Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Mim Kemal Öke'den efsanevi bir karakterin romanı: Biat




Toplam oy: 43
Biat – Bir Turgut Reis Hikâyesi, Mim Kemal Öke’nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemine damgasını vuran tarihi olayların çarpıcı bir izdüşümü. İçerisinde ibretlik kısa hikâyelerin de kurgulandığı; Akdeniz’in efendisi olan; “biat”ın yalnız dürüstlüğe, iyiliğe, hakkaniyete, aşka ve Allah’a olduğunu bilen; İslam coğrafyasında “Seyfü’l-İslâm / Allah’ın Kılıcı” sıfatıyla anılan bir büyük şahsiyetin, Turgut Reis’in şaşaalı ve dramatik hikâyesinin romanı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Tüm yaşamı denizlerde geçen, Preveze Deniz Savaşı’na gönüllü olarak katılan, Küçük Malta’ya (Gozo adası), Korsika’ya, Trablusgarp’a seferler düzenleyen Turgut Reis, Osmanlı’nın üç kıtaya hükmettiği bir dönemde İspanyol, Ceneviz ve Venedik donanmalarına karşı büyük zaferler kazanarak Avrupalılar arasında “Dragut” lakabıyla nam ve korku salmış efsanevi bir denizci. Hayatı boyunca hep doğruluk, dürüstlük ve liyakatten yana olan, korku nedir bilmeyen, Akdeniz’i “Türk gölü” haline getirmek için mücadele veren, emrindeki leventlere gerçek bir baba gibi davranan ve hatta kendisine “Turgut Paşa” diye seslenildiğinde “Paşa değil, reis,” diyerek karşısındakini her defasında düzelten, “paşalık” unvanını reddeden bir şahsiyet.

 

Yazarın Biat romanı, sayısız maceraya girip onca badire atlatmış Turgut Reis’in seksen yıllık ömründeki son seferiyle (Malta seferiyle) açılıyor. Malta kuşatmasını Saint Elmo kalesinden başlatan Mustafa Paşa’nın kararını yanlış bulsa da komutayı bizzat ele alıp kuşatmayı kendisi yönetiyor. Romanın hikâyesini klasik öyküleme tekniği ve yalın bir dille anlatmayı tercih eden yazar, kuşatma boyunca geriye dönüşlerle Turgut Reis’in çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını ve yaşamöyküsünü aktarıyor okuyucuya.


Turgut Reis’in cismani ve ruhani aşkı
Romanın biçimini Turgut Reis’in ağzından ben-anlatıcı olarak ve çevresindekilerle diyalogları üzerinden belirleyen yazar, sıklıkla iç konuşmalara da başvuruyor; bu iç konuşmalarda olan biteni izleyen, gözlemleyen ve betimleyen ben-anlatıcı, yakın dostları olan Kara Kadı ve Deli Cafer’den leventlerine ve paşalarına, çocukluğundan kuşatma anında yaşadıklarına kadar her şeyi anlatıyor.
Ne var ki, iç konuşmalarının eksenini gerçekte kendisi ve daha çok sevdiği kadın, Fatıma’sı, eşi oluşturuyor. Romanda Turgut Reis’in -ben-anlatıcı üzerinden aktarılan- Fatıma’sı yer yer hayali/ruhani bir aşkın temsiline bürünürken, kimi zaman da cismani bir sesleniş halini alıyor; ve yaratıcıya duyulan sevgi ve hesaplaşmadan kendi hayatını sorgulamaya değin uzanan bir sohbete dönüşüyor.

Denize, özgürlüğe ve aşka biat
Mim Kemal Öke’nin küçük yaşlarda keşfettiği Turgut Reis’i -ve yaşamını- sonraki yıllarda bir tür “vefa borcu” gibi görüp kaleme alması, “deryaya”, “özgürlüğe” ve “aşka” duyduğu sarsılmaz inancından geliyor olsa gerek. Demokrasi, vicdan hürriyeti, insan hakları gibi evrensel değerlere yakınlığıyla da bilinen yazar, romanda Turgut Reis’i kâh denizle özdeşleştirir (“O mu bana biat etmişti ben mi ona biat etmiştim, bilinmez. [...] Âdemle âlem nasıl tevhid olmuşsa öyleydik biz onunla.” s. 12), kâh bağımsızlık verir (“...denize çıkmak... [insana] ...özgürlük bahşeder.” s.19); kimi zaman aşka davet eder (“İzin ver, sana biat edeyim. [...] Birlikte biat edelim aşka. Paylaşalım çilesini. Son âna kadar olsun akdimiz, Fatıma’m.” s. 266), kimi zaman yönünü çizer (“Bir levendi için kelleyi koltuğa almak. Oruç Reis misali! Kim yapar? Hangi saraylı kapudan? Sorarım.” s.70).
Çünkü başına buyruk, kimseye eyvallahı olmayan, Kanuni’ye bile boyun eğmeyen bir yapıya sahiptir Turgut Reis, “Kellemizi veririz, başımızı eğmeyiz. Karşımızdaki Türk de Müslüman da Osmanlı da olsa! Biat etmedik biz İstanbul’a.” (s. 43) der ve “biat”ın aslında kime ve hangi makama olunması gerektiğini hatırlatır:

“Biatımız Allah’a. O ne derse, o!”
Öyle ya, nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hükmettiği bir dönemde Avrupa’ya kök söktürmüş, “Dragut” lakabıyla nam salmış, ticaret yolları üzerinde bulunan denizlerde, 22 parelik donanması ve leventleriyle birlikte tüm Akdeniz’de İslam’ın bayrağını dalgalandırmış büyük bir denizciden söz ediyoruz.
Liyakatsiz zümre ile korsanlar arasındaki çatışma
Menteşe sancağına bağlı küçük bir köyde geçen çocukluğu, haftada bir gün babasıyla narenciye satmaya gittiği pazarda; tüccarlar, korsanlar ve askerlerin uğradığı; içkilerin, serseriliğin ve kavgaların hiç eksik olmadığı; Sen Jan Şövalyeleri’nin halkı haraca bağladığı; deniz ve gemileri ilk kez görüp sevdiği Halikarnas’ta şekillenmeye başlayan Turgut Reis’in “korsanlığı” bir meslekten ziyade hayat tarzı olarak benimsemesine neden olur. Kimsenin emrine, boyunduruğuna girmeden İslam ve Osmanlı İmparatorluğu nezdinde Allah’a hizmet etmek; denizlerin uçsuz bucaksız enginliğinde özgürce dolaşıp dünyayı ve kâinatı anlamak için.
Dürüstlüğü, doğruluğu düstur edinmiş, liyakati esas alan ve bu nedenle de kimi paşalarla arası açılan bu ünlü “korsan”, “Dersaâdet’tekiler yüzme bilmeyen eşhas. Bunlar kendilerini yüzdüremez, kadırgayı nasıl yüzdürecek?” (s. 300) derken imparatorluktaki bir gerçeğin de altını çiziyordu aslında; “Liyakat biz korsanlarda. [...] Biz Türk Korsanları olmasa koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun denizlere hâkimiyeti mümkün değil. Bizlere de o ‘yan bakışlar’ olmasa!” (s. 300) derken de, hem kendilerini küçümseyen, liyakatten mustarip, “İltimas ile mevki dağıtıl[an]” zümreyle çatışmalı bir hali, hem de “ahde sadık”, “vefakâr” olmanın önemini vurguluyordu. (s. 164)
Tarihe tutulan projeksiyon
Biat – Bir Turgut Reis Hikâyesi, Mim Kemal Öke’nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemine damgasını vuran tarihi olayların çarpıcı bir izdüşümü. Malta seferiyle Saint Elmo kuşatmasındaki görkemli savaş sahnelerinden çocukluğa, ilk gençliğe, korsanlığa uzanan ve yolculuğunu aşkla tamamlayan bir roman.
İçerisinde ibretlik kısa hikâyelerin de kurgulandığı; Akdeniz’in efendisi olan; imparatorluğun, Türklüğün ve İslam’ın hizmetinde İspanyol, Venedik ve Ceneviz donanmalarıyla göğüs göğüse çarpışan; “biat”ın yalnız dürüstlüğe, iyiliğe, hakkaniyete, aşka ve Allah’a olduğunu bilen; İslam coğrafyasında “Seyfü’l-İslâm / Allah’ın Kılıcı” sıfatıyla anılan bir büyük şahsiyetin, Turgut Reis’in şaşaalı ve dramatik hikâyesinin romanı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Bu, gecikmiş bir yazı. Zira Amerikalı genç yazar Maile Meloy’un öykü kitabı Tek İstediğim Her İkisi Birden’in Türkçede yayınlanmasının üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti.

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.