.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.