Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Vahşi insanlar arasında, modern bir erginlenme töreni




Toplam oy: 71
Dirk Wittenborn
Ayrıntı Yayınları

Son dönem Amerikan edebiyatının sevilen yazarlarından biri Dirk Wittenborn. Biz Türk okurları onu geçtiğimiz yıl Türkçeye çevrilen Farmakon adlı ilk romanıyla tanıdık; zamanının ünlü psikiyatristlerinden biri olan babasının yaşamından ve ailevi bir trajediden esinlenerek kaleme aldığı, orta sınıf beyaz Amerikan yaşamını zehir ve ilaç, mutluluk ve umut kavramları üzerinden kıyasıya eleştirdiği dikkat çekici ilk romanı... Wittenborn şimdi de karşımıza “Vahşi İnsanlar”la çıkıyor. Ve, orta sınıf bir yeniyetmenin yaşadıkları aracılığıyla, dünya üzerinde el değmeden kalabilmiş son ilkel toplum olan ‘Yanomamo’ların mı, yoksa zengin Amerikalıların mı daha vahşi olduğu üzerine karar vermemizi istiyor.

New York’ta masözlük yapan uyuşturucu bağımlısı annesiyle birlikte yaşayan 15’lik Finn’in tek bir hayali var; ülkenin tanınmış antropologlarından biri olan babasının Amazon ormanlarında yaşayan Yanomamo halkıyla ilgili araştırmasına katılabilmek.  Çünkü hikayemizin başlangıcında ömrü boyunca göremediği babasını ve dünyanın en vahşi insanları sandığı Yanomamoları şiddetle tanımak istemekte. Ve bir parça da olsa ebeveyn-çocuk ilişkisinde çoğu zaman rollerin yer değiştirdiği annesinden, birlikte kurdukları karmaşık hayattan kurtulmak... Bunun ise tek bir yolu var: Büyükbabasının gönlünü yaparak yolculuk parasını temin etmek. Ancak bu yolculuğun karara bağlanacağı gün Finn, uyuşturucu krizi geçiren annesine kokain almak isterken tutuklanınca kahramanımızın hayalleri sonsuza kadar suya düşer. Şimdi büyükbabası ve büyükannesinden kaçmak üzere annesinin zengin ve gizemli bir müşterisinin yanına sığınmak durumundadırlar.

İşte Vlyvalle kasabası ve Vlyvalle insanları böyle girer anne oğlun hayatına. Annesinin müşterisi Bay Osborne, Vlyvalle’in de, ülkenin de en zengin adamlarından biridir. Bu kasabada kendilerine ilk andan itibaren yepyeni bir hayat kurmaya başlarlar, kahramanımızın  annesi uyuşturucudan kurtulmak için psikolojik yardım almanın yanı sıra sıkı bir şekilde çalışmakta, ideal bir ortasınıf anne olmaya çabalamaktadır. Ancak Finn’in talihi annesinden de açıktır: Bay Osborne’un torunu Maya ile aralarında başlayan aşk, onu Vlyvalle’in en tanınan, en sevilen simalarından biri yapacaktır, dolayısıyla da en çok başı derde giren simalarından...

Bay Osborne gibi bir adamın onlara neden yardım ettiğini bilmeyen Finn, bu zengin ve itibarlı adamla annesinin arasındaki ilişkiden şüphelenmektedir. Ancak kısa süre içinde çözeceği bu gizem onların hayatlarına dair yeni gizemleri ve tehlikeleri de beraberinde getirir: Finn’e yapılan saldırı, Maya’nın ailesi Langleyler’in evinin kundaklanması ve Maya’nın kayboluşu gibi... Şimdi Finn, Yanamomolar’ın o kadar da vahşi olmayabileceklerini düşünmeye başlamıştır. Kahramanımız yavaş yavaş çevresindeki para, iktidar, kariyer ve cinsellik adına kurulan çıkar ilişkilerinin farkına varır, etrafındakilerin kendi kişisel çıkarları için yapmayacakları şey yoktur; öldürmek dahil... En fenası da aralarına çabucak kabul ettikleri Finn’i de kendilerinden biri saymaktadırlar.

Ergenlikle yeniyetmelik, zenginlikle yoksulluk arasında ölesiye salınıp duran kahramanımızın yetişkinliğe bir adım kala nasıl bir adam olacağına dair karar verme sürecine odaklanır “Vahşi İnsanlar”. En önemlisi nihayetinde kim olduğunun, ne olduğunun farkına varmaktır belki de: “Artık Maya’yı silkeleyerek rüyalarından uyandırmak ve ona ağabeyi hakkında bildiğim şeyleri anlatmak gibi bir istek duymuyordum. Düşündüklerimin hiçbirini ispatlayamazdım. Maya’yı inandırmayı başarsam bile, yaşadığı iyi hayatın asıl gerçekliği korktuğundan daha çirkindi. Bize kim inanırdı ki? O, kaldığı yurdu ateşe vermiş, kaçak avcılara çelik kapanlar kurmuş ve FBI tarafından gözaltına alınışı televizyonda yayınlanmış, şımarık, zengin kızının tekiydi. Bense kokain alırken yakalanmış, kendini pencereden atmış ve şekerleme milyarderi bir kadının, kendini Şükran Günü yemeği için Jackie Kennedylere götüreceğine dair bir hikaye uydurmuş çocuktum. Maya yaramaz kızın tekiydi, bense fıkra gibiydim”

Wittenborn Vlyvalle’den gösterişli ve bir o kadar da gerilimli klostrofobik bir kasaba yaratırken, kasabanın zenginlerinden etrafa yayılan mutsuzluk ve şiddet dalgasını da, kapitalist dünyada umutsuzca verilen yaşam mücadelesini de etkileyici biçimde aktarır. 70’li yılların sonunda yaşanan büyük yozlaşmayı, ahlaki çöküşü, gündelik hayata yayılan uyuşturucu bağımlılığını da incelikli biçimde içselleştirerek hikayesine yediren yazar ergenlik çağındaki kahramanına modern bir erginlenme töreni yaşatarak çok katmanlı bir roman ortaya koymaktadır.  En keyiflisi ise Amerikan rüyasını alaşağı ederek onu yeni bir rüyaya çevirmeyi başarmasıdır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Edebiyatımızda pek sık görülen bir şey değildir kadın kahramanların hikayeleri. Özellikle son dönem genç edebiyatımızda bile yine eril bakış açısının, erkek yazarların, erkek kahramanların görece hakimiyeti düşünülürse… Ondandır ki, derin bir soluk alarak başlıyorum Figen Şakacı’nın Pala Hayriye’sine. Bir büyüme, olgunlaşma hikayesiyle baş başayız.

Bilmem ki siz de benim gibi, geçirdiğimiz dünün ardından dişil bir dünya bilgisinin eksikliğini iliklerinize kadar hissediyor musunuz? Çıkış yolunun siyasi- toplumsal erkle, güçle, kâr- zarar hesaplarıyla, kılıçla, asayla açılmayacağını bir kez bir kez daha hüzünle fark ediyor musunuz?

 

"Her kitabın kendi kaderi vardır." Türk edebiyatının büyük yazarlarından birinden işittiğim bu sözü zaman zaman hatırlarım. Doğru söze ne denir? Kimi zaman çeviri kitaplar için bile böyle olabildiğini düşünürüm. İşte Silo da bana bu kaderi düşündüren kitaplardan biri.

Derin bir adaletsizlik duygusunun harekete geçirdiği, o adaletsizlik duygusundan kurtulmak isteyen kadınlar…

 

Radikal, aşırı, konformizm karşıtı, özgür düşünen kadınlar…

 

Kuralların var olduğunu bilen ve o kuralların dışında yaşamayı seçmiş kadınlar…

 

Sadece sıradışı olan, sadece var olan isyankar kadınlar…

 

Daha önce de söylemiştim, Uzun Harmanlarda Bir Davetiz Misafir'i okuduğum günden beri Türk edebiyatında beni en çok şaşırtan yazarlardan biri olageldi Sezgin Kaymaz.

Söyleşi

Sami Berat Marçalı ile söyleşi: Üst kattaki teröristle barışma vakti!

 

Adalet ÇAVDAR

 

ŞahaneBirKitap

Edebiyatımızda pek sık görülen bir şey değildir kadın kahramanların hikayeleri. Özellikle son dönem genç edebiyatımızda bile yine eril bakış açısının, erkek yazarların, erkek kahramanların görece hakimiyeti düşünülürse… Ondandır ki, derin bir soluk alarak başlıyorum Figen Şakacı’nın Pala Hayriye’sine. Bir büyüme, olgunlaşma hikayesiyle baş başayız.

FikriSabit

Kural değişmiyor; ses, dil, yazı, yazmak ve yaşam üzerine düşünmek için, işe ölümden başlamayı göze almak gerekiyor demek ki. Her yeniden doğumun bedelini tek tek ödemek… Dilin çalışma sesi ancak böyle duyuluyor.

"Bugün kendimi Hegel’in betimlediği yaşlı Yunan gibi hissediyorum biraz: Hegel, bu adamın yaprakların, nehirlerin ve rüzgarların çıkardığı sesleri, kısacası Doğa’nın tüm titremelerini planlı bir zekanın izlerini görebilmek için hiç yorulmadan, tutkuyla incelediğini söylüyordu.