Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Sherlock Holmes vampirlere karşı!




Toplam oy: 53
Arthur Conan Doyle
Kyrhos Kitap

Sherlock Holmes, bir vampir davasıyla karşılaşırsa ne yapar? Elbette ona inanmaz ve sahte vampirin maskesini muhakkak düşürür. Malumunuz kendisi pozitif aklın mükemmel bir temsilcisidir, doğaüstü diye bir şeye katiyen inanmaz. Şimdi böyle söyleyince sıkıcı bir karaktermiş gibi görünüyor, hele ki vampir romanlarına taptığımız, kendimizi fantastik dizilerden ve onların sinema-tv dizisi uyarlamalarından alamadığımız bu çağda. Ama kendisini severiz elbette, yaratıldığı günden itibaren gönlümüzde ayrı bir yeri vardır. Hayata karşı durmaksızın dillendirdiğimiz “bütünüyle kuşkudayız” şiarının capcanlı bir temsili gibidir. Peki, elimde Holmes’un yaratıcısı Arthur Conan Doyle’un kaleme aldığı vampir öykülerinden bir seçki var desem? Doyle’un vampir olgusuna yaptığı edebi katkıları gözler önüne seren bir ilk toplu koleksiyon? Herhalde ilgi çekiciliğinden öte, bu tür hikayelere ilgisi olanların da, onlardan pek hazzetmeyenlerin de dikkatinden kaçmayacaktır.

Buyurun vampir avına...
Bizi bekleyen Doyle literatüründe bir vampir avı. Öncelikle bugün artık klasikleşmiş olarak kabul ettiğimiz, aristokrat, yakışıklı, son derece kültürlü, kibar, bir o kadar da çapkın ve baştan çıkarıcı vampir kahramanın nasıl yavaş yavaş ortaya çıktığını gözlemliyoruz “Vampir Öyküleri”nde. Doyle, hayranı olduğu ve aynı zamanda iyi bir dostluk kurduğu Bram Stoker’la ve Stoker’ın yarattığı Kont Drakula’yla dirsek teması içinde. Hatta seçkide Holmes ile bizzat Bram Stoker’ın adıyla sanıyla kahraman olduğu bir vampir hikayesi bile var: Kaybolan Vampir Vakası. Bu hikayede Stoker ve arkadaşı Van Helsing kaybolan sözde bir vampirin peşine düşmek için Sherlock Holmes’dan yardım istemeye geliyor. Daha doğrusu Holmes gibi bir zihnin vampirlere ve doğaüstüne karşı derin şüpheciliğini yenmeye çalışıyor. Hikayenin yazarının Doyle olduğunu düşünürseniz, Stoker’ın bu savaşta galip gelmesinin de ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz elbette. Görüyoruz ki, edebi düzlemde vampirlere ve doğaüstü olaylara sorgusuz sualsiz kendimizi kaptırmamız, bugünlere gelmemiz oldukça zor olmuş!

Sherlock Holmes’ün ilgilendiği vampir vakalarında dikkatimizi çeken önemli bir benzerlik fark ediyoruz. Arthur Conan Doyle’un yarattığı Holmes ile Bram Stoker’ın klasik vampir kahramanı tuhaf bir şekilde pek çok ortak özellik taşıyorlar: “Her ikisi de uzun, ince yapılı, karizmatik adamlardır ve olağandışı yetenekleri ve güçleri sayesinde etraflarındaki insanları şaşırtırlar”. Biri iyiyi, pozitif aklın gücünü temsil eden önemli bir kültürel ikon, diğeri ise belki de en sevdiğimiz canavar! İyi dedektif ile kötü vampir, onlar birbirlerinin diyalektik ikizi, ışıkla karanlık gibi, aklımızı ve ruhumuzu el ele verip keyifle sarıyorlar.

Seçkide yer alan hikayelerde klasikleşmiş vampir olgusunun yanı sıra pek çok farklı vampir-vampirlik türü de yer alıyor. Kan emici tropikal bitkiler de, çekicilikleri ile erkeklerin kanını emen “femme fatale”ler de, insanların kanı yerine, ruhunu, yaşam enerjisini emen, içlerine bir parazit gibi giren “vampirimsiler” de bu hikayelerin temel izleği olabiliyor. Hatta, “Vampir Öyküleri”nde bir mumya ile vampirin ilk kez bir araya geldi bir öykü bile var: “Thot’un Yüzüğü”.   

Hikayelerindeki kahramanlardan birine, “mantığın katılığından ve kesinliğinden uzaklaşmak, beni kötü bir koku ya da yanlış bir nota kadar huzursuz ediyor”, dedirtecek kadar bu konuda katı bir yazar Arthur Conan Doyle. Ama insan zihninin olağanla-olağanüstü, gerçekle-hayal arasında yaşadığı danstan mürekkep bir şey olduğunun, bize “başka” şeyleri anlatan, korkularımızla yüzleştiren hikayelerden hiç vazgeçmediğimizin de farkında. Kim bilir belki de, çağdaş edebiyatı böylesine etkilemesinin temelinde de bu farkındalık yatıyordur.

“Vampir Öyküleri”, içindeki hikayelerin seçiminden, hikayelerin sonunda yer alan kısa editöryal açıklamalara, kitabın sonunda yer alan Vampir bibliyografisinden özenli çevirisine, haftanın en şahane kitabı. Hatta, vampirizme kafayı takmış okurların el kitabı olmaya bile aday, diyebilirim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
57% (41 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
22% (16 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
22% (16 oy)
Oy veren sayısı: 72

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun