Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Mim Kemal Öke'den efsanevi bir karakterin romanı: Biat




Toplam oy: 78
Biat – Bir Turgut Reis Hikâyesi, Mim Kemal Öke’nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemine damgasını vuran tarihi olayların çarpıcı bir izdüşümü. İçerisinde ibretlik kısa hikâyelerin de kurgulandığı; Akdeniz’in efendisi olan; “biat”ın yalnız dürüstlüğe, iyiliğe, hakkaniyete, aşka ve Allah’a olduğunu bilen; İslam coğrafyasında “Seyfü’l-İslâm / Allah’ın Kılıcı” sıfatıyla anılan bir büyük şahsiyetin, Turgut Reis’in şaşaalı ve dramatik hikâyesinin romanı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Tüm yaşamı denizlerde geçen, Preveze Deniz Savaşı’na gönüllü olarak katılan, Küçük Malta’ya (Gozo adası), Korsika’ya, Trablusgarp’a seferler düzenleyen Turgut Reis, Osmanlı’nın üç kıtaya hükmettiği bir dönemde İspanyol, Ceneviz ve Venedik donanmalarına karşı büyük zaferler kazanarak Avrupalılar arasında “Dragut” lakabıyla nam ve korku salmış efsanevi bir denizci. Hayatı boyunca hep doğruluk, dürüstlük ve liyakatten yana olan, korku nedir bilmeyen, Akdeniz’i “Türk gölü” haline getirmek için mücadele veren, emrindeki leventlere gerçek bir baba gibi davranan ve hatta kendisine “Turgut Paşa” diye seslenildiğinde “Paşa değil, reis,” diyerek karşısındakini her defasında düzelten, “paşalık” unvanını reddeden bir şahsiyet.

 

Yazarın Biat romanı, sayısız maceraya girip onca badire atlatmış Turgut Reis’in seksen yıllık ömründeki son seferiyle (Malta seferiyle) açılıyor. Malta kuşatmasını Saint Elmo kalesinden başlatan Mustafa Paşa’nın kararını yanlış bulsa da komutayı bizzat ele alıp kuşatmayı kendisi yönetiyor. Romanın hikâyesini klasik öyküleme tekniği ve yalın bir dille anlatmayı tercih eden yazar, kuşatma boyunca geriye dönüşlerle Turgut Reis’in çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını ve yaşamöyküsünü aktarıyor okuyucuya.


Turgut Reis’in cismani ve ruhani aşkı
Romanın biçimini Turgut Reis’in ağzından ben-anlatıcı olarak ve çevresindekilerle diyalogları üzerinden belirleyen yazar, sıklıkla iç konuşmalara da başvuruyor; bu iç konuşmalarda olan biteni izleyen, gözlemleyen ve betimleyen ben-anlatıcı, yakın dostları olan Kara Kadı ve Deli Cafer’den leventlerine ve paşalarına, çocukluğundan kuşatma anında yaşadıklarına kadar her şeyi anlatıyor.
Ne var ki, iç konuşmalarının eksenini gerçekte kendisi ve daha çok sevdiği kadın, Fatıma’sı, eşi oluşturuyor. Romanda Turgut Reis’in -ben-anlatıcı üzerinden aktarılan- Fatıma’sı yer yer hayali/ruhani bir aşkın temsiline bürünürken, kimi zaman da cismani bir sesleniş halini alıyor; ve yaratıcıya duyulan sevgi ve hesaplaşmadan kendi hayatını sorgulamaya değin uzanan bir sohbete dönüşüyor.

Denize, özgürlüğe ve aşka biat
Mim Kemal Öke’nin küçük yaşlarda keşfettiği Turgut Reis’i -ve yaşamını- sonraki yıllarda bir tür “vefa borcu” gibi görüp kaleme alması, “deryaya”, “özgürlüğe” ve “aşka” duyduğu sarsılmaz inancından geliyor olsa gerek. Demokrasi, vicdan hürriyeti, insan hakları gibi evrensel değerlere yakınlığıyla da bilinen yazar, romanda Turgut Reis’i kâh denizle özdeşleştirir (“O mu bana biat etmişti ben mi ona biat etmiştim, bilinmez. [...] Âdemle âlem nasıl tevhid olmuşsa öyleydik biz onunla.” s. 12), kâh bağımsızlık verir (“...denize çıkmak... [insana] ...özgürlük bahşeder.” s.19); kimi zaman aşka davet eder (“İzin ver, sana biat edeyim. [...] Birlikte biat edelim aşka. Paylaşalım çilesini. Son âna kadar olsun akdimiz, Fatıma’m.” s. 266), kimi zaman yönünü çizer (“Bir levendi için kelleyi koltuğa almak. Oruç Reis misali! Kim yapar? Hangi saraylı kapudan? Sorarım.” s.70).
Çünkü başına buyruk, kimseye eyvallahı olmayan, Kanuni’ye bile boyun eğmeyen bir yapıya sahiptir Turgut Reis, “Kellemizi veririz, başımızı eğmeyiz. Karşımızdaki Türk de Müslüman da Osmanlı da olsa! Biat etmedik biz İstanbul’a.” (s. 43) der ve “biat”ın aslında kime ve hangi makama olunması gerektiğini hatırlatır:

“Biatımız Allah’a. O ne derse, o!”
Öyle ya, nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hükmettiği bir dönemde Avrupa’ya kök söktürmüş, “Dragut” lakabıyla nam salmış, ticaret yolları üzerinde bulunan denizlerde, 22 parelik donanması ve leventleriyle birlikte tüm Akdeniz’de İslam’ın bayrağını dalgalandırmış büyük bir denizciden söz ediyoruz.
Liyakatsiz zümre ile korsanlar arasındaki çatışma
Menteşe sancağına bağlı küçük bir köyde geçen çocukluğu, haftada bir gün babasıyla narenciye satmaya gittiği pazarda; tüccarlar, korsanlar ve askerlerin uğradığı; içkilerin, serseriliğin ve kavgaların hiç eksik olmadığı; Sen Jan Şövalyeleri’nin halkı haraca bağladığı; deniz ve gemileri ilk kez görüp sevdiği Halikarnas’ta şekillenmeye başlayan Turgut Reis’in “korsanlığı” bir meslekten ziyade hayat tarzı olarak benimsemesine neden olur. Kimsenin emrine, boyunduruğuna girmeden İslam ve Osmanlı İmparatorluğu nezdinde Allah’a hizmet etmek; denizlerin uçsuz bucaksız enginliğinde özgürce dolaşıp dünyayı ve kâinatı anlamak için.
Dürüstlüğü, doğruluğu düstur edinmiş, liyakati esas alan ve bu nedenle de kimi paşalarla arası açılan bu ünlü “korsan”, “Dersaâdet’tekiler yüzme bilmeyen eşhas. Bunlar kendilerini yüzdüremez, kadırgayı nasıl yüzdürecek?” (s. 300) derken imparatorluktaki bir gerçeğin de altını çiziyordu aslında; “Liyakat biz korsanlarda. [...] Biz Türk Korsanları olmasa koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun denizlere hâkimiyeti mümkün değil. Bizlere de o ‘yan bakışlar’ olmasa!” (s. 300) derken de, hem kendilerini küçümseyen, liyakatten mustarip, “İltimas ile mevki dağıtıl[an]” zümreyle çatışmalı bir hali, hem de “ahde sadık”, “vefakâr” olmanın önemini vurguluyordu. (s. 164)
Tarihe tutulan projeksiyon
Biat – Bir Turgut Reis Hikâyesi, Mim Kemal Öke’nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemine damgasını vuran tarihi olayların çarpıcı bir izdüşümü. Malta seferiyle Saint Elmo kuşatmasındaki görkemli savaş sahnelerinden çocukluğa, ilk gençliğe, korsanlığa uzanan ve yolculuğunu aşkla tamamlayan bir roman.
İçerisinde ibretlik kısa hikâyelerin de kurgulandığı; Akdeniz’in efendisi olan; imparatorluğun, Türklüğün ve İslam’ın hizmetinde İspanyol, Venedik ve Ceneviz donanmalarıyla göğüs göğüse çarpışan; “biat”ın yalnız dürüstlüğe, iyiliğe, hakkaniyete, aşka ve Allah’a olduğunu bilen; İslam coğrafyasında “Seyfü’l-İslâm / Allah’ın Kılıcı” sıfatıyla anılan bir büyük şahsiyetin, Turgut Reis’in şaşaalı ve dramatik hikâyesinin romanı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.