Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Edebiyatın ruhuna değen...




Toplam oy: 1296
Behçet Çelik
Can Yayınları
Behçet Çelik, eleştiri konusunda düşüncelerini belirtirken, malumu ilan ediyor belki ama, günümüz eleştiri ortamında sözleri, ateşe atılmış bir çiçekten ziyade çölde açan çiçekler kadar değerli geliyor.

Behçet Çelik, öyküleriyle tanıdığımız, romanlarıyla bildiğimiz, edebiyat eleştirileriyle ilgilendiğimiz bir yazın insanı. Çelik’in denemelerini bir araya getirdiği Ateşe Atılmış Bir Çiçek ise sanırım edebiyat üzerine son zamanlarda görüp göreceğimiz en dikkate değer çalışma.  Bunun üç önemli sebebi var: Birincisi ve her şeyden önemlisi elbette Behçet Çelik’in dili, ikincisi eleştiriye dair son derece net, derinlikli düşünceleri ve üçüncüsü yazarın edebiyat sevgisiyle yoğrulmuş yüreği-yürekliliği.

 

 

 

 

 

 

 

Sondan başlamak isterim, yani kitapta yer alan son denemeden... Eleştiri ve Metnin Ruhu başlığı altında eleştiri üzerine düşüncelerini ifade etmiş Behçet Çelik ki bu düşünceler yazarları ve yapıtları ele alış biçimine de ışık tutar nitelikte.  Edebiyat eleştirisinin amacı nedir, diye soruyor öncelikle. Metni çözümlemek, yorumlamak, paylaşmak… Hepsinden bir parça ya, edebiyat eleştirisinin temel derdi, metnin ruhunu yakalamak ve göstermektir, diyor. Peki bu ruhu nasıl yakalayacak eleştirmen? Dil sürçmelerini görmesi, yazarın değil metnin ideolojisini kavraması, feminist edebiyat eleştirisini ve psikanalitik okumaları göz ardı etmemesi, sezgilerini yanına alması ve hatta edebiyat eserinin artık bir meta olarak dolaşıma çıktığını unutmaması… Eleştirinin neye odaklanacağını belirleyen metin ise eğer, eleştirmen de metnin kaygısının çok-satarlık olduğunu sezdiğinde dikkatini buna odaklayacak, dönemsel eğilimleri araştırmak zorunda hissedecektir kendisini, diyor. Bu, altı çizilmesi gereken, yeni, ve hatta geç kalmış bir tutum Türk eleştirisi için. Yazarın feminist okumalara karşı tutumu da öyle. Ataerkil bir düzenin dile sızan, edebiyatı kavrayan-kapsayan yapısını eleştirel bakış açısının uzağına koymak, feminist okumaları dışlamak bugün artık imkansız olmalı. Behçet Çelik, eleştiri konusunda düşüncelerini belirtirken, malumu ilan ediyor belki ama, günümüz eleştiri ortamında sözleri, ateşe atılmış bir çiçekten ziyade çölde açan çiçekler kadar değerli geliyor.

 

 

 

 

 

 

 

Ve gelelim Sait Faik’e, Sabahattin Ali’te, Suat Derviş’e, Tomris Uyar’a, Vüs’at O Bener’e, Selim İleri’ye, Memduh Şevket Esendal’a… Behçet Çelik, bu yazarların dünyasında gezinip ürettikleri metinlerin ruhunu yakalamaya çalışırken Türk edebiyatının ruhuna da değiyor sanki. Ateşe Atılmış Bir Çiçek'in kanımca en dikkate değer yönlerinden biri bu. Türk edebiyatının gözbebeği olan isimlerin yanı sıra kendini saklamış, sırlamış, çeşitli sebeplerden unutulmuş yazarları da bize hatırlatıyor, kimileriyle tanışmamızı sağlıyor Çelik. Toplumsal dönüşümün içinde kaynayıp duran orta sınıf insanının yazarı olarak F.Celalettin, ‘ötekiyi yazan bir öteki’ olarak karşımıza çıkan Osman Cemal Kaygılı, dışarıyı özleyen bir yazar olarak Ayhan Bozfırat’ın dünyasında gezerken, edebiyat çarkının işleyiş tarzı üzerinde de düşünüyoruz. Ve Türk şiirinin büyük şairini, Nazım Hikmet’i yüzden fazla öyküye imza atmış bir yazar olarak yeniden tanımak, yeniden düşünmek… Açıkçası tadına doyulmuyor. Ateşe Atılmış Bir Çiçek, eleştiriyi edebiyatın en etkili yankısı olarak kabul etmekten vazgeçmeyen edebiyatseverin başucu kitabı olacak, hiç şüphem yok…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.