Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Kahramanın Doğu usulü yolculuğu...




Toplam oy: 24
Jan Potocki
Yapı Kredi Yayınları

“Yalnız başına maceraya çıkma riskine girmememize gerek yok çünkü tüm zamanların kahramanları bizim yerimize bunu yapmışlar. Labirent baştan sona biliniyor. Tek yapmamız gereken kahramanın izlediği yolu izlemek. Nefreti bulmayı beklediğimiz yerde Tanrıyı bulacağız. Bir başkasını öldürmeyi düşündüğümüz yerde kendimizi öldürmüş olacağız. Dış dünyaya seyahat etmeyi düşündüğümüz yerde kendi varlığımızın merkezine geleceğiz. Yalnız olduğumuzu düşündüğümüz yerde tüm dünya bizimle gelecek.” Kahramanın yolculuğu üzerine sarfedilmiş bu sözler mitolojinin babası Joseph Campell’a ait, ama pekala Hacı Bektaş tarafından söylenmiş de olabilirdi...

Hacı Bektaş “Hafız’ın Yolculuğu”nun kahramanı, daha doğrusu hikayenin anakahramanı Hafız’ın diğer yüzü, yol göstericisi, iz sürücüsü... Konya’da kurduğu tekkeden bir süreliğine  ayrılıp tesadüfen karşılaştığı Hafız’la birlikte aslında sadece kendi içlerine doğru yaptıkları bir yolculuğa katılıyor. Bir yolculuğun yoldaşı, yol göstereni Hacı Bektaşi Veli olunca da, görünüşte incecik akan ancak inanılmaz derinliğe sahip bir nehre benzeyen, etkileyici bir okuma deneyimi bekliyor demektir bizleri.

Yolları bir kervansarayda kesişir Hafız’la Bektaş’ın. Ününü, yardımseverliğini duydukları Hatem Tai’yi görmek üzere birlikte yola koyulurlar. Hafız’ın zannettiğinin aksine Bektaş, Hatem Tai’nin mutsuz, yakınları tarafından kıymeti bilinmeyen bir adam olduğunu öngörmektedir. Bektaş’ın gerek Hatem Tai, gerek diğer karşılaştıkları insalar ve olaylar hakkındaki öngörülerinin birer birer doğru çıkmasıyla ilerlerler. O, yolu da, yolculuğun getireceklerini de daha yola çıkmadan bilendir. İyilikle kötülüğün hep iç içe olduğu, siyasetçilerin ayak oyunlarının hiç bitmediği, dostların çöldeki seller gibi ruhu hep yarı yolda bıraktığı, devlet yönetimi denen şeyin akla sığmayan adaletinin her defasında tekrarlandığı, Mecnun’un Leyla’yı sevmekten vazgeçip kendini bilimsel araştırmalara verdiği bir yolculuktur bu. Yani bir anlamda gerçek hayatın ta kendisidir.

Yolculuğun sonuna doğru Bektaş, Hafız’a aslında bütün bunları görebilmek için yola da yolculuğa da ihtiyacımız olmadığını anlatmış olur. “Merak, tutkuların belki de en çabuk eskiyenidir: Yolcunun zihnini kısa süre sonra tek başına işgal etmez olur ve yolcu, vatanının kıyılarını düşlemeye başlar, aradaki mesafenin ne kadar büyük olduğunu görür ve içinde yaşadığı o mutlu gün, çevresini saran yabancı manzaraya ışık tutmaz olur(...) İçinde yaşadığım zamanın önüne geçip, gelecek zaman içinde yaşamaya sakın kalkma! Fırat’ın sularında yıkanan şu insanlar bak: Akıntıya nasıl olsa gelecek olan sulara karşı yüzmek için kendilerini zorlamıyorlar; önceki sular gibi, o suların da gelip geçmesini bekliyorlar.” Kahramanın yolculuğunu neredeyse kutsallaştıran Batı kaynaklı edebiyatın aksine, yolculuğun sonunda, aslında yola çıkmanın bile gerekli olmadığını Doğu düşüncesinden, Hacı Bektaş’tan başka kim söyleyebilir ki bize...   

“Hafız’ın Yolculuğu”, dil ve tarih üzerine araştırmaları olan, Slav arkeolojisinin kurucusu olarak kabul edilen Polonyalı bir yazarın, Jan Potocki’inin, kaleminden çıkma bir kitap. Birbirinden bağımsız da okunabilecek kısa öykülerin, kıssaların bir toplamı olan bu çalışmada, aslında kendisi de bir tür gezgin olan ve hem Avrupa’yı hem Doğu’nun önemli şehirlerini gezen yazar, doğası gereği masalsı, şiirsel ve son derece çekici bir doğu öyküsüne çekerken bizleri, hikayenin ardındaki derinliği de vermeyi başarıyor.

“Hafızın Yolculuğu”, son derece akıcı dili, derinlikli anlatımı ve özellikle kısalığı ile özellikle okumaya vakit ayıramamaktan şikayetçi okurlar için biçilmiş kaftan. Ve elbette haftanın en şahane kitabı...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun