Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Vahşi insanlar arasında, modern bir erginlenme töreni




Toplam oy: 147
Dirk Wittenborn
Ayrıntı Yayınları

Son dönem Amerikan edebiyatının sevilen yazarlarından biri Dirk Wittenborn. Biz Türk okurları onu geçtiğimiz yıl Türkçeye çevrilen Farmakon adlı ilk romanıyla tanıdık; zamanının ünlü psikiyatristlerinden biri olan babasının yaşamından ve ailevi bir trajediden esinlenerek kaleme aldığı, orta sınıf beyaz Amerikan yaşamını zehir ve ilaç, mutluluk ve umut kavramları üzerinden kıyasıya eleştirdiği dikkat çekici ilk romanı... Wittenborn şimdi de karşımıza “Vahşi İnsanlar”la çıkıyor. Ve, orta sınıf bir yeniyetmenin yaşadıkları aracılığıyla, dünya üzerinde el değmeden kalabilmiş son ilkel toplum olan ‘Yanomamo’ların mı, yoksa zengin Amerikalıların mı daha vahşi olduğu üzerine karar vermemizi istiyor.

New York’ta masözlük yapan uyuşturucu bağımlısı annesiyle birlikte yaşayan 15’lik Finn’in tek bir hayali var; ülkenin tanınmış antropologlarından biri olan babasının Amazon ormanlarında yaşayan Yanomamo halkıyla ilgili araştırmasına katılabilmek.  Çünkü hikayemizin başlangıcında ömrü boyunca göremediği babasını ve dünyanın en vahşi insanları sandığı Yanomamoları şiddetle tanımak istemekte. Ve bir parça da olsa ebeveyn-çocuk ilişkisinde çoğu zaman rollerin yer değiştirdiği annesinden, birlikte kurdukları karmaşık hayattan kurtulmak... Bunun ise tek bir yolu var: Büyükbabasının gönlünü yaparak yolculuk parasını temin etmek. Ancak bu yolculuğun karara bağlanacağı gün Finn, uyuşturucu krizi geçiren annesine kokain almak isterken tutuklanınca kahramanımızın hayalleri sonsuza kadar suya düşer. Şimdi büyükbabası ve büyükannesinden kaçmak üzere annesinin zengin ve gizemli bir müşterisinin yanına sığınmak durumundadırlar.

İşte Vlyvalle kasabası ve Vlyvalle insanları böyle girer anne oğlun hayatına. Annesinin müşterisi Bay Osborne, Vlyvalle’in de, ülkenin de en zengin adamlarından biridir. Bu kasabada kendilerine ilk andan itibaren yepyeni bir hayat kurmaya başlarlar, kahramanımızın  annesi uyuşturucudan kurtulmak için psikolojik yardım almanın yanı sıra sıkı bir şekilde çalışmakta, ideal bir ortasınıf anne olmaya çabalamaktadır. Ancak Finn’in talihi annesinden de açıktır: Bay Osborne’un torunu Maya ile aralarında başlayan aşk, onu Vlyvalle’in en tanınan, en sevilen simalarından biri yapacaktır, dolayısıyla da en çok başı derde giren simalarından...

Bay Osborne gibi bir adamın onlara neden yardım ettiğini bilmeyen Finn, bu zengin ve itibarlı adamla annesinin arasındaki ilişkiden şüphelenmektedir. Ancak kısa süre içinde çözeceği bu gizem onların hayatlarına dair yeni gizemleri ve tehlikeleri de beraberinde getirir: Finn’e yapılan saldırı, Maya’nın ailesi Langleyler’in evinin kundaklanması ve Maya’nın kayboluşu gibi... Şimdi Finn, Yanamomolar’ın o kadar da vahşi olmayabileceklerini düşünmeye başlamıştır. Kahramanımız yavaş yavaş çevresindeki para, iktidar, kariyer ve cinsellik adına kurulan çıkar ilişkilerinin farkına varır, etrafındakilerin kendi kişisel çıkarları için yapmayacakları şey yoktur; öldürmek dahil... En fenası da aralarına çabucak kabul ettikleri Finn’i de kendilerinden biri saymaktadırlar.

Ergenlikle yeniyetmelik, zenginlikle yoksulluk arasında ölesiye salınıp duran kahramanımızın yetişkinliğe bir adım kala nasıl bir adam olacağına dair karar verme sürecine odaklanır “Vahşi İnsanlar”. En önemlisi nihayetinde kim olduğunun, ne olduğunun farkına varmaktır belki de: “Artık Maya’yı silkeleyerek rüyalarından uyandırmak ve ona ağabeyi hakkında bildiğim şeyleri anlatmak gibi bir istek duymuyordum. Düşündüklerimin hiçbirini ispatlayamazdım. Maya’yı inandırmayı başarsam bile, yaşadığı iyi hayatın asıl gerçekliği korktuğundan daha çirkindi. Bize kim inanırdı ki? O, kaldığı yurdu ateşe vermiş, kaçak avcılara çelik kapanlar kurmuş ve FBI tarafından gözaltına alınışı televizyonda yayınlanmış, şımarık, zengin kızının tekiydi. Bense kokain alırken yakalanmış, kendini pencereden atmış ve şekerleme milyarderi bir kadının, kendini Şükran Günü yemeği için Jackie Kennedylere götüreceğine dair bir hikaye uydurmuş çocuktum. Maya yaramaz kızın tekiydi, bense fıkra gibiydim”

Wittenborn Vlyvalle’den gösterişli ve bir o kadar da gerilimli klostrofobik bir kasaba yaratırken, kasabanın zenginlerinden etrafa yayılan mutsuzluk ve şiddet dalgasını da, kapitalist dünyada umutsuzca verilen yaşam mücadelesini de etkileyici biçimde aktarır. 70’li yılların sonunda yaşanan büyük yozlaşmayı, ahlaki çöküşü, gündelik hayata yayılan uyuşturucu bağımlılığını da incelikli biçimde içselleştirerek hikayesine yediren yazar ergenlik çağındaki kahramanına modern bir erginlenme töreni yaşatarak çok katmanlı bir roman ortaya koymaktadır.  En keyiflisi ise Amerikan rüyasını alaşağı ederek onu yeni bir rüyaya çevirmeyi başarmasıdır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Mary Shelley, ölümsüz eseri Frankenstein’ın bir yerinde unutulmaz bir cümle kurar: “Sen yaratıcımsın, ama ben senin efendinim, itaat et!” Çünkü yaratan ile yaratılan arasındaki en değişmez ve belki de en kahredici noktayı görmüştür Shelley; yaratılan, karanlık çukurunun sefaleti içindeyken, onu yaratanın mutlu olması mümkün değildir.

Altı ayda sadece tek bir geminin geçtiği bir nehrin üzerindeki köprüde, tek işi o gemiye yol vermek olan bir bekçi... İnsansız, büyüleyici bir doğanın içinde, aylarca hiç konuşmadan, sadece okuyarak, yazarak yaşayan; yalnız bir romancı imgesi… Benim hayatımda ilk karşılaştığım yazardı Sadık Yemni.

Madem Selim İleri Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu yazmış, hem de dile kolay tam iki yüzden fazla roman var bu kılavuzun içinde, o zaman ben de içlerinden en sevdiklerimle başlayabilirim… Örneğin Halit Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah’ıyla.

Son zamanlarda ne bir edebiyat ne de bir eleştiri metni beni böylesine etkiledi; yüreğimi havalandırdı, kaleme sarılmama yol açtı, siyasetle, edebiyatla, gündelik hayatla ve elbette kendimle kurduğum ilişkiye böylesine sirayet etti, Sessizin Payı’ndan başka… Türkiye’de edebiyat eleştirisinin biricik isimlerinden Nurdan Gürbilek, soğukkanlı, cesur, mesafeli ama kesinlikle duygudan yoksu

Bir süre önce mübadele döneminin edebiyata yansımaları üzerine küçük bir araştırma yapmıştım. Mübadelenin Türk edebiyatına yansıması o kadar cılız, Yunan edebiyatına yansıması o kadar büyüktü ki şaşırıp kaldığımı hatırlıyorum. Mübadelenin özel bir yeri de yoktu üstelik, toplumsal travmalarımızın hemen hepsi edebiyata çok ama çok az yansıyordu, tuhaf bir şekilde susmayı tercih ediyorduk.

Söyleşi

Masalcı Nazlı Çevik Azazi ile söyleşi: "Aslolan sen değilsin, hikaye..."

 

Adalet ÇAVDAR

 

ŞahaneBirKitap

Mary Shelley, ölümsüz eseri Frankenstein’ın bir yerinde unutulmaz bir cümle kurar: “Sen yaratıcımsın, ama ben senin efendinim, itaat et!” Çünkü yaratan ile yaratılan arasındaki en değişmez ve belki de en kahredici noktayı görmüştür Shelley; yaratılan, karanlık çukurunun sefaleti içindeyken, onu yaratanın mutlu olması mümkün değildir.

FikriSabit

Bu yıl, edebiyatta yerleşmiş erkek egemen, eril dille savaşan kadın edebiyatçıların yılı olarak anılacak belki de...

Eren Aysan, Hande Gündüz, Gaye Boralıoğlu, Şebnem İşigüzel, Menekşe Toprak ve Latife Tekin. Bu yıl hemen tüm edebiyat ödülleri kadın yazarlarımızın! Her şeyi bir yana koyup edebiyat adına ne kadar sevinçli bir yıl içinde olduğumuzu konuşacağız kanımca uzun bir süre.