Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Arşivi

En çok okunanlar  


Bir blog açtım, bütün hayatım değişti

Adı blogosfer, evet itiraf edeyim ki seviyorum ben bu atmosferi. Bir kere kelimenin tam anlamıyla karnavalesk bir ortam; rengarenk, kışkırtıcı, ilhamlarla dolu, hareketli, değişken. Üstelik rüyasal hafızayla işliyor; buraya nereden geldim, şimdi okuduğum, şimdi baktığım ne ki, diye düşünemiyorsunuz bile.


Edebiyatın çölüne hoş geldiniz ya da Gülten Dayıoğlu’nu nasıl bilirdiniz?

Hayat yoğun bir jöle kıvamında yine bu hafta; akmıyor da yapışıyor sanki. Yine bolca laf, değişen mevzular ve yine edebiyat ortalarda hiç gözükmüyor. Bir fuar geldi geçti, edebiyatın bu kadar az konuşulduğu bir hafta olmamıştır herhalde. Ters korelasyon dedikleri bu mudur acaba? Mimar-mühendis yazarlar cevaplar mı beni zorlasam, bilemiyorum.


İhanetle buz kesmiş, entrikalarla kavrulmuş bir dünyanın gündemi

Bu haftanın gündemi bir hayli karışık, İstanbul Kitap Fuarı oldu mu zaten hep böyle olur, fuar tam olarak gündeme oturmaz, biraz kaynar, okur kitap ayraçlarına takılır, kitaplara pek ulaşamaz… Neyse… Fuar, savaş, oralardan yükselen edebi, protest sesler var gündemde.


Şiirden hayat çıkaran... Bir garip Orhan Veli

Bundan tam 62 yıl önce 10 Kasım tarihinde Ankara’ya bir haftalığına gider Orhan Veli. Yaprak dergisi kapanmıştır çoktan ve artık Ankara’da yaşamıyordur, ama gider. Neden? Belki bir arkadaşı görmek için, belki geçmişten kalma bir alacağın peşindedir, kim bilir.


Şairin dalgınlığa gelmek isteyeni

Didem Madak… Beyaz, çilli, kadın, şair… O annesinin ölüsünü şiirle yıkamak istemiş ya, ben de onu varlığını yokluğunu ölüsünü dirisini şiirle yıkamak istiyorum kaç gündür, yüksek sesle okuyorum, çamın dibinde mercanköşke ve limon ağacına doğru giden sesin yankısından medet umuyorum


Duygu ve düşünce

Türkiye’nin en iyi sinema dergilerinden birinin Ekim sayısında, son dönem yıldızı parlayan genç yazarlarımızdan birisi ilginç bir röportaj vermiş.


Dünyanın ilk aşıklarından tarih ve arkeoloji dersleri

Son günlerde taş devrinden kalma, yan yana gömülmüş iki insan iskeletinin resmi geziyor sosyal medya ortamlarında. Onlar belki de dünyanın en eski aşıkları, ölümün bile ayıramadığı... Ama biz ne şekilde hayal edersek edelim uzmanlar bu iki insanın kardeş, akraba, hatta ana-oğul falan da olabileceğini söylüyorlar.


Nedir bu normal?!

“Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özüme sel gizli gizli
Bir tenhada cân cânanı bulunca
Yaralar sinemi yar oy yar oy
Dil gizli gizli, dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle gider yar oy yar oy
Yol gizli gizli, yol gizli gizli.”


Freud Jung’a küsmüş, çağın cinsi hep erdişi!

Yaşam öykülerini oldum olası sevmem. Gerçeklik ve samimiyet duygusu baskın olsun diye kurguyu feda ederler ya hep, işte ondan. Oysa yaşam kurgunun kendisidir, hele ki kaleme alınanlar. Ya da en basitinden şöyle sorayım: Anıların şahsi kurgularımız olmadığını kim söyleyebilir? İş ki yazarken ve anlatılırken bu göz ardı edilmesin. Kupkuru bir narsisizme kurban olunmasın.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.