Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Eve Dönmenin, Evi Bulmanın Yolu: İkinci Hayat




Toplam oy: 36
Eserlerinde daha çok edebiyat eleştirisi üzerinden kültürel imgelerimizi, Türkiye’yi, toplumu anlamaya gayret eden Gürbilek, yine yolundan şaşmadan ilerleyen denemeler sunuyor biz okurlarına: “Yer duygusu” üzerine, “ev” üzerine, “yurt” üzerine düşünüyor bu sefer daha çok.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder. Bu çağrıyı, “bilinmeyene sıçramak” olarak da ifade eden May, oldukça güzel bir metaforla açıklar bu bilinmeyene olan çağrıyı: “…kimsenin gidip de bize yol göstermek için dönmediği bir ormana dalmaya çağrılıyoruz.”

Deneyim, gelenek, birikim ya da adına her ne derseniz, bizi biz yapan ve geçmişin yere sağlam basan ayaklarının izinden giderek ileriye adım atmamıza ket vuran bir modernkapitalist dünyada yaşıyoruz. Ne kaçmanın mümkün olduğu, ne sistem içinden kovulanın bermurad olabildiği bu çağda, kendi benliklerimizi kendimize mürşit kılıp o bilinmezlik ormanına tek başımıza girmekten başka seçeneğimiz var mı? Hele ki koronavirüs günlerinde terazisi iyiden iyiye dağılan şimdiki zamanda, kabuğumuza çekilmek zorunda kaldığımız evlerimiz bile bizi o ormanın bilinmez vahşetinden koruyabilir mi? Yoksa, evlerimiz de o ormanın bir parçası olmaya mı başlayacak yavaş yavaş? Tam da bu ve benzeri sorular kafalarımızı daha çok meşgul ederken, Nurdan Gürbilek’in İkinci Hayat adlı deneme kitabı düşüverdi önümüze. Eserlerinde daha çok edebiyat eleştirisi üzerinden kültürel imgelerimizi, Türkiye’yi, toplumu ve insanı anlamaya gayret eden Gürbilek, yine yolundan şaşmadan ilerleyen denemeler sunuyor biz okurlarına: “Yer duygusu” üzerine, “ev” üzerine, “yurt” üzerine düşünüyor bu sefer daha çok. Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Barış Bıçakçı’ya, Nuri Bilge Ceylan sinemasından popüler bir TV dizisi olan “Çukur”a kadar onlarca farklı başlık üzerinden eğiliyor bu kavramlara Gürbilek. “İnsan yalnızca dünyanın üzücü tarafında oturur,” diyen Fransız düşünür Gilles Deleuze’den ilhamla, Nurdan Gürbilek de bu dünyadaki yerimizi sorguluyor bir bakıma tüm denemelerinde. Elbette döne döne, altını çize çize okuduğumuz, altını çizdiğimiz yerleri tekrar tekrar okuma isteği uyandıran Nurdan Gürbilek denemelerinin en temeldeki gücü, yazarlar ve eserler üzerine incelikle tuttuğu büyütecidir. Yazarlar ve eserlerinden yola çıkarak, Oğuz Atay’ın kaleme almaya ömrünün yetmediği ama hepimizle birlikte yaşayan “Türkiye’nin Ruhu” meselesine düştüğü dipnotlar, Gürbilek’in edebi eleştiriye getirdiği en özgün boyuttur diyebiliriz. Cemil Meriç, Tanpınar, Vüs’at O. Bener, Oğuz Atay başta olmak üzere, Türkiye’sini dert edinmiş yazarların etrafında ördüğü bu eleştiri kozasına İkinci Hayat kitabında çağdaş Türk yazarlarını ve en önemlisi de Nuri Bilge Ceylan’ı da eklemiş Gürbilek. Kitabın “Taş, Kuyu, Kader” başlıklı sekizinci bölümünde ele aldığı NBC sineması üzerinden yaptığı saptamalarla, Ceylan karakterlerinin becerikli ya da beceriksizce saklamaya çalıştıkları kederli kader yaralarını iyiden iyiye gözler önüne sermiş: Taşrayı, yani uzak gibi görünen o yakını; belki de ta kendimizi. Tekrar yazının başına, yani hepimizin çağrıldığı ama hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı o hayali ormana dönecek olursak… Aslında özetle, o karanlık ormana bir şekilde giren ve bizlere eserleriyle seslenmeye, “Siz de bu kör kuyuya düşmeyin, dikkatli olun!” diyenlerin cümlelerinin altını çiziyor Nurdan Gürbilek, tüm eserlerinde olduğu gibi bu denemelerinde de. Yer Değiştiren Gölge adlı kitabının “Kemalizmin Delisi Oğuz Atay” başlıklı yazısında Atay karakterleri için kurduğu “…düşünmekten yaşamaya fırsat bulamamış, ‘hayat bilgisi’nden yoksun, bu yüzden de zihinlerindeki doğrularla birlikte evde kalmış, çocuk kalmış…” tanımlaması içerisindeki bizlere sesleniyor yeniden. Son olarak, şunu da belirtmeli: Portekizli yazar ve şair Fernando Pessoa’nın en meşhur eseri olan Huzursuzluğun Kitabı’ndaki bir tanımlamadan alıyor kitap adını:
“Bazen düşünüyorum da, düşlerimi birleştirerek kendime kesintisizce akacak ikinci bir hayat kursam ne hoş olurdu...
acısını da keyfini de yaşayacağım, ikinci bir hayat.” Edebiyat eserleri, filmler, modern hayatın sonu belirsiz bir kurmaca olarak sunduğu hayatlarımız, içinde olsak da adresinden pek de emin olamadığımız evlerimiz, kederimiz mi yoksa kaderimiz mi olduğunu halen çözemediğimiz coğrafyamız üzerine sorular soran ve ne olursa olsun, gerçek ya da mecazi, umutlu ya da umutsuz bir ikinci hayat imkanı üzerine bizleri düşünmeye çağıran bu denemeler mutlaka okunmalı. Okunmalı ve evlerimizin hayatımızın merkezinde olduğu bu sosyal izolasyon döneminde, gerçek anlamda eve dönmenin yollarını, evimizi bulmanın yollarını, kendimizi bilmenin yollarını bulmaya daha çok gayret etmeli…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.