Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Vahşi insanlar arasında, modern bir erginlenme töreni




Toplam oy: 79
Dirk Wittenborn
Ayrıntı Yayınları

Son dönem Amerikan edebiyatının sevilen yazarlarından biri Dirk Wittenborn. Biz Türk okurları onu geçtiğimiz yıl Türkçeye çevrilen Farmakon adlı ilk romanıyla tanıdık; zamanının ünlü psikiyatristlerinden biri olan babasının yaşamından ve ailevi bir trajediden esinlenerek kaleme aldığı, orta sınıf beyaz Amerikan yaşamını zehir ve ilaç, mutluluk ve umut kavramları üzerinden kıyasıya eleştirdiği dikkat çekici ilk romanı... Wittenborn şimdi de karşımıza “Vahşi İnsanlar”la çıkıyor. Ve, orta sınıf bir yeniyetmenin yaşadıkları aracılığıyla, dünya üzerinde el değmeden kalabilmiş son ilkel toplum olan ‘Yanomamo’ların mı, yoksa zengin Amerikalıların mı daha vahşi olduğu üzerine karar vermemizi istiyor.

New York’ta masözlük yapan uyuşturucu bağımlısı annesiyle birlikte yaşayan 15’lik Finn’in tek bir hayali var; ülkenin tanınmış antropologlarından biri olan babasının Amazon ormanlarında yaşayan Yanomamo halkıyla ilgili araştırmasına katılabilmek.  Çünkü hikayemizin başlangıcında ömrü boyunca göremediği babasını ve dünyanın en vahşi insanları sandığı Yanomamoları şiddetle tanımak istemekte. Ve bir parça da olsa ebeveyn-çocuk ilişkisinde çoğu zaman rollerin yer değiştirdiği annesinden, birlikte kurdukları karmaşık hayattan kurtulmak... Bunun ise tek bir yolu var: Büyükbabasının gönlünü yaparak yolculuk parasını temin etmek. Ancak bu yolculuğun karara bağlanacağı gün Finn, uyuşturucu krizi geçiren annesine kokain almak isterken tutuklanınca kahramanımızın hayalleri sonsuza kadar suya düşer. Şimdi büyükbabası ve büyükannesinden kaçmak üzere annesinin zengin ve gizemli bir müşterisinin yanına sığınmak durumundadırlar.

İşte Vlyvalle kasabası ve Vlyvalle insanları böyle girer anne oğlun hayatına. Annesinin müşterisi Bay Osborne, Vlyvalle’in de, ülkenin de en zengin adamlarından biridir. Bu kasabada kendilerine ilk andan itibaren yepyeni bir hayat kurmaya başlarlar, kahramanımızın  annesi uyuşturucudan kurtulmak için psikolojik yardım almanın yanı sıra sıkı bir şekilde çalışmakta, ideal bir ortasınıf anne olmaya çabalamaktadır. Ancak Finn’in talihi annesinden de açıktır: Bay Osborne’un torunu Maya ile aralarında başlayan aşk, onu Vlyvalle’in en tanınan, en sevilen simalarından biri yapacaktır, dolayısıyla da en çok başı derde giren simalarından...

Bay Osborne gibi bir adamın onlara neden yardım ettiğini bilmeyen Finn, bu zengin ve itibarlı adamla annesinin arasındaki ilişkiden şüphelenmektedir. Ancak kısa süre içinde çözeceği bu gizem onların hayatlarına dair yeni gizemleri ve tehlikeleri de beraberinde getirir: Finn’e yapılan saldırı, Maya’nın ailesi Langleyler’in evinin kundaklanması ve Maya’nın kayboluşu gibi... Şimdi Finn, Yanamomolar’ın o kadar da vahşi olmayabileceklerini düşünmeye başlamıştır. Kahramanımız yavaş yavaş çevresindeki para, iktidar, kariyer ve cinsellik adına kurulan çıkar ilişkilerinin farkına varır, etrafındakilerin kendi kişisel çıkarları için yapmayacakları şey yoktur; öldürmek dahil... En fenası da aralarına çabucak kabul ettikleri Finn’i de kendilerinden biri saymaktadırlar.

Ergenlikle yeniyetmelik, zenginlikle yoksulluk arasında ölesiye salınıp duran kahramanımızın yetişkinliğe bir adım kala nasıl bir adam olacağına dair karar verme sürecine odaklanır “Vahşi İnsanlar”. En önemlisi nihayetinde kim olduğunun, ne olduğunun farkına varmaktır belki de: “Artık Maya’yı silkeleyerek rüyalarından uyandırmak ve ona ağabeyi hakkında bildiğim şeyleri anlatmak gibi bir istek duymuyordum. Düşündüklerimin hiçbirini ispatlayamazdım. Maya’yı inandırmayı başarsam bile, yaşadığı iyi hayatın asıl gerçekliği korktuğundan daha çirkindi. Bize kim inanırdı ki? O, kaldığı yurdu ateşe vermiş, kaçak avcılara çelik kapanlar kurmuş ve FBI tarafından gözaltına alınışı televizyonda yayınlanmış, şımarık, zengin kızının tekiydi. Bense kokain alırken yakalanmış, kendini pencereden atmış ve şekerleme milyarderi bir kadının, kendini Şükran Günü yemeği için Jackie Kennedylere götüreceğine dair bir hikaye uydurmuş çocuktum. Maya yaramaz kızın tekiydi, bense fıkra gibiydim”

Wittenborn Vlyvalle’den gösterişli ve bir o kadar da gerilimli klostrofobik bir kasaba yaratırken, kasabanın zenginlerinden etrafa yayılan mutsuzluk ve şiddet dalgasını da, kapitalist dünyada umutsuzca verilen yaşam mücadelesini de etkileyici biçimde aktarır. 70’li yılların sonunda yaşanan büyük yozlaşmayı, ahlaki çöküşü, gündelik hayata yayılan uyuşturucu bağımlılığını da incelikli biçimde içselleştirerek hikayesine yediren yazar ergenlik çağındaki kahramanına modern bir erginlenme töreni yaşatarak çok katmanlı bir roman ortaya koymaktadır.  En keyiflisi ise Amerikan rüyasını alaşağı ederek onu yeni bir rüyaya çevirmeyi başarmasıdır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Maurice Blanchot, "hiç ulaşılmamış, gecenin kalbinden aşırılmış, 'öteki gece'nin yazarı", "yazarın uykusuzluğunu misafir eden gecenin yazarı"... Deneysel hatta belki de radikal yazı deneyiminin yazarı... Ya da en açığı, parçalı anlatının sonuna giden adam. Ve onun Bekleyiş Unutuş'u. Dili parçalayıp bölen, sözü bir fısıltıya, anlatıyı şiire yakın bir kesintisizliğe çeviren romanı.

Ne vakit Türk edebiyatının üzerine oturduğu modernleşme endişesi üzerine düşünsem, rüyalarım gelir aklıma. Sözde yetişemediğim hayati sınavlar; kaçırdığım vapurlar, otobüsler; yetiştiremediğim ödevler ve yazılarla dolu, dekoru farklı, ruhu hep aynı rüyalar...

Adı Sahilden Bostancı... Bir ayağı ister istemez Bostancı'da olan, ömrünün büyük kısmı sahilden Bostancı dolmuşlarında geçen bir adalı olarak, dikkatimi çekmemesi mümkün değildi... Genç bir yazarın, Gül Ersoy'un ilk öykü kitabının adı, tanışmak için saklı bir tanıdıklığın izini süren okur-yazar buluşması.

"Irmağa giden yol, kasabadan kurtulunca, göz alabildiğine uzanan sayısız şeftali bahçeleri arasından geçerdi. Haziran içinde bile taşkın dere ayaklarının çamurlu, ıslak tuttuğu bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, kızgın güneşl, ağaçların tepelerinde meyveleri pişirirken, rutubetli toprakta birbiri arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı.

Edebiyatseverler bilirler Dar Zamanlar'ın yeri ayrıdır Adalet Ağaoğlu okurları için. Özellikle de Ağaoğlu'nu bizle tanıştıran ilk romanı Ölmeye Yatmak, düşünülürse. Bir saat yirmi dakika süren o uzun, bir ömürlük hikaye, düşünülürse...

Söyleşi

Faulkner ile söyleşi: "Sanatçı kötü ruhların yönlendirdiği bir yaratıktır"

 

Jean STEIN

 

ŞahaneBirKitap

Maurice Blanchot, "hiç ulaşılmamış, gecenin kalbinden aşırılmış, 'öteki gece'nin yazarı", "yazarın uykusuzluğunu misafir eden gecenin yazarı"... Deneysel hatta belki de radikal yazı deneyiminin yazarı... Ya da en açığı, parçalı anlatının sonuna giden adam. Ve onun Bekleyiş Unutuş'u. Dili parçalayıp bölen, sözü bir fısıltıya, anlatıyı şiire yakın bir kesintisizliğe çeviren romanı.

FikriSabit

Yazarın nafakası yok. Ama keyfinin kahyası da yok. Ne isterse yazar ya da yazmaz. İşte burada devlet üzerine tereyağ sürülmüş bir dilim ekmekle çıkıveriyor karşısına.

İlk önce kısa bir hafıza tazeleme yapalım. İskender Pala bundan iki yıl önce, Nisan 2012'de muhafazakar sanat (MS) manifestosunu yayınlamıştı hatırlarsanız.