Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Delikleri tıkamak için yalanları kullanınız




Toplam oy: 997
Ozan Can Özübal
Raskol'un Baltası
İtlaf, bir ilk roman, daha doğrusu bir ilk novella. İç burkultucu, hazmı zor bir hikayenin üstesinden, kendine özgü bir üslup kurarak gelen bir yazarla tanışıyoruz.

“Gecenin karanlığında yanarak koşan bir köpek görseniz ne yapardınız? Ben iPhone’umla fotoğrafını çekerdim.” demiş, yalan söylemiş. Yoksa İtlaf'ı niye yazsın? Yanan bir köpeğin kendisine niye dönüşsün durduk yere? Yanan köpek ne demek, bir fotoğraf belki şimdi gözünüzün önünde kanlı canlı acıyla ve merhametle çakıp duran. Ya da edebiyatın içine yanmadan girilmeyeceğini bilen, sezgisi kuvvetli bir yazar adayının imleyicisi... Merhamet, vicdan, zalimliğin tüm karanlığı ve acısıyla yanan bir köpek olabilir pekala edebiyat, ve yazar buna bir kılıf, bir hikaye uydurarak düş gücünüzü kontrol edebilir. iPhone’la fotoğraf çekme numarasına gelmeyin, Ozan Can Özübal’ın İtlaf'ına gelin…

 

 

 

 

 

 

 

“İnsan ne zaman bir insanı öldürür?” diye soralım ilkin ve Özübal’ın yanıtlarına geçelim:  “Eşcinselleri öldür, ırkçıları da öldür, iyi müslüman olamayanları öldür, arabana çarpan otobüs şoförünü, ayağına işeyen köpeğin sahibi zengin piçi, ayak parmaklarının arasını sıvazladıktan on dakika sonra sana taze fasulye pişiren üvey anneyi, bir türlü tatmin olmayan müşteriyi, perdelerini kapatırken senin evine son bir bakış sallayan komşunu, (…) yanlış nota basan basçını öldür. Sana bozuk süt satan markete bomba at. At demişken, 6’lıyı yatıran atı da, jokeyini de öldür. Evlenme teklifi alacağın gece üzerine şampanya döken garsonu da, eğilen garsonun göğüslerine bakan müstakbel kocanı da öldür. Çok sevdiğin için John Lennon’ı öldür.” Bir ölüm kalım hikayesiyle karşı karşıya olduğumuzu anlamışsınızdır artık.

 

 

 

 

Dört kahramanımız var bu ölüm kalım hikayesinde: Köpek itlafçısı Toprak, onun kundakçı kardeşi Oğuz, kimsesiz bir çoban köpeği ve köpeği çalan Mahir. Sade, sade olduğu kadar insanın içini yakan bir hikaye bu. Hayat başıboş köpekleri ortadan kaldırarak geçim yolu bulmuş Toprak için oynanan bir oyun sanki. Kardeşi Oğuz’a buldukları çoban köpeğinin dostluğu iyi geliyor, bu köpekle kurduğu ilişki onu ateşten uzaklaştırmaya yarıyor iç burkultan bir şekilde. Ancak ergenlikten kafası ve ruhu bulanmış toy Mahir’in erkekliğini kanıtlama çabası "abi, kardeş, kimsesiz çoban köpeği"nin güç bela kurdukları aksak ritmi bozuyor işte. Köpek, Mahir tarafından çalınıyor, köpek dövüşlerine sokuluyor. Ve sonrası kana bulanıyor hikayenin, kahramanların. Tesadüflerin de yeri var burada, intikamın da; öfkenin yeri olduğu kadar vicdanın da yeri var.

 

 

 

 

 

 

 

 

İtlaf, bir ilk roman, daha doğrusu bir ilk novella. İç burkultucu, hazmı zor bir hikayenin üstesinden, kendine özgü bir üslup kurarak gelen bir yazarla tanışıyoruz. Tüfek, ateş, dövüş, yaşam mücadelesi, erkek ergenliği ve kendini kanıtlama çabalarıyla pek çok eril öğenin altını çizen bir üslup Ozan Can Özübal’ın üslubu. Kısa, kendinden emin cümleler, her şeye uzak bir mesafeden bakan üçüncü tekil kişinin di’li geçmiş zamanı ve geniş zamanla içimize uzanan, yüreğimizi sıkan yazar eli, yazar sözü birbirini destekler, birbirini var eder nitelikte. Bütün bunların yanı sıra okur için bırakılmış boşluklar da mevcut. Bu boşluklar ki İtlaf'ı etkileyici bir novella haline getiren; yazarı, yazarın sözünü içimize oturtmayan, bu ağır hikayeyi bir nebze olsun hafifletebilen… Hafifler mi peki bir ağır hikaye gerçekten diye soranlara yazarla beraber cevabımdır: “Yalanlar su geçirmezdir. Delikleri tıkamak için onları kullanabilirsiniz.”

 

 

 

 

Bütün bunlara, başından sonuna hikayeye eşlik eden on üç genç çizerin desenlerini de ekleyince haftanın en şahane kitabı oluyor İtlaf. Türk edebiyatında keşif yapmak, geleceğe kalacak yazarlardan fal tutmak isteyenlere duyurulur.

 

 

 

 

 

(Manşette kullanılan görsel Carina St.Martin'e aittir.)

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Kitabı iki gün önce okudum.''Dövüş Kulübü'' tadında bir kitap.
Kitabın içinde yer alan çizimlerde ayrı bir tat katmış.
Bence bu bir novella değil, öykü.Yazar üzerinde biraz daha çalışıp demlenmeye bıraksaymış çok daha çarpıcı bir eser olabilirmiş.
Kitabı okuduktan sonra ''Toprak'' ismini çok daha iğrelti buldum. Karakterler için isim kullanılmasaymış daha etkili olurmuş. Kitapta bir kaç adet ciddi hata var , iyi bir editörel çalışma görmediği açık.BENCE ,
bu ''şahene bir kitap'' değil. Evet hoş , umut veren bir eser ama kesinlikle şahane bir kitap değil.

38%
62%

Bir şey şimdiden iğreti duruyor gibi geldi bana ; ''Köpek itlafçısı Toprak''. KarAkter için seçilen isim bana çok yapmacık geldi.Bir köpek itlafçısı ile o ismi bağdaştıramadım.Tabiki önyargılı yaklaşmayıp kitabı okuyacağım.Bu sadece benim mi dikkatimi çekti diye merak ettim.

37%
63%

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Uzun bir tren yolculuğunun ardından Weimar’a ulaştığımda sadece yirmi bir yaşımdaydım. Genç yaşımda yapmak istediğim, Goethe’nin hayatının bir kısmını geçirdiği şehre gitmek ve kendime belki bir parça “ışık” bulmaktı. Tam olarak ne aradığımı bilmez halde şehre indiğimde 21 yıl önceydi ve internet yaygın değildi. İstasyon görevlisine en yakın gençlik evinin nerede olduğunu sordum.

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta