Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Edebiyatı görmek!




Toplam oy: 1048
Kolektif
Kolektif Kitap

"Genç ve hevesli bir yayınevinin titizliği, aynı derecede genç, hevesli ve başarılı çevirmenler, ana akımın dışında kendine yer bulmuş çok önemli illüstratörler ve uygarlık tarihine damgasını vurmuş edebi anlatılar buluyorum Grafik Kanon'un sayfalarında."

 

Üç cilt olarak tasarlanmış çalışmanın ilk cildi için böyle yazmışım vakti zamanında. Şimdi elimde üçüncü Grafik Kanon var ve aynı hevesle, aynı düşünceler içinde geziyorum sayfalarında. On dokuzuncu yüzyılın sonundan yirmi birinci yüzyıla uzanıyor edebiyatın içinde bu sefer... Peki, bu zaman aralığına düşen edebiyat kanonları hangileridir? Neye göre belirlenebilir? Kanon tartışması uzundur uzun olmasına ve net yanıtlar vermek başlangıçta güç gibi görünse de eserler kısa bir bakış attığınızda bile suda yüzen tahta parçaları gibi birer birer gelip takılıverirler ağınıza.  Edebiyatın üzerine topyekun düşen bir huzursuzluk, bir endişe gölgesidir kanon, evet ve bu endişeden beslenip çoğalır. Muhafazakarlık ve değişim arasındaki o gerilim, ciddi bir eğlence duygusu da taşır içinde üstelik. Grafik Kanon’a seçilmiş eserlere baktığımızda hem bu gerilimi hem de sözünü ettiğimiz keyif duygusunu içinde taşıdıklarını görüyoruz.

Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği’yle başlıyor söz konusu zaman aralığındaki görsel-edebi gezinti. Hani Conrad’ın Kongo’da nehir gemisiyle ve yaya olarak seyahat ettiği altı ay boyunca gözlem ve deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı Karanlığın Yüreği... Vahşetle, kötülükle ilgilenen ama bütün bunları doğrudan kınamayan, büyüleyici, tartışmalı bir metin.    
Medeni insanın, modernleşmeye başlamış bireyin içindeki karanlığı anlatan Karanlığın Yüreği’ni Matt Kish sayfa sayfa resimlemiş bir ilüstratör. Grafik Kanon da onun çalışmasının içinden seçilmiş on sayfayla açılıyor. “Burası da, dedi Marlow ansızın, dünyanın en karanlık yerlerinden biri”, diye başlayan ve “yeryüzünün en ücra köşelerinden birine uzanan durgun suyolu kapalı göğün altında, kederle, hudutsuz bir karanlığın yüreğine akıyordu sanki”, diye biten on sayfayla.

 

İlginçtir ki, Grafik Kanon’un açılışını yapan metinlerden biri de, aslında bir edebiyat eseri olmayan, Sigmund Freud’un Rüyaların Yorumu... Bastırılmış anılar, Oedipus kompleksi, libido, cinsel enerjilerin yüceltilmesi, serbest çağrışım, nevroz, haz ilkesi, ölüm dürtüsü, penis hasedi, Freudyen dil sürçmesi, bilinç ve bilinçdışı, id, ego gibi hem bu zaman aralığında insanlık tarihine hem de edebiyata, sanata damgasını vurmuş kavramların yaratıcısı Freud’un kendi üzerine yaptığı bu destansı analiz, yirminci yüzyılın kanonları arasında yer alıyor.  
    

Diğer bir açılış metni olan, Oz Büyücü’sünde ise nefis bir sürpriz var. Hikayeyi çizen Graham Rawle, Dorothy’nin meşhur ayakkabılarını kitaptaki orijinal gümüş rengine çeviriyor ve kitabın filminde yasaklanan Çekiçkafa gibi karakterleri görsel olarak geri getiriyor. Çalışmadaki diğer süprizlerden biri, yirminci yüzyılın dil bakımından en hayranlık verici eserlerinden biri olan Lolita’yı Sally Madden’ın sözsüz olarak çizmesi. Bir diğeri, Pulitzeri ilk alan kadın şair Edna St. Vincent Millay’in Orman Kıyısında Şarkı Söyleyen Kadın’ıyla karşılaşmak.

 

Geriye ise Halil Cibran’ın Deli’si, Colette’in Caniko’su, Joyce’un Ulysses’i, Faulkner’ın Ses ve Öfke’si,  D.H. Lawrence’ın Tırpancılar’ı, Hemingway’in Renk Meselesi, Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı, Sartre’ın Bulantı’sı, Camus’nun Yabancı’sı, Kerouac’ın Yolda’sı, Beckett’ın Godot’yu Beklerken’i, Sylvia Plath’in Sırça Fanus’u, Anais Nin’in Günlükleri, Eco’nun Foucauld Sarkacı, Ballard’ın Çarpışma’sı ve tüm diğerleri kalıyor…

Çalışmanın kapanış yazarıyla sonlandırayım ben de. David Foster Wallace’ın Türkçede ne yazık ki yayımlanmayan Tükenmeyen Nükte’si edebi kanon olarak kabul edilen en yeni edebiyat metni olarak kabul ediliyor eleştirmenlerce. “Bak arkadaşım, yaşadığımız dönemin karanlık ve aptalca olduğunun hepimiz farkındayızdır herhalde ama her şeyin ne karanlık ve aptalca olduğunu sahnelemekten başka bir şey yapmayan bir edebiyata ihtiyacımız var mı? Karanlık dönemlerde iyi sanat dediğin dönemin karanlığına rağmen hayatta kalan ve parıldayan insaniyeti ve büyüyü bulup ona kalp masajı yapan sanattır. Gerçekten iyi bir edebi eser, yansıttığı dünya görüşü ne kadar karanlık olaursa olsun o dünyayı yansıtırken onun içinde insanca hayatta kalabilme olasılıklarına ışık tutar”, diyen ve 2008 yılında kırk altı yaşında, intihar eden Wallace… Daha az yalnız hissetmek için okumak gerektiğini düşünen Wallace. Eserleriyle de yaşamıyla da iyi bir kapanış yazarı oluyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.