Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Arşivi

En çok okunanlar  


Yayın sektörü nasıl büyüyor? Bir muammanın çözülüşü…

"Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre, 2013'te Türkiye’de 47 bin 352 kitap yayınlandı. Toplam 536 milyon 259 bin 40 adet kitap üretildi (Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullara ücretsiz dağıttığı ders kitapları dahil). Bu kitaplar için 330 milyon 17 bin 405 adet bandrol satın alındı.


2013’e sorsam, devlet destek verir mi?

Tam Sabitfikir ekibinin hazırladığı yıl sonu edebiyat değerlendirmelerini didik didik edip yılın en önemli edebiyat olayı nedir diye düşünüp durmaktayken, birim başına düşen olay/felaket sayısını nefes kesici bir şekilde arttıran ülke gündemi imdadıma yetişti. Evet giderayak “edebiyat eserlerinin desteklenmesi hakkında” çıkan yönetmelikle sarsıldı bünyem ve de gündem.


Ayıkla ayıkla bitmedik

Dışarıdan bir müdahaleyle yürütülen, bir yanıyla zoraki bir toplumsal dönüşümün içinde bazen birer birer, bazen topluca ayıklanıp, kenara atılıyoruz ne zamandır. Öyle de çokmuşuz ki ayıkla ayıkla bitmiyormuşuz sanki. Ne ekonomik hesaplar, ne politik el değiştirmeler fikrimi değiştiremiyor artık.


Dön bebeğim!

Biliriz ki aslında insanın içinde yaşadığı tek bir dünya vardır; dil. Kendi yarattığı evrene, kendi koyduğu kurallarla hapsolmuş insanın dil dünyası… Bu dünyanın en bize ait olmayan yeri ise elbette yazı. Dilin kurallarının en teknik, bize en uzak alanı yazının içinde dolaşan yabancılarız hepimiz. İstemediğimiz bir kaderi oturup kendimiz yazarız!


“Bir lisan ki tamamiyle bir insan olsun!”

Halit Ziya Uşaklıgil’in modern Türk romanının ilk örneği olarak kabul ettiğimiz Mai ve Siyah’ı Tepebaşı’nda bir çilingir sofrasının etrafında başlar. Kahramanımız, genç şair-gazeteci Ahmet Cemil, yemenin ve içmenin sonunda düşüncelerini, şiirlerini hiç beğenmediği, “sevmemek mümkün olduğu kadar” sevmediği Raci’yle küçük bir şiir tartışmasına girer ve şiir üzerine düşüncelerini açıklar.


Zamanının yürek atışı, başkaldırının yazarı Doris Lessing

Doris Lessing, çok çok uzak bir gelecekte geçen karanlık bir dünyanın hikayesini anlatır Mara ile Dann adlı romanında. Kuraklıkla, savaşlarla, açlıkla ve hiçlikle örülü bir dünyada Mara, kadınsı özelliklerini yitirmemenin, yeniden doğuşun simgesidir.


Bir bahane bulunur, yeniden okunur…

Bazıları vardır, döne döne okursunuz. Her bir cümlesini, kelimesini, sustuğu yerleri ezberlersiniz. Yazarının sesi sesinize, hikayesi hayatınıza karışsın ister gibi okursunuz. Sanki okumak gibi değil de, yaşamak gibi, her gece merakla rüyaya yatmak gibi… Bazıları ise bir köşede, en son koyduğunuz yerde durur yıllarca. Bir türlü geri dönemezsiniz, eliniz gider gider gelir.


Değişen kelimeler

Dil üzerine düşünenler bilirler, dilden başka bir hayatımızın, dilden başka bir dünyamızın olmadığını. Duygusal ve zihinsel bütün sınırlarımızın dille çizildiğini… Bu dünyayı değiştirmenin, sınırları kaldırmanın, sözlerden başlayıp dili değiştirmekle olacağını ise edebiyatçılar bilirler. Anlamı değişen bir sözcük, hayatı da değiştirebilir pekala.


Aydınlıkta fuar bilmeceleri

Evet sevgili okurlar, bir kitap fuarı dönemine daha girmiş bulunuyoruz. Bu defa bir değişiklik yapayım, her şey olup bittikten sonra söylenmek yerine, kitap fuarları bağlamında sorularımı, gönlümden geçenleri önceden bildireyim dedim yayın alemine.


Aşığım, hidayete eriyorum, tarihim muhteşem, suçum kriminal, hayatım popüler roman!

Müzikte arabeski, siyasette İslam hareketini, edebiyatta da popülizmi doğuran 80’ler… Hıristiyanlıkta İsa’dan önce İsa’dan sonra neyse, bizim için de hep 80 öncesi ve 80 sonrası… Popüler romanın içimizden taşıp fışkırması, yayın piyasasını, edebiyatı neredeyse ele geçirmesi de bilindiği gibi 80’lere denk geliyor.

Söyleşi

Melike Yıldırım: Bazı kitaplar isimleriyle öylesine bütünleşirler ki sanki o kitabı başka hiçbir isim öylesine doğru bir şekilde anlatamaz gibi gelir.

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Her ne kadar kitabın 5000 yıllık serüveni desek de, birçok iyi okur için kitabın tarihi, kendi serüveniyle birlikte ilerlemiştir aslında. Bizi kitaplara çeken şey, biraz da kendimizden dışarı çıkmak isteğidir. Okuduğumuz her macera, her tez ya da antitez, kitapla bizim aramızdaki gizemli bir sözleşme gibidir. Bu anlamda okumak soylu bir eylemdir de.